Hayattaki yerini kalemine borçlu adamın hikayesi/ Açlık



Bu hafta “Açlık” üzerine söyleşelim mi? Evet evet Norveçli yazar Knut Hamsun’ın başyapıtı şahane eserinden bahsediyorum.

Eserde yazı yazmaktan başka -yeteneği- çaresi olmayan ama yazılarıyla da para kazanmayı başaramayan sefalet içinde sokak sokak dolanan bir gencin duygu yüklü hayatı işleniyor.

Öyle bir yokluk ki onun ki. Yaşadığı çağa yakışır bir açlık içine düşüyor. Ne kalacak yeri ne ısınacak yorganı buluyor. Genç yazar bir bankta iki büklüm oturmuş açlık içinde kıvranırken inanın sizin de karnınız gurulduyor. Öyle şahane öyle kusursuz tarif etmiş ki açlığı!. Milyon kere şükretseniz beyhude gibi geliyor. Açlık içinde geçse de günleri ne hırsızlığa ne arsızlığa meyletmeyen genç adam zar zor elde ettiği talaşları yiyor son çare. Açlıktan ölmemek için yediği talaşlara azık olarak kemikleri emiyor çöpten bulduğu. İşin garibi de öyle gururlu, öyle azimli ki! Yolundan da dönmüyor. Ben başarılı bir yazar olacağım diyor bağıra bağıra! Ve tabii ki her delikanlının başına gelen aşk meşk olayları onun da yakasına yapışıyor. Bir yanda açlık bir yanda sevda.. Ama gururlu bizim oğlan da..

Ne kadar zarif bir adam olduğunu “İnsan deli olmasa bile, biraz duyarlı bir kalbe sahip olabilir pekâlâ. Öyleleri vardır ki, ufak tefek şeyler onları yaşatır da sert bir söz onları öldürür. Ben öyleyim işte.” satırlarıyla kulağımıza fısıldarken yazar en büyük mesajı şöyle veriyor aslında; “Aşk! Vazgeçebilirsin. Değer bilmiyorsa sevdiğin unut gitsin! Dürüstlük ve azim ise! Asla vazgeçemezsin! Tek yol dürüst olmak ve çalışmak başka seçeneğin yok.