İnsan Kalma Günü

Birkaç işimi halletmek üzere hızlı adımlarla çarşıya doğru yürüdüm. İnanılmaz bir kalabalık vardı. Bayram desen değil, yılbaşı(!) hiç değil…

Caddeler,sokaklar,mağazalar,dükkân önlerine konulan tezgâhlar … “Aaa,yarın anneler günü (!)” diye geçti içimden. Benim yaşantımda,kültürümde ve tabi en önemlisi inancımda yeri olmadığından gündemimde de yoktu.

Neyse efendim…Alışveriş yapacağım mağazaya kalabalık sebebi ile hızlı adımlarla varamadım tabi ki! İçeri girdiğimde de hatrı sayılır bir kalabalık vardı. (Şunu da söylemeden geçmek istemiyorum; “açız,para yok” yaygarası koparanların aslında lüks yaşadığının da tescili tadındaydı dükkânlar)
Birkaç ayakkabıya göz gezdirirken hemen yanımdaki genç kadının kulak tırmalayan sesi dikkatimi çekti. Kucağında iki yaş civarında çocuğu,yanında annesi vardı. Annesine;
“Off,sorup durma ne bileyim hangisi?Hangisi rahatsa o işte!” diye çıkıştı. O kadar rahatsız oldum ki…Annesi yavaşça;
“İstersen çık sen ya da gidelim,sonra bakarım” dedi.
“Gidecek olsam giderdim,söylemene gerek yok.Ayrıca o modeller de sana yakışmaz,şuradakilere bak!” diye kükredi yine…

Daha fazla duymamak ve müdahale etmemek için dükkândan hızla uzaklaştım. Utanmadan yarın annesine “anneler günün kutlu olsun anneciğim mi diyecek bir de!” diye kalbim isyan ediyordu âdeta. Sahi ya anneler günü tantanası için ortalığı birbirine katan birkaç kişinin anne/evlât ilişkisini biliyorum. Bir yıl boyunca sayılı arayıp soran,iletişime geçtiğinde de kalbini kırıp inciten ama anneler gününde iyi bir hediye alıp marifet yaptığını sanan evlâtlar ve “senede bir gün” olsa da iyi muameleye hasret annenin sessizce bu tiyatroya kanmış görünme çabası!

Samimi olmayan herşey ruhu rahatsız eder.Üç yüz altmış dört günü ziyan olan annenin bu tiyatroya dur demesi gerek belki de! Göstermelik sevgiler, menfaate dayalı ilişkiler, saygıdan yoksun insanlar hayatımızda ne kadar yer kaplıyorsa,o denli huzursuzsuz. Bu evlât dahi olsa! Ancak bu muameleyi annesine yapmaya nasıl cüret etti,anne neden ses çıkarmadı? İçeriğini bilmiyorum elbet,ancak annenin ömrü oldukça yavrusunu doğruya davet etmesi,hatasına elinden geldiğince fırsat vermemesi gerekir.

Yıllar geçip kucağındaki yavrusu büyüdüğünde, eminim her anne gibi ondan saygı,merhamet ve bol keyifli sohbetler bekleyecek. Fakat rüzgâr eken fırtına biçer.Genç kadının annesi de mi öyleydi derseniz,elbette bilemem. Zira burası imtihan dünyası,bu yüzden de insan yaptığının karşılığını her zaman bulamaz.

Sisteme yerleşmiş pek çok kutlama var; anneler günü,babalar günü,sevgililer günü,öğretmenler günü,o günü,bu günü,şu günü…Anneler günü olmadan anneme kendini özel hissettirmeme gerek yok yani öyle mi? Ya da aşkından öldüğüm(!) eşime sevgililer gününde hediye almazsam nitelikli kavga sebebi !!

Her günü “insan kalma günü” ilân edebiliriz meselâ. Yaratılış gayemizi diri tutup,kulca/insanca yaşama çabasıyla insanları incitmekten uzak,değer bilerek hakkı verilerek yaşanan günler…İhtiyacımız olan tam da bu! Ölüp gidince ardından ağlamanın anlamı yok,belki o genç hanımın annesinden özür dileyip gönlünü alacak vakti olmayacak. Belki biri ömrünün son gününü yaşıyor,kim bilebilir ki?

Her an son bulabilir ömrümüz farkındalığı ile yaşasak ne olur? Ne mi olur? Dargın kalacak vaktin olmadığını görürüz. Ölenin ardından sadece özlemle ağlamak kıymetlidir,pişmanlıkla değil. Bunu idrak edersek vedalaştığımız kim varsa bir daha görememe ihtimaline istinaden samimiyetle kucaklarız. İnsanlığımıza ya da kulluğumuza faydası olmayan insanlarla zamanımızı ziyan etmeyiz. Samimiyetin eksik olduğu ilişkileri gözden geçirip yeniden yapılandırma fırsatı buluruz.Bunlar sadece birkaç tanesi…Saymakla bitmez.Çünkü kimse ömrünü vebal dolu ve keyifsiz bir şekilde geçirmek istemez. Aksine güzellik dolu yaşayıp,yaptıkları ile cennete kavuşma arzusundadır.

Bir hanımefendinin cümleleri geldi aklıma; “Ben çekinirim çocuğumdan.Küserse elâlem ne der sonra? O aksilik etse de,haksız da olsa ben sesimi çıkaramam.”
Gerçekten garip değil mi? Anneye hürmet etmesi gerekirken,annesi ondan korkar durumda.Ama bir anneler gününde hediye getirdiğini anlatışı da gerçekten garipti.Saygı yoksunluğu çekilen bir anne/evlât ilişkisinde, dünyalar bahşedilmiş olsa neye yarar ki! Kendini mi kandırıyor , yoksa içindeki “Elâlem ne der?” putunu mu susturmaya çalışıyor bilemem.

“Rabbin hoşnutluğu, anne-babanın hoşnutluğundadır. Rabbin öfkesi de anne-babanın öfkesindedir.” (Tirmizî, Birr, 3.)

İman ehli bir kul için hadis olması gerekeni öğrenmeye kâfidir.Yani icat edilmiş bir güne ihtiyacımız elbette ki yok! Anne/babalarımız hayatta ise, “Allah senden razı olsun yavrum” cümlesini çokça duymaya vesile olacak bir saygı,hürmet ve sevgi ile,tebessüm ve hoşnutlukla muamele etmek gerekir.

Herşey gelip geçtiğinde,son bulduğunda gök kubbede hoş bir seda ile iz bırakmak nasip olsun cümlemize.(Amin)
İcat edilmiş günlerin belki zoraki,belki de samimiyetsiz tavırları yerine ikram edilen her günü nimet bilip değerlendiren, insanca/kulca yaşama çabasıyla atan yüreklere selâm olsun..
Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…