İTİRAZ!

Rasulullah’a muhabbetten yaratılan dünyada, sevgiden,merhametten yoksun insanların kalp sancıları ile kirlettiği dünyanın, kelebek yürekli güzel insanları var,kırılsa da,incinse de…Ama iyi ki var onlar!

“Evlendirdim” diye kızından vazgeçen,onun üzerinden elini çeken anne/babaya,

Karısına “Allah’ın emaneti” deyip başına tac edemeyen erkeğe (!),

Büyüklerine hürmet etmekten aciz gence,

Küçüğünü sevip merhametiyle kuşatamayan büyüğe,

Bir selâm verip tebessüm etmekten geri duran soğuk ruha,

Verilen nimete şükür etmeyen kıymet bilmeze,

Yapılan iyiliğe nankörlük edecek kadar yüreksiz davranana,

Bir çiçeğe hayranlıkla,bir böceğe hayretle bakamayan kula,

Bir minik çocuğun başını okşamaktan mahrum taş kalbe,

Bir kediye,köpeğe,kuşa sevgi ve merhametle muamele edemeyene,

Başkasının yaptığı hatanın dedikodusunu edip kendini kusursuz sanana,

Birinin canının acıdığı yerden kendine mutluluk ya da nispet yaparak can acıtma kapısı aralayana,

İnsan ilişkilerinde saygı cevherinden mahrum olana,

Nezaketi hayatının en paha biçilmez değeri bilmeyene,

İman ettiğini söyleyip dinin canının istediği kadarını kabul edene,

İnsanî vasıflarını kulca güzelleştirmekten aciz olana,

İyilik ve hayır varken,kötülük ve şerrin hizmetkârı olana…

İtirazım var!!!

Herşey mümkün olsa yukarıda yazdıklarımın ve daha nicelerinin yüreğine sadece samimi bir sevgi tohumu ekerdim.Gün gün büyüsün diye,sevginin kökleri güçlenip çınar ağacı gibi kocaman gölgesinde ruhlar,zihinler,kalpler dinlensin diye…Dinlenen o yürekler sevginin ışıltısı ile insanlara muamele etsin diye!

Hiç ölmeyecek ve hesap vermeyecek gibi yaşayanlara da, hiç yaşayamadan ölüp gidenlere de itirazım var!!

Çocukluğunun kozasına hayatı hapseden nice hayata şahit oluyorum. Annesinden,babasından göremediği sevginin acısını çıkarırcasına, dolu dolu sevmeyi başaranlar maalesef ki az…Psikohijyenini muhafaza edemeyen yorgun yürekler ise, sevgisizlikten körelip sevgisizliğe mahkum eder gözlerine umutla bakanları.Çocuğun karnının doymasından çok daha kıymetlisi ruhunu doyurabilmektir.Zorla yemek yedirilen çocuklar ve anneliği sadece yaşamsal ihtiyacı karşılamak sanan anneler! Ya büyüyünce ne olacak bu acayip anne/çocuk ilişkisi derseniz ; öfkesi ateş gibi gözlerinden dışarı akan çocuk ve beni aramıyor diye hayıflanan anne/baba … Ya da öfkesini de ,ruhunun açlığını da kendi eş ve ebeveyn oluşuyla tamire çabalayanlar da illâ ki vardır.

“Nefsini bilen Rabbini bilir”. O hâlde kendimizi bilerek,severek ve yüreğimize kulak vererek yola çıkmalı. Her insanın yüreğinde sakladığı küçük bir çocuk vardır ve hayata tutunuş şeklini belirler o çocuğun hâli. O minicik çocuk şen gülüşlerle elinizden tutup zıp zıp atlıyor ve hayata tutunmanız için harika bir vesile oluyorsa,yaşlanmaz ve yorulmazsınız . Çünkü saçları okşamış,sözü dinlenmiş,sevgi ile beslenmiştir.

Fakat o minik çocuk, kırgınlık ve sevgisizlik enkazının altında kalmışsa,hayat yolculuğunda hep adımları yorgun,kanayan yaralarının acısı ve o yaralara merhem olacak birinin olmayışının acısı ile bedbahttır. Oysa yaranın da, merhemin de kendinde olduğunu farkettiği anda herşey değişir.

