İYİ MİSİNİZ YOKSA “İYİMSİ” MİSİNİZ?

Bir tırtılın kelebek hâline gelmesi için kozada bir delik açılır. Tırtıl, yaşam mücadelesi verir. Tırtılın kelebek olarak kozadan çıkması için bir süreç gereklidir. Uçmayı başaracak donamıma sahip olmalıdır. Akciğer kapasitesini geliştirmesi gerekir.

Günün birinde iyi niyetli bir insan, bakar ki kelebek, kozadan zoraki çıkmaya çalışıyor. Kendine der; “iyilik yapıp onu rahatça çıkartayım.” Deliği genişletir ve kelebeği çıkarır. Kelebek, akciğerlerini genişletememiş olarak, uçmayı öğrenmemiş olarak kozadan çıkar. Hayat boyunca yerlerde sürünür, başkalarına muhtaç olur.(alıntı)

Zamanı var herşeyin.Vaktinden önce çiçek açar mı? Evet bazen açar,yumuşak geçerse kış mevsimi, kış güneşine aldanır da bahar açar ya dallar; “ahh yazık aldanmış” deriz.Zira kar ve soğuğa gebedir güneş.Yalancı bahara aldanan çiçekler soğukla dökülmeye mahkumdur.Zamanını beklemek gerek…

Yalancı doğum sancılarına müdahale eder doktorlar. Çünkü henüz gelişim tamamlanmamıştır bebek için ve güvenle,sağlıkla doğması için beklemelidir.Bebeğin o an doğmasına yönelik değil,beklemesine yöneliktir müdahale. Doğmasına izin vermek sonu olur…

İçinde bulunduğumuz teknoloji çağının beklemeye tahammülü yok.Hızla akan görüntüler,hızlandırılarak dinlenilen ses kayıtları,hayata atılırken en zirveden başlama hırsı,hep bir şeye yetişecek hızla ama bir o kadar da farkında olmadan tüketilen zaman…Olgunlaşamadan her görüntüye maruz kalmakta bir bakıma kozadan zamansız çıkışa benzer.Gençlerin vaktinden önce öğrendiği,gördüğü pekçok şey, saygı ve sevgi başta olmak üzere duygulara ve insanî vasıflara yapılan bir darbe gibi âdeta! Oysa teknolojiyi onların eğitimi için hayatlarına dahil etmiştik,iyilik olsun diye!? Eğitimden başka her konuda gelişti yazık ki nesil!!

Zamanın anne/babaları tırtılın kozasındaki deliği genişleten el gibi.Çocuk odaklı yaşamlar,çocukların önlerine altın tepside sunulan imkânlar,herşeyin en iyisini vermeye kurulmuş ebeveynler,hazıra alışmış ve kendini ifadede güçlük çeken nesil…Bu iyilik değil tam bir zarar! Arkadaşı ile,öğretmeni ile bir sıkıntısı varsa aile etten duvar gibi koruma ve savunmada yer alıyor. Oysa önce dinleyip öğrenmesi gerekirken! Sorunu ile yüzleşme fırsatı,muhatabı ile konuşarak çözüm bulma yetisi kazanma,yerine getirilmeyen vazifenin sonucunu yaşayarak ders çıkarma gibi deneyimleri yaşamadan bizim belirlediğimiz kusursuz (!) hayatı yaşamalarını bekliyoruz çocuklarımızdan.Onlar bizim emanetimiz,rehberlik edebiliriz sadece,hayatlarına karar verme şansımız yok.Evet şansımız yok,fakat örnek olmak ve yaşayarak göstermek bizim elimizde.Eskilerin tabiri ile “evlât benim ama gönlü benim değil!” Sonuç onlara,süreç bize ait…

