KADINLAR GÜNÜ MÜ!?
Ve bir ses yükseldi;
“Kadınlar size Allah’ın emanetidir”…
Rasulullah’ın (S.A.V) veda hutbesinden alıntı ile,kadınlar günü kutlayan uykudaki Müslümanlara ithafen…
Prens Charles, birkaç sene önce Oxford Üniversitesi’nde “İslâm ve Batı” konulu bir konferans vermişti. Charles’in söylediği aşağı-yukarı şuydu: “Kur’an, Müslüman kadınlara mülk edinme, miras, boşanma, nafaka, iş kurma hakkını 1400 sene önce vermiştir. Kur’an’ın, 1400 yıl önce kadına verdiği haklar, benim büyük annemin bu çağda bile yabancısı olduğu haklardır. Bu konuda da Avrupa, İslam’ın çok gerisindedir.” (akit gazetesi / 2014)
Yazık ki her yıl kadınlar günü (!) gelince, Müslüman kadınların bir kısmının buna tevessül ettiğini görüyor olmak,defaatle bu durumu konuşuyor olmak üzüyor. Senede bir güne sığmayacak kadar kıymetli olan Müslüman kadın! İçinde kız çocuğu bulunan eve Efendimiz (S.A.V) hergün oniki rahmet ineceğini müjdeliyor.
İçinde kız çocuğu bulunan her eve gökten her gün 12. rahmet iner ve melekler o evi gece gündüz (aralıksız) ziyaret ederler.
Hem evlendiğimiz erkeğin dini bizimle tamam oluyor.
“Allah kime dindar bir kadınla evlenmeyi nasip ederse, ona bu şekilde dininin yarısında yardım etmiş olur. Geriye kalan yarısında da Allah’a karşı gelmekten sakınsın.” (Suyuti, Camius Sağir, 2/932, No: 8730)
Anne olduğumuz zaman da cennet ayağımızın altına seriliyor:
“Cennet annelerin ayakları altındadır.” (Nesâî, Cihad, 6)
İslâm kadına hakkettiği değeri ve hakları şüphesiz ki ikram etmiştir. Ama bizler ne kadarına vâkıf durumdayız?Erkekler kadınlarına ne kadar emanet bilinci ile sahip çıkıyor? Buyrunuz genel hatları ile kadın haklarından bahsedelim:
Kur’an erkeğin kadından bir derece üstünlüğüne değinirken, o üstünlüğü şöyle açıklar; kadının himaye edilmesi ve zor olanı erkeğin yapması…Böyle üstünlük, kadına değer vermek değil midir?Zor olanı fıtrat gereği erkek daha rahat yapabilecekken, neden illâ kadınları cengâver rolü ile ezme çabası var?
Anadolu’da hâlâ devam eden başlık parasına gelelim.Örf ve dinin emirlerini iyi ayırt etmek gerekir.Örfi olarak alınan başlık parası, kadının ailesine verilir ve kadına bir katkısı yoktur. Ancak nikâhla birlikte kazanılan mehir hakkı, kadının şahsına aittir,onun tasarrufundadır,dilediği gibi değerlendirir. En azı iki koyun bedeli olarak bildirilir.Kadının dilediği gibi değerlendireceği bir paradır mehir.Günümüzde ömür boyu nafaka tartışmaları sürerken, dinimiz her iki tarafın da adaletli bir muamele ile huzurunu temin eder.
Kadına erkeğin cimri davranması, cinsel yetersizlik,şiddet uygulaması boşanma hakkını doğurur.
Kadın, eşinin mali durumuna göre nafaka hakkına sahiptir.Erkeğin verdiği para,kadına kâfi gelmezse,ihtiyaçlarını görmezse yeniden düzenlenmesi gerekir.(ki kadıya başvurma hakkını doğurur)Kadına yazlık ve kışlık olmak üzere senede iki defa genel giyim ihtiyaçları karşılanmalıdır. Kadının süs eşyası,bakım malzemesi vs.istediği durumlarda erkek temin etmelidir.
Evde hanımıyla şakalaşmak yüzünü güldürmek erkeğin vazifesidir.İmam Malik şöyle der;
“Bir kimse kendisini aile fertlerine,dünyanın en sevimli insanı olarak kabul ettirmelidir.”
Erkek eve gelmeden önce hanımına haber vermeli,toparlanmasına müsade etmelidir.Savaş dönüşlerinde dahi Efendimiz (S.A.V) ulak göndermiştir.Kadın ve erkek arasındaki saygı temelli bir ilişki için, bu çok nazik bir tutumdur.