İnsan tercihlerini yaşar.Tercihlerinin sonucuna razıdır. Göremediği sevgisizliği tüm hayatına yayarak yaşamaya uğraşmak ve göremediği sevgisizliğe rağmen,sevmeyi öğrenip,hem kendini iyileştirmek, hem de hayatı sevgi temeline yerleştirebilmek…Bu iki seçenekten hangisi sorumluluk almayı gerektiriyor?Elbette mutsuz eden akışa “dur” deyip yeni yollar bulmak zahmetli. Bununla birlikte zahmetin sonunun rahmet olacağı garanti

“Kapının ardında ağlıyor içimdeki o minik kız hocam!” dedi genç kadın.Yüreğimin sızladığını hissettim. Elinden nasıl tutup kaldıracağını,nasıl yüzünü güldüreceğini bilemiyordu çünkü. ..Bu durumu farketmek bile yarın yüzü gülecek bir çocuğun müjdecisiydi aslında. Beraber tutacaktık elinden sevgiyle,merhametle ve güvenle! Sonra mı? Sonra yarınlara sevginin,merhametin tatlandırdığı bir hayatın, mutlu çocukluk anılarına kapılar ardına kadar açılacak Allah’ın izniyle.

Ya bu hissiyat ile bir ömrü heba olanlar, adım atacak gücü kendinde bulamayanlar?

Yaşamamış gibi mi ayrılacaklar bu dünyadan yani?Kendini keşfetmeden,sevmeden,sevgiyi hep başka gözlerde arayarak?Haksızlık değil mi? Birinin veremediği sevginin faturasını neden ödesin ki?Verecek sevgisi olmayan fakirdir.Fakat sevgiyle dolmayı bekleyen gönül okyanus gibidir.Bu sebeple bekleyen olmak yerine,beklediği sevginin/muamelenin mimarı olmak daha sağlıklı olacaktır.

“Çocukluk travmaları” çokça son dönemlerde karşımıza çıkmış olmakla birlikte,doğru algılanamayan konulardan yazık ki! “Annem/babam şöyle yapardı,ben ondan böyle oldum” diye bir bahanenin gölgesinde bir ömür zayi mi olmalı? Yoksa kolları sıvayıp,arzu edilen hayatı imar etmek için çabalamalı mı?Dünün çocuğu olarak yaşanamayan güzellikleri,bugünün büyüğü olarak imar etmek gibi bir seçenek her an var.Yeter ki ne yapmak istediğini bilsin kul.Nereye yürüyeceğine karar versin,nasıl yaparım sancısıyla kıvransın ve sonunda şükür sebebi olsun her bir adımı…

Büyük oğlumla sohbet ederken; “aslında ailesi bilmiyor ve dolayısıyla o da bilmiyor.çok birşey beklememeli” dedi bir konu ile ilgili. Fakat bu her konu için geçerli. Aile cömertliği bilmiyorsa çocuk paylaşamaz.Aile büyüğe hürmeti gönülden gösteremiyorsa,çocuk hürmet kavramını idrak edemez. Aile helâl/haram terazisini hayatının merkezine koymadıysa,çocuk dikkat edemez.Aile sevmeyi,değer vermeyi,samimiyeti,vefayı,kul hakkını bilmiyorsa, çocuktan beklemek ütopik olur.Ekilen tohumlar bir bir çiçeğe durur.Hoş kokulu bir çiçek ektiyseniz,açtığında miss kokusuyla mest eden bir çiçek açacaktır elbet.Fakat ekilmemiş bir topraktan,sadece yabanî ot çıkar.Kendi haline bırakmak yerine, bahçeyi sarmasın  diye temizleyip,çiçek ekmek sizin çabanıza bağlı sadece…Unutmayın,tercih sizin!

Allah bizi yüreklere yara olmaktan muhafaza etsin,yaralara deva olacak bir sevgi ile rızıklandırsın inşallah …

(Amin)

Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…