Böyle iyilik olsun diye yaptığımız,bazen zamansız bazen de yersiz,ters teptiğine zaman zaman şahit olduğumuz örnekler hayli fazla aslında.Örneğin geçimsiz,agresif birini huzursuzluk olmasın fikri ile devamlı idare etmek,had aşımlarını / saygı ihlâllerini görmezden gelmek nasıl sonuçlar doğurur düşündünüz mü hiç? Nadiren “benim bunca hatama rağmen incelikle muamele etti,beni idare etti” farkındalığı yaşanır. Genel olarak durum bunun aksinedir. Göz yumularak idare edilen kişi, günden güne daha hadsiz ve kaba biri olurken,bencilliğini hak saymaya başlar. İşte bu durumda “tatsızlık çıkmasın” fikri ile yaptığımız iyiliğin (!) bedeli olarak,hayat yükümüze ekstra ağırlık olarak çöker. Çünkü idare etmek artık bizim vazifemizmiş gibi algılanır. Ancak karşı taraf “ben böyleyim” kolaycılığı ile çevresini yıldırmaya devam eder!

Kimi zaman da birine iş alanı açmak için elimizi uzatışımız dert olur başımıza. Niyet temizdir aslında; “Bir işi olsun,evi/yuvası olsun. Kimseye muhtaç olmasın.” Fakat liyakat gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Sonra ne mi oluyor? “Allah kaşınacak tırnak verse,milletin gözünü oyar” kıvamında insanlar, bulundukları mevki vesilesi ile millete dert oluyor.Olgunlaşmadan gelen mevki, insanı insanlığından ederken, vaktinden önce koza dışına çıkarak kendisi değil,etrafı onun sebebi ile sürünür hâle geliyor.

Örnekler öyle çok ki…İyilik dediğimiz şey; yerinde/zamanında/ihtiyaca binaen yapıldığında karşımızdaki insanın da madden ya da manen nefes almasını sağlamalı yani.Bizim penceremizden iyilik gibi algılanan şeyin,karşımızda oluşturacağı etkileri de tartmak elzemdir.Bazen deriz ya; elimizle bir canavar büyütmüşüz diye! İşte marifet,her nefsin canavarlaşma ihtimalini göz önünde bulundurararak karar verebilmekte gizlidir. Önüne hazır sunmak yerine, farkındalık ve fırsat oluşturup yol açmak faydalı olacaktır. “Bana balık verme,balık tutmayı öğret” mantığı ile …

“Yapma iyilik,girme günaha” sözünü duymuşsunuzdur.Bize ait değil bu söz,Müslüman/Türk kültürü ile bağdaşmıyor. Bununla birlikte “iyilik” niteliğinde bir dokunuş niyetimiz varsa, önce halis bir niyetle yola çıkmalı ve art niyete,iyi niyeti suistimale kapı aralamamalı. İyi olmak,iyilik yapmak saf olmak,kullanılmak ya da kendini yok saymak demek değildir. Aksine kendini ve sınırlarını çok daha iyi bilmektir.Kendini bilen Rabbini bilir diyoruz ya hep…İnsan kendini bildikçe,Rabbi ile bağı güçlenir ve bu güçlenen bağ vesilesi ile “iyilik/hayır/güzel” kavramlarını hayatında canlı tutabilmek adına,Yaratıcıya hürmeten insanlarla olan bağı şekillenir.Gerçek bir iyilik; her durumda faydalı olan,zihinde soru işareti bırakmayan bir tavırdır. “İyilik mi şimdi bu?” sorusunu sordurmaz yani!

Ez cümle; iyi olmak zekâ,feraset ve idrak kombinasyonudur.Yaptığınız iyilik adımının sonucu fayda sağlıyor ise iyiliktir.Ve iyilik tek taraflı değil,muhatapların ortaklığı ile değerlenen manevi bir yatırımdır vesselâm…

Ömrümüzün,gönlümüzün iyilere denk gelmesi ve beklenen iyinin ta kendisi olabilme duası ile kıymetli dostlar…(Amin)