HAZIRLIK
Medine’de yağmur sonrası dağlar ovalar yeşermiş. “Bak,kıyamet âlâmeti bunlar hep!!”
Evet doğru kıyamet âlâmeti:
“Mal çoğalıp, kapıdan taşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. O derecede ki: Bir adam malının zekâtını çıkaracak, fakat onu kabul edecek hiçbir kimse bulamayacak. Hatta Arap toprağı / Arap yarımadası (ziraat, mera, bağ-bahçe ile) ırmakların aktığı yemyeşil bir hale dönmedikçe kıyamet kopmaz.” (bk. Müslim, Zekât, 60; Ahmed b. Hanbel, 2/370, 417; Mecmau’z-Zevaid, 7/331)
Hadis-i şerifin ilk kısmına ne dersiniz?Mal çok herkeste.Evet kesinlikle çok. Zor yaşıyoruz demeyin lütfen,genel sorunumuz lüks yaşamak. Mal çok ama paylaşacak yürek yok ve bu sebeple dünya üzerinde hâlâ açlıktan ölen çocuklar var.Allah “Rezzak”tır şüphesiz, fakat bazısına ihtiyacının üzerinde vererek, bazısına da vermeyerek imtihan eder.Bollukta olanın imtihanı vermek ya da vermemek,zorlukta olanın imtihanı çabalamak/hamdetmek/isyandan uzak kalmaktır.
Neyse gelelim yeşillenen Arap yarımadasına.Zuhur eden bir kıyamet âlâmeti daha var ise,bizim ne hazırlığımız var ona bakmak gerek?
Rasûlullâh (sav) Efendimiz’e bir adam geldi ve:
“–Yâ Rasûlallâh! Kıyâmet ne zamandır?” dedi. Efendimiz (sav):
“–Kıyamet için ne hazırladın?” diye sorunca o da:
“–Allâh ve Rasûlü’nün muhabbetini…” cevabını verdi. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz:
“–Öyleyse sen sevdiğinle beraber olacaksın.” buyurdular. Enes (ra) bu rivâyetin devamında der ki:
“İslâm’a girmekten başka hiçbir şey bizi Allâh’ın Nebîsi’nin “Muhakkak sen sevdiğinle berabersin.” sözü kadar sevindirmemiştir. İşte ben de Allâh’ı, O’nun Rasûlünü, Ebû Bekir’i ve Ömer’i seviyorum ve her ne kadar onların yaptıkları amelleri yapamadıysam da onlarla beraber olmayı umuyorum.” (Müslim, Birr, 163)
(İslâmveihsan.com)
Kıyamet konusuna odaklanmak yerine kendimize,kulluğumuza, insanlığımıza dönmemiz gerekir.Aldığımız nefesi vermenin,verdiğimiz nefesi almanın garantisi yokken ,ölüm gerçeği hep dipdiri bizimleyken duracak vakit yok dostlar.
Gençlere bazen diyorum,alın size hayat mottosu;
“Ölmek istemeyeceğin yerde yaşama!”
Üstadın sözleri düşüyor yüreğime;
“O dem ki perdeler kalkar,perdeler iner,
Azrail’e hoşgeldin diyebilmektir hüner .”
Korktuğumuz aslında ne ölüm, ne kıyamet, ne de cehennem…Korktuğumuz şey kendimizde saklı, amelimiz,yüreğimiz…O hâlde korkmak yerine,başka bir adım gerekli bize.İman üzere ölebilmek adına kul olabilmek için çabalamak. Haramlardan salgından kaçar gibi kaçmak ve günahlara karşı kocaman bir maske takmak,onlarla aramıza set çekmek…Söylerken kolay uygularken zor!Zira nefs hiç rahat durmuyor. O da vazifesini yapıyor. Fakat önemli olan şu;
Artık inandı isek,iman etti isek dinin şartları hepimize eşittir. Herkese haram olan bana da haram,herkese helâl olan bana da helâl. Sorgulamak yerine teslimiyeti öğrenmek ve teslimiyetin kör bir bağlanış olmadığını idrak etmek gerekir.Zaman zaman ayağımız kayar,düşeriz, tökezleriz,belki de yoldan aşağı yuvarlanırız.İşte tam da bu sırada “aa, burada da yol var” demeden,seçtiğimiz yola geri dönecek bir çabamızın olması…Çünkü Allah’ın rızasına ve cennete talip olanın yolu tektir, fakat cehenneme gidilecek çokça yol vardır.Rabbim yolumuzu sana ulaştır.(Amin)
Kıyamet âlâmetlerini okuyoruz, öğreniyoruz ki gaflete düşmeyelim. Bu son elbette gelecek, önemli olan o sona hazırlık hâlinde bir çaba içinde olmak…Ve dünyada neden var olduğunu bilenin,dünyaya tutunacak kaliteli sebepleri olur vesselâm…
“(Yâ Rabbî! İnsanların) diriltilecekleri gün beni mahcup etme!..” (Bkz. eş-Şuarâ, 87)
Sonsuz Amin.Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…