Görsel Medyanın Hali …



Belli aralıklarla televizyonlarda yayınlarla ilgili belli konseptler yer alıyor. Bu yıla kadar evlilik programları prime time da en çok izlenen programlar olmuştu. Oldukça tartışmalı olan bu yayınlarla ilgili pek çok şikayet de yapılmıştı. Türk örf ve adetlerine aykırı olması sebebiyle eleştirilen bu programlar konu olarak bakanlığa kadar gitmiştir. Bu konuda en ilginç olan ise, RTÜK’e yapılan pek çok şikayete rağmen (ki, resmi olarak halkın kayda geçmemiş şikayetleri de söz konusudur ) bu programların oldukça yüksek reyting almalarıydı. Şikayete konu olan bu programların hangi boyutta değerlendirildiğini bilemiyorum lakin psikolojik ve sosyolojik yönlerinin ve sonuçlarının olduğunu düşünüyorum. Uzmanların bu konulara dair gerçekten çözümleyici çalışmalar yapması elzem gözüküyor. Vatandaşı bu tarz programları izlemeye iten nedenler ve bu programların insanlar üzerindeki etlileri..
 
Biz toplum olarak yaşadıklarından ders çıkaran bir millet miyiz ? Hataların sık sık tekrarlandığı bu toplumda bu soruya “evet” cevabını vermek mümkün olmasa gerek ! Zira bir yanlıştan vazgeçmeye çalışırken bir bakıyoruz başka bir yanlışın sularına yelken açmışız. Bu sezon da prime time da geçmişte yer alan evlilik programlarını aratmayacak saçmalıklar yer alıyor. İsim vermeyeceğim bu programları neredeyse tüm kanallarda görmek mümkün.  Olayların taraflarının da konuk edildiği bu programlarda adeta bir mahkeme kuruluyor.Yayını sunan kişinin meseleyi köpürttükçe artan heyecanı ise ayrı bir mesele. İnsan para için kendini ne kadar küçültüyor diye düşündürüyor..  Bu programların izleyiciye zerre kadar bir katkı sağlamayacağı açık. Zaten böyle bir amacın olduğunu da sanmıyorum. Asıl konu izleyenler ne buluyor bu programlarda, meraka konu olan bu.
 
İnsan yaradılışı itibariyle meraklı bir canlıdır. Lakin bu merakı kendi hayatına katkısı olabilecek konulara yöneltse daha faydalı olur. Bilmem kimin kimle evlendiği, aldattığı ya da kimin kimi öldürdüğü veya bunu nasıl bir senaryo ile yaptığı benim hayatımın gündem konusu olmalı mı ? Kaldı ki bu benim işim de değil. Hayatlarımızda nasıl bir boşluk var ki, böyle gereksiz mevzular yer buluyor kendine… Üzücü olduğu kadar da düşündürücü…
 
Şöyle bir hasta olsanız, biraz kafam dağılsın deyip televizyon açsanız seyredecek bir şey yok. Bu nasıl bir yayıncılıktır. Denetim mekanizması nasıl işliyor, nereye kadar müdahil olabiliyorlar… Şimdi kalkıp “basın özgürlüğü, yayın özgürlüğü” diye çığırtkanlık yapanlar olabilir. Her konuda olduğu gibi özgürlük konusundaki algılayışımızda da sorun var maalesef.  Anlamları da kendi çıkarımıza göre istediğimiz gibi eğip büküyoruz. Kendimiz söz konusu olduğumuzda hak hukuk dersleri verirken, bir başkası söz konusu olduğunda acımasızca kılıçları çekebiliyoruz. Vah ki ne vahh !

Toplumları kolayca yönetmek istiyorsanız, onların kültürleriyle, bilinçleriyle, hafızalarıyla oynamanız yeterli. Basın yayın bu işin önemli bir ayağıdır. Bir toplumu yayın politikalarıyla; düşünmeyen, geçmişini sorgulamayan, günü magazinsel ve sığ bir düşünceyle geçiren aptal kitleler haline getirmek mümkün. Sonra bir bakarsınız, devletin uluslar arası arenadaki pozisyonu bile bilmem kimin hayatı kadar önemli olmaz. İşlem tamamdır !
 
Bazen haber programlarında gençlerle yapılan röportajlara rastlıyorum. Ülkeyi ilgilendiren önemli konularda görüşlerine başvurulan nadide çiçek ( ! ) gençlerimizin seviyesi içler acısı. Bize onların beyinlerinin nasıl da suni gündemlerle meşgul olduğunu gösteriyor. Tabi ki bu konunun pek çok boyutu var. Kabahati sadece gençlerde bulmak da eksik bir yaklaşım olur. Bu gençlerin aileleri hangi gündemlerle meşgul ona bakmak lazım..
 
Değişim her zaman yukarıdan aşağı olmaz. Yani kalkıp devletin ya da kanal yönetimlerinin sizleri düşünerek yayın politikaları belirlemelerini beklemek saflık olur. Bazen de değişim gerektiğinde aşağıdan yukarı olur. Halkın tabandan tavana doğru değişimi gerçekleştirecek basıncı uygulaması lazımdır. Uysal koyun olmayı bir kenara bırakma zamanı çoktan gelmiştir. Bunun çeşitli yöntemleri var elbette. İzlemeyi bırakarak başlayabiliriz mesela..
 
Hayatta en kıymetli şey “zaman”. Telafisi, geri dönüşü yok maalesef. Ve zaman su gibi akıp gidiyor. Bu kıymetli zamanı ne için harcadığımız gerçekten çok önemli. Bu aynı zamanda insanın insan olarak varlık nedenine yüklediği  anlamla da ilgilidir. “Ömrümüzü nerede, ne ile geçirdik…”
 
Vakit geç olmadan, dönülmez  olmadan değişim zamanı…
 
******
 
Bi Mola’ vermek isteyenler için Balzac’dan “Vadideki Zambak” okumaya değer.