Cinsellik her iki taraf için de,amacına ulaşması gereken bir muhabbet vesilesidir.Bu nedenle erkek,karısının duygularını, beklentilerini tatmin etmelidir.Kadının sağlık hizmetleri de erkeğin güvencesindedir.Hastalandığı zaman her konuda dikkatle ilgilenmelidir.Zamanımızda ekmek yapan çok fazla değildir, fakat kadın ekmek yapamayan biri ise ekmeği erkek almakla yükümlüdür. Kadın, bebeği emzirmek istemezse (sağlıklı her kadın, evlâdını severek emzirir elbette.) süt anne bulma görevi yine erkeğe aittir.Regl günlerinde kadınlar, duygusal ya da fizyolojik anlamda zorlanıyor olabilir.Bu sebeple o günlerde kadın ayrı yatmak isterse ve yatak talebinde bulunursa,erkek konuyu çözmelidir.Kadın evde yardımcı isteme hakkına sahiptir, erkek imkânları nispetinde bu isteğe cevap vermelidir.
Kadın,kocasının ailesi ya da akrabaları ile ortak bir apartman ya da evde oturmak istemezse,erkek bu isteği makul karşılamalıdır. Zira mahremiyet durumlarının,cinsel hayatlarının zarar görmesi muhtemel ise, bu durum önceden çözüme ulaşmalıdır. Kadının miras hakkı,çok konuşulan bir konudur.Kadın ev geçindirme vazifesi olmadığından ve her durumda ya eşi ya da babası/erkek kardeşi vs tarafından sosyal güvencede bulunduğundan bir hisse sahibidir.Asıl sorun,Müslüman erkeğin sorumluluğunun yeterince idrakinde olmamasıdır. Dinen kadının malı sadece kadına aittir,erkeğin malı ikisinindir. Erkek karısının malından beklenti içinde olamaz.
Ve nihayetinde kadın kocasından önce vefat ederse,kefen temini yine erkeğin vazifesidir.
“Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi hâline bırakırsan eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara hayırhah olun.” [Buharî, Nikâh 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikâk 23; Müslim, Radâ 65, (1468); Tirmizî, Talâk 12, (1188).]
Kadına nasıl muamele edilmesi gerektiğini Hz.Ömer vesilesi ile öğrenmeli Müslüman erkek! Altını çiziyorum Hz.Ömer ile,Hz.Ebubekir ile değil! Hz.Ebubekir zaten sakinliği ve yumuşaklığı ile biliniyor. Fakat adalet duygusu ve celâl sıfatı baskın olan Hz.Ömer ile öğreniyor olunması çok ince bir nüans değil mi?
Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında bir adam, davranışlarını beğenmediği karısını şikâyet etmek üzere halifenin evine gelir. Kapının önüne oturur ve Hz. Ömer’in çıkmasını bekler. Derken içeriden bir gürültü kopar. Hz. Ömer’in hanımı koca halifeye bağırıp çağırmakta ve fakat Hz. Ömer ağzını açıp da karısına tek kelime söylememektedir. Bu hâli gören kapıdaki zavallı boynunu bükerek: “Bütün şiddetine ve sertliğine rağmen, üstelik mü’minlerin emiri iken Ömer’in hâli böyle olursa, benim derdime nasıl çâre bulabilir” diye düşünür ve kalkıp giderken Hz. Ömer dışarı çıkar. Adamın arkasından:
– Hayrola, derdin neydi? diye seslenir. Adam da der ki:
– Ey mü’minlerin emiri! Karımın kötü huylarını ve bana olan saygısızlığını şikâyet etmek üzere gelmiştim. Senin karının da sana karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime: Mü’minlerin emiri karısıyla böyle olunca, benim derdime nasıl devâ bulacak? dedim.
O zaman Hz. Ömer adama şunları söyledi:
– Kardeşim, karımın benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona katlanmaya çalışıyorum. Zira o benim hem aşcım, hem fırıncım, hem çamaşırcım, hem de çocuklarımın süt annesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine engel olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum. Bu sözleri duyan adam:
– Ey mü’minlerin emiri! Benim karım da aynen öyle, dedi.
Bunun üzerine Hz. Ömer adamı:
– Haydi kardeşim, karına katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayana kadar geçiyor! diye teselli etti (Zehebî, el-Kebâir, s. 179).
Genel hatları ile bahsettiğimiz bu haklar üzerinden düşünülürse, Müslüman bir kadının yılda bir güne sıkıştırılan ve kendilerince günah çıkarttığı o güne ihtiyacı var mıdır sorarım!Yüce kitabımızda koca bir süre var kadınlara özel, Nisa süresi…
“Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Çünkü siz, onları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve Allah’ın adını anarak (nikâh kıyıp) kendinize helâl kıldınız” (Müslim, Hac, 147)
Allah’ım! Bizleri cennetinde annelerimize komşu olacak hayırlı amel-i salihlerle bu dünyada hemhâl eyle…Rızan dışında olan bir şeye yüreğimizi düşürme…(Amin)