HÂL DİLİ
Gideceğim yere acil yetişebilmek için şehir içi otobüse binmiştim. Hava sıcak,otobüs dolu ama şükür ki klima çalışıyordu. Yolum uzun değildi kapıya yakın bir yerde durdum.Ancak otobüs hareket etmiyordu. Neden acaba diye beklerken,şoför bey bulunduğum kapıdaki engelliler için olan aparatı açtı ve;
-“Ortadaki bebek arabalarını toparlayın lütfen,o alanın sahipleri binecek” dedi.
Kocaman ikiz bebek arabası vardı ve bir tane daha başka bebek arabası… Zahmetli bir şekilde toplansalar da , ikinci engelli aracına yer kalmamıştı maalesef. Duraktaki beyefendi;
-“Hep böyle oluyor!” diye kızıyordu,haklıydı…
Şoför yerine geçmiş araç hareket etmişti. Gözüm hemen solumdaki amcaya ilişti. Eliyle koltukta oturan küçük kız çocuğunu(tahminen 5 yaşında) işaret ederek oturmak istediğini söyleyince,küçüğün yanında olan -tahminen abla ya da akraba olan- genç kız ayağa kalktı,küçük oturmaya devam ediyordu. Karşısında oturan büyükannesi,sürekli “otur,kalkma” telkini veriyordu. 🙁 Sonraki durakta otobüs iyice dolmuştu ve yaşlı bir teyze ayakta bekliyordu. Büyükannenin omzuna dokunarak;
-“Siz küçüğü alır mısınız yanınıza ya da kucağınıza,teyze ayakta kaldı” dedim.Memnuniyetsiz bir şekilde;
-Gördüm ben onu,alıyorum” dedi. O sırada yerleşme karmaşası sebebiyle,başka bir küçük kız aradan sıyrılıp oturuverdi koltuğa.Bu defa az önce küçük kardeşine (!) yer veren abla;
-“Alır mısınız küçüğü,teyze otursun” dedi.
Annesi;
-“Ayy,çocuklar düşmesin diye otursun istiyoruz!” dedi.
Teyze;
-“Otursun madem”dedi.
-“Merak etmeyin düşmez,tutarsınız. Uygun bir yere dayanabilir.Bugün yer vermezlerse büyüklerine saygıyı nasıl öğrenecekler?” dedim tebessümle.
Kimi gözleri ile alkışlıyor gibi idi cümlelerimi,kimi memnuniyetsiz “çok bilmiş” der gibiydi.
Benim ise yüreğimde;
“Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz.” (Müslim, İman 78; Tirmizi, Fiten 11) hadisi yankılanıyordu. Küçük bir yavrunun büyüğe saygıyı öğrenmesine zemin hazırlamamak kötülüktür. Küçük bir çocuğu otobüste “amca,dede,teyze,abi” yaşında olmasına rağmen, şehvet düşkünü/tacizci olmasından dolayı,korumaya almaya çalışmak adına uğraşmak daha büyük problem!!Yabancı birinin yanına oturtmaya dahi korkuyoruz evlâtlarımızı maalesef…Fatura yine bize çıkıyor,İbn Haldun’un dediği gibi: İbn Haldun’a sorarlar;”efendim çocuklarımızı terbiye etmek için ne yapalım?”
-“Kendinizi eğitin yeter” der.
Çocuklar ailelerinden görerek öğrenir pekçok davranışı. Kelimelerimizden çok daha fazla etkilidir hâl dilimiz. “Engelli alanını işgal edebiliriz,araçta biz oturduysak gerisi önemli değil,ben,ben,ben…” zihniyeti ile yavruları şekillendirirsek,maalesef ki ortaya çıkan birey önce “ben” diyerek anne/babasına saygı göstermeyi bilemeyecek yazık ki! İnsanın kalitesi,sosyal alanda kul hakkına riayet edip etmediğiyle belli olur.
“Kimse kimseye karışamaz!”
“Herkes özgür,kendi nasıl isterse öyle davranır!”
