KURBAN TEFEKKÜRÜ
Kurban bayramının ardından biraz tefekkür edelim ne dersiniz?Kurban sadece bir koçun hikâyesinden ibaret değildir. Zahiren görünenin ardından,bir de manen bıraktığı izler olması gerekmez mi? Her ibadet kulluk olgunluğuna ulaşabilme çabası olduğuna göre…
Hayatımızdaki bazı rollerimiz üzerinden değerlendirelim ne dersiniz?
Bir anne yetiştirdiği erkek evlâdını damat ettiği gün neyi huzura ermek için kurban eder,etmeli? Koruduğu evlâdın artık aile reisi olduğunu kabullenip, kontrolcü/koruyan huylarını bir kenara bırakmalı meselâ…
Kızını gelin eden bir anne ise, kızının hanesinin ayrı bir dünya olduğunu kabul ederek yola çıkabilmeli.
Baba/erkek evlendiği gün itibari ile kendini önceleyen bencil yanını bir kenara bırakıp,emanet bilinci ile eşine/çocuklarına güvenli bir liman olmalı.
Bir kadın annelik rolü sebebi ile kadınlık rolünü feda ederse peki? Neyi neye ve ne için feda ettiğimiz önemli. Feraset ve basiret süzgeci hassas çalışmazsa kaosa sebep olur.
Kadın tatlı uykusundan uyanıp sabah kahvaltı hazırladığında bir feda ediş yoktur meselâ. Evlilik denilen ortaklığın işliyor olmasıdır sadece.Erkek çalışıp almış,kadın özenle sofraya koymuştur. Kadının evde yaptığı temizlik, yemek gibi işlerini yük olarak ısrarla empoze etmeye çalışan bir zihniyet var yazık ki!Bunları yük gösteren aynı zihniyet, kadının “güçlü”(!) imajını bir erkeğin yaptığı herşeyi yapmak diye anlatıyor. Ne yaman çelişki! Peki ya güçlü,koruyan,kollayan demek olan “kavvam” diye tanımlanan erkek hayatın neresinde? Kadın kadınlığını güçlü olmaya feda ededursun… Erkekte erkekliğini kolay yaşamaya!Oysa din erkeğin kadına üstünlüğünü; zor olanı erkeğin yapması ve kadını himaye etmesi olarak tanımlıyor. Yani fıtrat gereği erkek zor olanı yapmalı iken,kadın kime neyin ispatı için hem evde hem de üzerine sorumluluk olarak verilmeyen pek çok şeyin altında eziliyor?
Küçükler büyüklere,gelin/damat eşinin ailesine ve her birey Yaratıcısına hürmeten birbirine saygılı davranmalı iken,saygı “ben” canavarına kurban ediliyor!İnsan nefsini bildikçe Rabbini bilir.Bu sebeple “ben”in kölesi olmak yerine tevazu ve fedakârlık gibi latif duygularla bencilliği kurban etmeli Hak yoluna…Ki kulluk hamlıktan olgunluğa yol alsın.
Dinin çizdiği sınırlar içerisinde kendini bulamayan kul, emirlere teslimiyet gösterip idrak etmek yerine,fenomenlerin nefsani yaşantılarına uydurulmaya çalışılmış “yeni tip Müslüman” ya da benim tabirimle “Müslümanımsı” olmayı seçiyor.Yani kulluğu nefse kurban ediyor. Oysa nefs kulluğa kurban olmalıydı! Rol modelimiz Allah Resulü iken, çarkın içinde bulunan, İslâmı ılımlı (!) hâle getireceğim diye şekilden şekile giren, bid’atlere kapı aralayıp vebal sırtlananlara alkış tutarak parlatanlar ne ola? Sınırları çizilmiş olan dini algılamak bu kadar zor olmasa gerek! Algılayıp işine gelmeyen kısmı için kılıf bulmak inanın çok daha zor! Örneğin “dua mü’minin silahıdır” hadisi varken ve avuç açıp Rabbe sığınmak varken, eski dinlerden kalma,sözde eğitimlerle harmanlanmış saçmalıklara bel bağlamak ve bunu meşrulaştırma çabası; inancın bâtıla kurban edilmesi olmaz mı Allah muhafaza?
Özgürlük dediğimiz kendi sınırımızı belirleyip, tercihlerinden dolayı hesap vermeyeceğin bir alan, doğru mu?O hâlde bu imkânı yine din sağlamaz mi?Sınırsız özgürlük (!) denilen canavar, kirli ve adapsız ruhların, kendi nefsinden başkasını yok sayarak ne isterse acıtarak almasından ibarettir.”Pedofili tercihtir” diye bir cümleyi kurma hadsizliğini gösteren zihniyet sizce özgürlüğü sadece kendine yontan ucuz bir tutum değil midir?Ya da sokaklarda “sev**irim evlenmem,hamile kalırım doğurmam” pankartı ile yürüyen gençler özgürlük nedir düşündü mü?Yoksa zor olanı yapmaktan ve kadını himaye etmekten aciz bir erkeğin,nefsinin oyuncağı olduğunu idrak edemeyecek kadar akıl tutulması mı yaşıyor? Ne kadar kıymetli olduğunu biliyor musun diye sormak istediğim genç kızlar; Rahim ve Latif sıfatlarının tecelligâhı oluşunu neye kurban ediyor dersiniz?
Ruhumuzun elleri manen bir kurban kanına bulaşıyor,neyi neye kurban ettiğinden bîhaber!
Her kurban bayramı buzluğa et istifleme,kaç kg et çıktı derdi ile seçilen kurbandan bu kadar oluyor demek!
Oysa her Ramazan Bayramı,her Kurban Bayramı,her vakit namaz,tutulan her oruç hayata aksetmiş olsa adım adım kullukta zirveye yaklaşma yolculuğu olacak şüphesiz…
Bir yıl boyunca buzlukta stoklanan etlerden bahsedilmesini gerçekten anlayamıyorum! Evin et ihtiyacını görmek için mi farz kılınmıştı kurban? Oysa bunun yerine ruhun derin dondurucusuna bir parça hoşgörü,affedicilik,vefa koymuş olsaydık ya lâzım oldukça çıkarıp kullanmak adına!
Velhâsıl; alışkanlıklar nedeni ile otomatiğe bağlanmış bir beden değil, kulluğu ve insanlığı zirveye taşıma çabası olan bir yürek gerek bize…
Allah’ım; rızanı kazanmak uğruna, nefsin tüm heveslerini kurban etmeyi başaracak bir ihlâs ve takvaya ulaşmayı nasip eyle..(Amin)
Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar.