Kentimize Dair…



Birlikte yaşam kültürü toplumların gelişmişlik düzeyini gösterir. Özel yaşantımızda bir ailenin parçası olmakla birlikte aynı zamanda yaşadığımız kentin ve ülkenin de parçası durumundayız. Ailemize karşı sorumluluklarımız olduğu gibi, yaşadığımız coğrafyaya karşı da bir takım yükümlülüklerimiz var.

Her şeyi yerel ya da ulusal yönetimlerden beklemek ne kadar makul?  Sadece hizmet alan ve beklentisi karşılanmadığında da memnuniyetsizliğini dile getiren taraf olmak son derece pasif bir duruş. Yönetimler ile halk karşılıklı etkileşim halinde olup gerçekleşen her icraata katkı sağlamalıdır. Bu durum yönetimler için de motive edici bir unsur olarak karşımıza çıkmakta.

Özellikle belediyeler ve belli örnekler üzerinden gitmek istiyorum. Bugün belediye yönetimleri kentin değişik noktalarına geri dönüşüm modülleri yerleştirmiştir. Cam, kağıt ve giysi için bırakılan bu modüller ne kadar talep görüyor sizce ? Yardımlaşma kültürünün eski olduğu bir toplum olarak ilk tercihimiz tabi ki yakınlarımızdaki insanlara yardım etmektir. Küçük gelen ya da kullanılmayan giysiler genel olarak bu şekilde değerlendirilir. Fakat zaman zaman çöp konteynerlerin etrafında darmadağın olmuş giysi yığınlarına rastlamak mümkün. Bunları oraya bırakan vatandaşın acaba hiç mi haberi olmamıştır giysi için bırakılan modüllerden ! Tabi ki bunları ayırırken lütfen kullanılabilir durumda olanları tercih edelim. Aksi durum yardımlaşma değildir.

Cam kumbaraların geri dönüşüm için ne kadar isabetli olduğunu İstatistiki veriler gösteriyor Lakin bu konuda da sıkıntı mevcut maalesef. Bazen cam artığı bırakmak için yaklaştığınız bu kumbaraları, içine bırakılmış çöp ve plastik yığınlarından ötürü kullanmak mümkün değil. Bu kumbaralar neden çöp konteyneri gibi kullanılır, anlamak mümkün değil ! Lütfen çöp atıklarımızı evimizde ayıralım. Bu konuda bayanlara çok daha fazla iş düşüyor. Çocuklarınızın geleceğini düşünmek sadece yedirip içirmekle ya da eğitim aldırmakla sınırlı değil. Onlara nasıl bir çevre mirası bırakacaksınız, bir de bunu düşünün !

Cam dediğimiz madde doğada 4000 yılda, plastik 1000 ( pet şişe 300 yıl ) yılda, pil ise 300 yılda yok oluyor. Düşünün ki kaç nesil zehirlenmiş olacak bu atıklarla !

Alışveriş merkezlerinde ve marketlerde bulunan pil atık kutuları herkesin ulaşabileceği noktalarda. Aynı şekilde yağ atık kutuları da belli noktalarda hizmet veriyor. Bildiğim kadarıyla belediyemiz bünyesinde bunların toplanmasıyla ilgili bir hizmet vardı. Hala devam ediyor olsa gerek. Neticede hassasiyeti olan mutlaka araştırır, bulur.

Nasıl ki bedenimize, sağlığımıza yatırım yapıyorsak, iyi bakıyorsak, çevremize de iyi bakmak durumundayız. Sadece evimizin içinden sorumlu değiliz. Yaşadığımız çevre de büyük evimiz, hatta o çevrede yaşayan tüm canlılar bizim ortak paydaşımız.

Sokakları temiz tutmak vatandaşlık görevimiz. Kentin temizlik görevlileri var diye şuursuzca etrafı kirletmek hangi aklın ürünüdür ! Nasıl bir algıdır ki, evine gösterdiği özeni, sokağına göstermez ! Ebeveynlere çok görev düşüyor. Yakın dönemde tanık olduğum bir durum bunu yeniden doğruladı. Eski çarşının göbeğinde, babasıyla kaldırımda bulunan ortaokul lise dönemindeki bir genç kız, içtiği gazlı içeceğin kutusunu kaldırım yanında bulunan park halindeki aracın altına attı. Babasının bakışları nezaretinde gayet doğal bir edayla yaptı ve kenara çekildi. İnsanlık adına üzücü bir sahneydi. Ben o şuurdaki genç kızdan geleceğe dair ne beklemeliydim ! Tutumu ile onu tasdik eden babaya ne demeli peki !  Tüm gün çöp kutusu bulurum umuduyla çantasında çöpünü gezdiren kişi ile bu kişi arasındaki asıl fark neydi ?

******

Çevreden bahsetmişken, bu çevreyi paylaştığımız sokaktaki canlarımız var bir de. Aslında onlara Sokağın Sakinleri demek de mümkün. Her canlı gibi onların da yaşam hakkı var elbet. Bu dünyanın ortak paydaşları olduğumuz canlar için uygun yerlere bırakacağımız bir kap su ve bir kap yemek, birlikte yaşamımızı kolaylaştıracaktır.

Sokak hayvanlarıyla ilgili sosyal medyada yer alan bazı projeler oldukça sevindirici. “Her sokağa bir hayvan” “Her okula bir hayvan” gibi sloganlarla yola çıkmış bu çalışmalar umut veriyor bizlere.

******

Bölge sakinleri olarak Eskihisar’ı hepimiz biliriz. Gebze’ye kısa mesafedeki bu sahil şeridi gerçekten çok güzel. Özellikle yaz akşamları bu sahil boyu, biraz olsun deniz havası alıp, yürümek için ideal. Sabahları ise uygun bir yürüyüş parkuru diyebiliriz. Fakat akşamları bu bölgede ciddi bir park sorunu yaşanıyor. Aracınıza park yeri bulmanız zor, park etseniz dahi geri dönüşte çıkış yapabilmeniz şüpheli. Çünkü her an biri gelip tam arkanıza uygunsuz park ederek sizi orada mahsur bırakabilir. Bu durumun bir örneğini de ben yaşadım. Yarım saat boyunca araç sahibinin gelmesini beklerken görevli arkadaşlarla da durumu konuşma fırsatı buldum. Onlar da bu durumdan bıktıklarını ve her akşam aynı çilenin yaşandığını söylediler. Nefes almak için indiğiniz sahil gezintisi tam bir çileye dönüşmüş oluyor.

Eskihisar ile ilgili diğer bir ihtiyaç ise, kalenin içi ve etrafının tamamen temizlenip açılması ve ışıklandırılmanın daha özenli yapılmasıdır.  Hatta bu kalenin iç kısmı bir takım cafe veya butik dükkanlarla yaşar hale getirilebilir. Böylece sadece yarım yamalak seyirlik olmamış olur. Kalenin şu anki hali gerçekten bu sahil şeridine yakışmıyor.

Yetkililerimizden bir an önce bu sorunlara çözüm bulmalarını talep ediyoruz.

******

Bi’ Mola vermek isteyenler için Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan “Kiralık Konak” okumaya değer.