“Benim tercihim kimseyi ilgilendirmez!” cinsinden pek çok cümleye karşılık şu hadisi hatırlatmak isterim inananlara;
“Din nasihattir” ve akabinde Hz.Ali’nin (r.a) cümlesi ile tamamlıyorum;
Bir insana herkesin içinde verilen öğüt; öğüt değil hakarettir! Ancak sosyal hayatta kulluk önceliğimize ve inceliğimize zarar verecek bir tavra,ilk anda verilen tepki önemlidir. “Bana ne!” değil ,”ben ne yapabilirim?” diyebilmeliyiz.Bugün elimizle ya da dilimizle düzeltmeye yeltenmediğimiz,kapı ardında fısıldayıp dedikodusunu etmekten ileri geçemediğimiz herşey toplum ahlâkını ve istikbâlini artık alenen zehirlemektedir. Her kesimin belli konularda ortak şikâyetleri var.İnançsız da olsanız,takva ehli Mü’min de olsanız,Hristiyan/Yahudi/Alevî farketmez … Her insan saygı,vefa,anlayış,güzel söz gibi, insanı insan yapan davranışları besleyecek bir üslupla ,hatalara aralanan kapıları kapatacak bir duruş sergilemeli. Müslüman günah der,değeri ayıp! Sonuç aynıdır değişmez,fakat ne ayıp, ne günah kavramları kimseyi tutamıyorsa burada büyük bir problem var demektir.
Bir nesil var,hâlâ;”bizi büyüklerimiz çok sıkıştırdı,çok kurala boğdu” diye anlatıyor. Ve o neslin yetiştirdiği nesil ise,alabildiğine özgür (!),umursamaz,bencil…Tabi ki herkesi yaftalamak değil niyetim.Ancak çoğunlukla duyduğum bu tarz hikâyeler şöyle bitiyor; “hata ettik,bu kadar başı boş bırakmamalıydık!” Çünkü ortaya çıkan manzaranın sanatkârı kendileri de olsalar memnun değiller. Kendileri “sıkıştırılmak” dedikleri eğitimle insanî değerleri öğrenirken,yetiştirdikleri evlâtları “ben” putuna köle olup çıkmıştı. İnsan sadece kendi mutluluğu,zevki için yaşayacak bir canlı olamazdı. Çünkü bu “imtihan” denilen sürecin doğasına aykırıydı.Kişisel gelişim uzmanları,depresyondan kurtulma yollarında yardım faaliyetlerine dahil olmayı tavsiye ediyorlar çünkü insanın fıtratında yardımseverlik,fedakârlık,vefa gibi güzel özellikler var.Öze dönüş için uğraşmak yerine,özünden kopmayan,dünyaya niye geldiğini bilen,şuurlu bir neslin temelleri için çalışmak daha doğru olmaz mı?
Anne/babanıza sevgi ve hürmetle bakın meselâ!Ki evlâtlarınız da bunu sizinle öğrensin,size saygı göstersin…
Otobüste büyüklere tereddüt etmeden yer verin.
“Kent kartı olan var mı?” sorusuna önce siz kart uzatarak cevap verin. Çöp kutusu bulana kadar çöpünüzü elinizde tutun.Piknik alanına yerleşirken önce,çöpleriniz için açtığınız poşeti “çöpünüzü buraya atabilirsiniz” diyerek gösterin. Yoldaki taşı,piknik alanındaki dikeni kenara kaldırın.Mağazada/markette sıra beklerken,yaşlıya/elinde az ürünü olana öncelik tanıyarak örnek olun.Yanınızdan geçene selâm vererek/tebessüm ederek mutluluk hediye edin. Alışveriş yaparken lezzeti değil,helâl/haram sertifikasını önceleyin. Özür dilemenin ama öncesinde özür dileyecek tavırlardan kaçınmanın erdem olduğunu yaşayarak gösterin.Affetmenin,hoşgörünün kendinizi yok saymak değil, Allah için olduğunu hatırlayıp size zararı dokunacak olanları,kalbinizin doğru rafına kaldırın.Alkolün eğlence değil dinen ve Müslüman/Türk kültüründe insanın sağlığına/toplumdaki yerine zarar veren bir düşman olduğunu,yine de kullananın da meşrulaştırma çabasına doğru şekilde engel olun.Okul,askerlik,iş bulma ve peşinden evlenerek yeni düzene geçen gençlere “hayat senin,nasıl istersen” yaşa demek yerine; “ömrüm oldukça,hayatının Hak rızasına uygun olması için sana rehberlik etmek için yanındayım” deyin.Örnekler o kadar çok ki,bolca düşünüp üzerimize düşeni severek yapmak için çabalamayız kıymetli dostlar. Hâlâ nefes alıp veriyorsak,”dünya yaşanmaz hâle geldi” diye vahlanmak yerine yaşanılır hâle getirmek derdinde olmalıyız.Hayatta dokunup geçtiğimiz,gözümüzün değdiği her yerin,her ânın Hak rızasına uygun olması duası ile…