İLETİŞİM Mİ, İLLET-İŞİM Mİ?

“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de Allâh’ın (varlığının) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (er-Rûm, 30/21)

Rabbimiz’in kadına ve erkeğe huzur bulması için yarattığı eşler,dünya imtihanının baş rollerinde…Huzur bulmak değil de, kaos üretme makinesine dönen haneler,toplumun huzurunun da zarar görmesine sebep oluyor yazık ki!Huzurlu bir aile yuvası,dünyada cennetten bir köşedir. Peygamber sünnetinin yerine getirilmesi ile,hayatın Nebevî bir esintinin doyumsuz rayihasına bürünmesi gerekir.

“Kadınlar size Allah’ın emanetidir” buyuruyor Rahmet Peygamberi (S.A.V). Ve bir başka hadiste de emanete ihanetin münafıklık âlâmeti olduğunu bildiriyor. Müslüman bir erkek kadınına Efendimiz’den gelen nadide bir çiçek gibi ihtimam göstermelidir o hâlde. Pek çok aile yapısına ve hayat hikâyesine yaptığım iş gereği şahit olduğumdan,”emanet” bilincinin Müslüman erkeklerde olmaması durumu fazlasıyla üzüyor.Oysa aynı dinin müntesibi olarak hepimiz bu noktada dikkatli olmalıyız. Kıymetli olan emanet edilir öyle değil mi?

Eşler arası kaliteli bir iletişimin varlığından bahsedebilmek için,önce erkeğin “kavvam” fıtratına uygun bir aile reisi olması konusu önemlidir. Koruyan,kollayan olmak,eşine ve çocuklarına bu güveni hissettirmek,erkeğin yaratılışından gelen bir mücevher gibidir.Çocuklar da,evin hanımı da önce Allah’a sonra evin beyefendisine sırtını dayamanın huzuru ile hayata tutunmalıdır.Bir erkek evlilik çağına gelip artık ayrı bir hanenin reisi olduysa,anne/babasının gölgesinde değil,kendi yaratılışı gereği güçlü davranabilmeli,karar mekanizması gelişmiş olmalı,artık evin çocuğu değil reisi olduğunu idrak etmelidir.Anne/babalar da yeni yuva kuran gençlere fırsat vermeli,kavvamlığını zedeleyecek bir tutum sergilememelidir.

Yapmış olduğumuz evlilik okulu programlarını birkaç kez online ve yüzyüze tamamladık.Pandemi sürecinde ses kayıtları ile ulaştırdığım içerik, genç kızlarımızın özenle sakladığı ve notlar alarak hazırladığı çeyiz tadında oldu Elhamdülillah. “Hocam ara ara okuyor,dinliyorum tekrar.Iyice içselleştirdiğimi düşünmüştüm. Ancak evliliğimde bildiğim yerden imtihan oldum.’Yetişkinlik rolüne geçiş yapmamış bir erkekle evliyseniz; aslında aranızdaki sorunlar iki kadının çekişmesinden ibarettir.Zira annesinin öğrettikleri ve karısının düzeni arasında denge kurabilmek onun için zahmetlidir’ demiştiniz.Çok haklıymışsınız. Bildiğim yerde hataya düştüm” dedi genç hanım. Hayat imtihan…Ve insan bazen en iyi bildiği şeyi anlık bir gafletle bilmiyor gibi davranabilir.Önemli olan fayda sağlamayan şeyde ısrarcı olmamaktır.

“Hocam,eşim hâlâ annesine sormadan bir konuda karar veremiyor” demişti başka bir genç hanımefendi. İstişare başka birşey,seçimi yaparken ailesinin fikrini almayıp anne/babayla iş tamamlamak başka…İşte tam da bu noktada aile büyüklerinin de ne kadar “büyük” olma vasfını taşıdığını düşünmeli. Aile büyükleri gençlere hem örnek olmalı,hem de yardım istenildiği vakit çözüm odaklı yaklaşarak tecrübeleri ile yollarına ışık tutabilmelidir.

Aile büyüklerinin kendi çocuğunu haklı çıkarma çabası,gençleri çocuk gibi azarlama(!) tutumu sergilemeleri gibi saygı sınırını ihlâl durumları, henüz kurulmuş yuvanın erken yıpranmasına sebep olur.Aile büyükleri yapıcı, yol gösterici ve anlayışlı olabilmelidir. Mevlânâ Hz.; “gencin aynada göremediğini,anne/baba tozlu tuğlada görür” diyerek,onların tecrübesine dikkat çekmiştir.Büyükler iyi niyetle de olsa fazla müdahaleci tutumlarla, yeni yuvanın karar mekanizması hâline gelmemelidir.

