KENDİN OL



KENDİN OL

-“Lunaparka gitmek,çarpışan otoya binmek istedim hep.Çocuk olamadım hiç!Gençte olamadım,sahi ne oldum ki ben bu hayatta!” 

Derin bir sessizlik olmuştu.Teselli edeyim diye anlatmıyordu bunları. Hayatı kocaman mücadelelerle geçmişti.Sevgili,eş,gelin,evlât,anne…Hangi rol olursa olsun hepsinde ayrı bir imtihan vermişti. Ama öyle nahif,öyle güzel bir ruhu,kişiliği vardı ki,hepsinin üstesinden başarıyla gelmişti. Denizin dalgası durulmuş,artık sıra sakinliğin imtihanındaydı.Sakinliğin imtihanı olur mu demeyin!Her nimet imtihanıyla gelir,çünkü burası dünya. 

Tebessüm ederek şükredeceği ve sahip olduğu birkaç güzelliği sayıp;

-“Şimdi sıra sizde,kendiniz olun sadece!” dedim.

Biraz kaygılı ama bolca umut dolu bir gülüşle;

-“İyi de nasıl?” dedi.

İşte buydu aradığım cevap.”Neden böyle oldu?” demek yerine “nasıl?” sorusuna cevap aramaya başlandı ise,tırtılın kozasından kelebek olarak çıkma zamanı gelmiş demektir.

Az zaman sonra görüştüğümüzde tatlı bir heyecanla anlatmaya başladı;

-“Gündüz lunaparkın oradan geçiyorduk. Kimse yok sayılırdı.İçimdeki minicik kızın elinden tutup çarpışan otoya bindim.Ya hiç yapamasaydım!Aldım hevesimi bitti” dedi.Geç kalınmış ama tamamlanmış bir arzu…

Hayat bir imtihan elbette.Asıl yurda hazırlanırken “helâl daire keyfe kâfidir” kuralını unutmadan,yüzümüze tebessüm,kalbimize gamze olacak şeylere fırsat aralamalı. Müslüman kimliğimizi muhafaza ederek,kendimize motivasyon alanları açmalıyız. 

Gün içinde sadece onbeş dakika kadar yapmaktan keyif duyduğumuz,sadece kendimiz olduğumuz alanlar psikolojik oksijen aldırır.Sosyal rollerimizi kenara bırakarak sadece kısacık bir mola…Nitelikli beraberlik deyip eşlerimize,kaliteli zaman deyip çocuklarımıza vakit ayırıyoruz ya!  O vakitleri mecburiyet gibi hissetmeden gönlümüzle,ruhumuzla yapabilmek için kendi psikohijyenimize dikkat etmemiz gerekir.Kendiyle barışık,mutlu bir kadın varsa aile çiçek bahçesidir. 

“Çocukken yapamayıp içinizde ukde kalan ne var?” dediğimde karşımda, gözleri dolan olgun yaşta bir hanımefendi olsa da,gözgöze bakıştığım minicik bir çocuktu hâlâ!İçimizdeki çocuk hep bizimle olsun elbette ama bu şekilde değil!Enerjisi ile,gülüşü ile,bitmeyen heyecanı ile,öğrenme merakı ile…

Eğlenmek meşru mu?Elbette.

Ukbe b. Âmir’in (radıyallahu anh) işittiğine göre, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“…Ancak üç çeşit eğlence vardır: Kişinin atını eğitmesi, eşi ile hoş vakit geçirmesi, yayı ve oku ile atış yapması…” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 23)

Aişe validemiz, bir kadını ensardan bir adamla evlendirmişti. (Düğün merasimi esnasında) Allah’ın Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem), “Âişe! Sizin eğlenceniz yok mu? Oyun ve eğlence ensarın hoşuna gider” buyurmuştu. (Buhârî, Nikâh, 64)
Altını çizerek diyorum; HELÂL DAİRE KEYFE KÂFİDİR.
İlk hadiste “eşle hoş vakit geçirmek” ibaresi var.Her çift için farklıdır elbette; doğa yürüyüşü,başbaşa vakit,kitap okumak,seyahat etmek,el sanatları ile ilgilenmek,sessizce manzarayı izlemek ….. Önemli olan gönül gönüle,samimi olsun.
Pek çok hanımefendinin ortak cümlesi; “yalnız yaşıyor gibiyim,kendimi yalnız hissediyorum,yoruldum”… Zahiren bir kalabalığın içinde olmaktan bahsetmiyorum. Kadın ince,narin bir fıtrattadır. Hem ruhen,hem bedenen! Dolayısıyla hayat arkadaşının gölgesine sığınmak ister.Daraldığı yerde ,”eşim halleder nasılsa” rahatlığını iliklerine kadar hissetmek ister.Erkeğin kavvam fırsatında nefes almak ister.Zamanın en büyük kaosu güçlü kadınlar ve pasifize olmuş erkekler! Kadın güçlü ve yorgun,erkek silik ve mutsuz!
Nikâhla tamamlanmaktan bahsederken,yarım bırakılan değer göremeyen,ruhu aç kalan pek çok hayata yüreğim acıyarak şahitlik ediyorum. Tüm kalbimle yuvaların Nebevî ahlâkın esintileri ile nasiplenmesine dua ediyorum. 
Ömür son bulmadan yarım kalan çocukluğu,gençliği,anneliği,eşliği tamamlamak adına adım atmak bizim elimizde.Geçmişin yüreğimizde bıraktığı izlere odaklanmak yerine,şimdi ve sonrasına dair kulca bir hamle gerek. “Anı yaşamak” kavramı aslında Müslüman bireyin duruşudur.Zira her ânın hesabı olduğunu,nefsin de üzerinde hakkı olduğunu bildiğinden,üzerine yük değil heybesine amel-i salih doldurma niyetindedir.”Hayat bir gün,o da bugün”…O hâlde ömür sermayesini bizi yoran,üzen,yıpratan olay ve kişilerle tüketmek yerine, “iyi ki” diyeceğimiz, şuurla yaşayıp şükredeceğimiz şekilde,sonsuza taşımak daha doğru olmaz mı?

Allah’ım;ömrümüz oldukça razı olacağın işlerle,bizleri meşgul eyle.Geçmişin pişmanlığından,geleceğin kaygısından sana sığınırız.Her anımızı şükürle yaşamayı nasip eyle…(Amin)

Baki hürmet ve dua ile dostlar…