Kardeş Kavgası



Eski Başbakan Yardımcılarından Ali Babacan, uzun süredir üstünde çalıştığı ‘DEVA’yı hafta ortasında kamuoyuna duyurdu.

Daha önce İdris Naim Şahin, İdris Bal, Abdullatif Şener ve Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı gibi, Babacan’da AK Parti’den ayrılarak yeni parti kuranlar kervanına resmen katılmış oldu.

Fakat özellikle ülkemizdeki yeni sistemde 50+1’in oldukça önemli olduğu bir süreçte Ali Babacan’ın parti kurması önemsenmesi ve üzerinde durulması gereken bir konu olarak görüyorum.

Öyle ki, AK Parti’nin kuruluşunda yer almış, 35 yaşında bakanlık koltuğuna getirilerek ekonominin kaptanı olmuş, genç yaşında kurtlar sofrasında iyi bir yer edinmiş ve görev aldığı ilk günden bu yana sadece başarılarla anılmaya özen göstermiş bir siyasi figür var karşımızda…

Yolun başında beraber olanlar, şimdi büyük bir iktidar savaşına hazırlanıyorlar.

Erdoğan-Ali Babacan ikilisi birbirini çok iyi tanıyorlar.

Partinin kuruluş yıllarında Erdoğan’ın prensiydi. Şöyle bir geçmişe gidecek olursak, AK Parti’nin en çok övündüğü konu ekonomiydi ve onunda başında Ali Babacan vardı.

2013 yılından itibaren iki isim ilk kez kamuoyu önünde birbirleri hakkında mesajlar vermeye başlamıştı.

Gezi olayları sonrası Merkez Bankası’nın faiz artışına gitmesi, her gün tapelerin ortaya döküldüğü, yolsuzluk iddialarının yer aldığı bir dönemde Ali Babacan’ın hukukun normlarından söz etmesi dikkat çekiyordu.

Erdoğan en zor günlerinde destekçisi olmayan Babacan’ın bu tavırlarını bir kenara not etmişti. Babacan, namı diğer reisin radarına takılmıştı.

30 Mart yerel seçimlerinden zaferle çıkan Erdoğan, 12 Nisan’da gerçekleştirdiği AK Parti MKYK toplantısında Babacan konuşmaya başladığında, başka bir partiliye dönerek; “Ekonomide neler oluyor. Bize sen anlat” demişti. Bu, Erdoğan’ın Babacan’a ilk sırt çevirişiydi ve devamı da daha sonra gelmişti.

10 Mayıs Afyon kampı, Merkez Bankası’nın faiz uygulamaları, Bank Asya konuları, inşaat konusunda Ali Babacan’ın açıklamaları ikilinin arasını iyice açtı.

AK Parti 1. Olağanüstü Kongresi’nde ise taşlar yerinden oynamıştı. Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçilince partiyi Ahmet Davutoğlu’na emanet etmiş, Gül’ün partiye dönüşü engellenmişti. Babacan, ya Erdoğan ile yola devam edecekti ya da kendisini siyasete sokan Gül’ü seçip, çatışacaktı.

O Gül’ü seçti.

Ve aradan geçen yıllar sonra ‘Deva’ ismi verilen partinin lideri olarak siyaset arenasına girdi.

Partinin kuruluş toplantısında ifade edilen politikaları takip ettim.

Yüzde 35 kadın kotası, yüzde 20 genç kotası ve engelli kotası konulması sevindirici bir gelişme.

Genel Başkanlıkta 10 yıl görev süresi, çok hoşuma gitti.

Özellikle adalet, ekonomi ve özgürlükler konusundaki fikirler oldukça umut verici…

Amaaa,

Organizasyonda ciddi eksiklikler vardı. Parti için hazırlanan tanıtım filmi izlenirken, promter ekranlarının sahnede durması, medyanın bu siyasi oluşuma çok ilgi göstermemesine karşılık sosyal medyanın etkisiz kullanılması bu eksikliklerden bir kaçı…

Partinin ismi güzel ve anlamlı… Ama logo ve kurumsal kimlik çalışması için aynı yorumu yapamayacağım. Keşke, bu konuda daha üst düzey isimlerle çalışılsaydı diye geçirdim içimden… Çünkü bir partinin kurumsal kimliği, logo tasarımı, renkleri, sloganları oldukça önemli… Bu eleştirimi umarım gözden geçirirler.

Şimdi, herkes bu siyasi partinin ne kadar başarılı olup, olmayacağını tartışıyor. Oy oranları biçiliyor… Ben o yorumlara girmeyeceğim. Yeni kurulan bir siyasi partinin oy oranını ölçmenin oldukça gereksiz ve saçma olduğunu düşünüyorum.

Ben Ali Babacan’ın partisinin bundan sonra ne yapacağını, siyasetin algı yönetimini şekillendirme de rol üstlenme başarısı gösterip gösteremeyeceğini merak ediyorum.

Bekleyip, göreceğiz.