Bakıma muhtaç ya da yaşlı anne/baba varsa,gençlerin hizmet konusunda geri durmaması ve gönüllü olması esastır. Zira Allah Resulü (S.A.V);
“Allah Teâlâ, yaşından ötürü bir ihtiyara saygı gösteren gence, yaşlılığında hizmet edecek kimseler lutfeder.” (Tirmizî, Birr, 75) buyurmuştur. Hizmetinin motivasyon kaynağı Efendimiz’in müjdesi olmalı ve zahiren anne/babaya edilen hizmetin asıl amacının Hak rızası olduğunun idraki içinde olmalıdır.

Aile ile ilgili seminerlerde ya da bireysel görüşmelerde sıkça sorulan bir soru var;
“Huzurlu aile yuvası için tavsiyeniz nedir?” Her defasında, her ailenin kendine has yapısını göz önünde bulundurmak gerektiğini ve bir ailede huzura vesile olan uygulamanın, diğer ailede tatsızlık sebebi olma ihtimalinin bulunduğunu söylüyorum. Bununla birlikte her ailede fayda sağlayan iki ana maddeyi vurguluyorum;
1) Yabancı birinin yanında yapmaktan imtina ettiğiniz ne varsa, eşinizin yanında da bu konuda hassas olun,yapmayın.
2) Efendimiz’in “çocuklarınıza asalet sahibi kimselere muamele ettiğiniz gibi davranınız” tavsiyesini, çocuklarımızla iletişimde diri tutalım.

İlk madde üzerinde biraz duralım istiyorum. Evlilik öncesi süreçte, tüm nezaket ve öz bakım kurallarını önemseyen çiftlerin,nikâh sonrası mutasyona uğramaları yazık ki kabul edilir birşey değil! Yani tabiri caizse prens/prenses küçük bir buse ile kurbağaya dönüşüyor. Oysa hayran olunarak hayatımızı birleştirdiğimiz insan en çok saygıyı hakeden kişidir . Öz bakım hassasiyet,ev içinde derli toplu ve temiz giyim her iki taraf için de “nasılsa evlendik” rahatlığı ile göz ardı edilmemelidir.Çünkü bu öncelikle insanın kendine saygısıdır.Gastriti olan bir hanımefendi bu konuşmadan sonra evde eşinin yanında da, tıpkı biri varken kontrol altına aldığı tavırla bu durumu telâfi etmiş ve “haklıymışsınız hocam, hastalığıma bakışı ve bana tavrı değişti” diye geribildirim yapmış ve teşekkür etmişti. Farkındaysanız alacağımız tepkileri kendi tavrımızla belirliyoruz belli ölçüde ve ayna misâli bize yansımasını izliyoruz. Saygı ev sınırlarımız içinde en vazgeçilmez değerimiz olsun ki, hanemizden nezaket ışıltıları yansısın. Müslüman aile örneği olarak toplumda yaşayış tarzımız,hâl dilimiz ile yaptığımız tebliğdir.

Gelelim ikinci maddeye; evimize gelen misafirimizin yavruları ne kadar afacan,hareketli vs. olursa olsun,hem ev sahibi olduğumuzdan,hem de ailesine olan muhabbetimizden ve onları huzursuz etmemek adına,nasıl da idare ediyor,sakin kalmak için çabalıyoruz? Şimdi sorarım kıymetli ebeveynler; milyonlarca insanın içinden bizi seçerek Rabbimiz’in hediye ve emanet ettiği yavrularımız,saygı ve sevgi dolu bir muameleyi haketmiyor mu? Öncelikli olarak Yaratıcıya hürmeten,sonra da yüreğimizde/bedenimizde/hayatımızda can bulan “Rahim” sıfatı vesilesi ile; çok affederek eşlerimizle , çok merhamet ederek evlâtlarımızla bir ömür geçiriyoruz.

Yani huzurun tesisi için ,saygı olmazsa olmazdır. Allah Resulü “din güzel ahlâktır” buyurarak hayatın temeline ahlâk olgusunu yerleştirmiştir. Din, bir yaşam tarzıdır. Dolayısıyla Rahmet Peygamberi (S.A.V) , Cebrâil (a.s)’in “anne/babasının yaşlılık günlerine eripte onu razı edemeyen,cehennemde burnu üzere sürünsün ” diye beddua ettiğinde “amin” diyerek mukabele etmiştir. Rahmet Peygamberi olmasına rağmen…Bu nedenle Allah’ın rızasına talip olan bir mü’min için anne/baba duasını almak çok kıymetlidir.Bu konunun önemine binaen de;
“Yarın nasıl bir saygı görmek istiyorsanız evlâdınızdan, bugün önce uygulayıcısı siz olunuz” diye ısrarla altını çiziyorum. Çünkü evlât; söylenenden ziyade,yapılanı gözlemleyerek öğrenir. Anne/babasını arayıp ilgilenmeyen,onları külfet gören bir ebeveyn,bunlara şahitlik eden çocuğunun algılarını da bu yönde uyarır. Ailesini aramayan biri aranmayı,yardımına koşmayan yardımı,hürmet etmeyen hürmeti,sevgi ve tebessümü bilmeyen samimi muhabbeti bekleme hakkına nasıl sahip olacağını düşünüyor dersiniz?

Saygı bekliyorsak saymaya,anlaşılmak istiyorsak dinlemeye,samimiyet bekliyorsak şeffaf olmaya,kaliteli iletişim istiyorsak etkileşim kurmaya,değişim istiyorsak değişmeye velhâsılı en iyisini arıyorsak iyinin kendisi olmaya talip olmak gereklidir. Son dönemlerde çocukluk yıllarının yaşanmışlık ya da yaşanamamışlıklarının faturasını geriye dönük anne/babaya kesme çokça gündeme alındı. Bunun faydası ne dersiniz? Aslında sağlıklı ruh yapısına sahip olmayanlar için bu durum derin soğukluk sebebi dahi oldu.Oysa insan bazen ailesinden “ne olmaması gerektiğini” öğrenir. “Ben bunları yaşadım,belki ailem de bugünkü şartlarda olsa aynı hataya düşmeyebilirdi” gibi zihnini esnetmeyi başarırsa, geçmişteki olaylara saplanmak yerine cebine aldığı dersle, bugünü sağlıklı imar etmeyi başarır.

İletişimin ilk adımı dinlemektir.Sonraki adım ise yapıcı,çözüm odaklı ve zarif bir dil kullanmaktır. Genelde öfke anları,aile huzurunu bozan bir ses yükselmesi ve kontrolsüz tepkiler,kullanılan tabirler ile huzuru kaçıran bir sebeptir.Oysa bağırmak anlaşılmaya engel olduğu gibi,karşı tarafı savunmaya geçirdiğinden sağlıklı bir çözüme ulaşmamıza engel olur .Bunun yerine o an “şimdi biraz gerginim” deyip mola vermek,sakinleşince çözüme birlikte kapı aralamak ve yeni yollar bulup ilerlemek,huzurlu aile yuvasında çok özeldir

İnsan yaşadıkları ile tecrübe kazanır. Tecrübeleri ile büyür.Bu nedenle, geçmişte öğrendikleri ile bugün daha iyi olması adına ne yapacağına odaklanmalı ve kulluk gücünü kullanmalıdır.
En iyi evlât,en iyi eş,en iyi aile büyüğü olma konusunda, ana hedefi Hak rızasına vâsıl olma şuuru içinde olan kul yılmadan,yorulmadan adımlar dünya yolculuğunu…

Onlar, “Ey rabbimiz!” derler, “Bize mutluluk getirecek eşler ve çocuklar bahşet; bizi günahtan sakınanlara öncü yap!”
(Furkan suresi / 74)

Aile içindeki anne/baba rolünüze,evlât olma tarzınıza,eş olma vasfınıza baktığınızda gördüğünüz şey şükür sebebi ise,ne âla…Hamd edecek kocaman bir nimet var elinizde.Yok eğer yüreğinizi acıtan eksikler buldu iseniz,an bu an…Telâfi için hemen küçükte olsa bir adımla, daha güzeli nasıl olabilir diyerek yola koyulma vakti gelmiş demektir. Nefes alıp verdiğimiz her an kulluğu zirveye taşıma çabamız olduğunu anımsayalım.

Allah’ım anne/babalarımız hürmetimizi,eşlerimizle hizmetimizi,yavrularımıza merhametimizi cennet vesilemiz eyle…(Amin)