MLMM!
Türkiye’nin sanayileşme ve sanayi üretiminde dünyada söz sahibi olma adımları ile orantılı olarak mesleki eğitimde de ön plana çıkmak için geceli gündüzlü çalışmalarını sürdürüyor. Özellikle Savunma sanayisinde ve katma değerli ürün imalatında atılan kararlı adımlar meyvelerini verdi ve Türkiye özellikle savunma sanayisinde çığır açan bir yükselişe geçti. Aselsan, Havelsan, TUSAŞ, Roketsan gibi ülkenin gururu kuruluşlara Baykar, Altınay Teknoloji, Tusaş, HTM hatta BMC’yi sayabiliriz. Savunma sanayisinde dünya liginde yer aldığımız, Ağustos ayında dünyanın en prestijli savunma sanayi listesi olarak kabul edilen “Defense News Top 100“ listesine girmeyi başaran 7 Türk şirketi ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Artık Türkiye bu alanda oyuna kenardan giren bir oyuncu değil, oyun kuran, oyun yazan bir aktör olmuştur. Bu listede yer alan firmalarımız ve Türk sanayisinin güçlü olması, yomuna güçlü devam etmesi elbette mesleki eğitime bağlıdır. Eğer bu eğitim modelini, geçmişte olduğu gibi kendi haline bırakır, öğrencinin hiçbir yeri kazanamadığı için kerhen gitmek zorunda kaldığı okullar haline getirirsek bindiğimiz ağacı kesmekten öteye gidemeyiz.
Rahmetli Mustafa Koç’un ‘Meslek Lisesi, Memleket Meselesi’ sözü bu okullarımıza ve önemine atfedilmiş en güzel söz değil midir?
Eğitim ile ekonomik kalkınma arasında bir ilişki olduğu artık bir gerçektir. Uluslararası alanda söz sahibi olan ülkelerin güçlü ekonomilere, ekonomisi güçlü ülkelerin de nitelikli insan gücü yetiştiren eğitim sistemlerine sahip oldukları inkar edilemez. Bugün yapılan araştırmalar, mesleki ve teknik eğitim için ülkeler arasında 2 farklı model uygulandığını bunlardan ilkinin tam zamanlı mesleki ve teknik eğitim modeli olduğunu söylemekte. Bu modelde eğitim okul içinde 8-10 yıllık zorunlu temel eğitime dayalı olarak verilmektedir. Zorunlu temel eğitimi tamamlayan öğrencilerin bir kısmı iş hayatına katılırken, bazı öğrenciler de yakaladıkları başarı neticesinde yükseköğretime yönlendirilmekteler. İkinci model ise Devlet ve özel işletmelerin mesleki eğitim hususunda işbirliği yaptığı modeldir ki, bizde de uygulaması olan çıraklık eğitim modeli bu modeldir. İkili sistem olarak da tanımlanan bu modelde öğrenciler haftanın bazı günleri okullarda teorik eğitim alırken, bazı günlerde de işyerlerine giderek uygulama becerilerini geliştirmektedirler. Tam zamanlı mesleki teknik eğitim modeline ağırlık veren ülkeler Belçika, İsveç, Fransa ve İtalya iken; çıraklık eğitimi modeline Almanya, İsviçre, Danimarka ve Avusturya gibi ülkeler ağırlık vermektedir. Bunun yanı sıra ABD, Hollanda ve İngiltere gibi her iki modele ağırlık veren ülkeler de bulunmaktadır. Bu demektir ki bir sanayi devi olan Almanya’nın yıllardır başarıyla uygulamış olduğu çıraklık eğitim modeli bizim için de uygun bir modeldir.
Mesleki eğitimde biz ne durumdayız?
Son yıllarda adeta şaha kalkan bu eğitim kurumlarımız devlet veya özel teşebbüslerle birer cazibe merkezi haline gelmiştir. Artık meslek liselerinin bölüm tercihlerinde kararsız kalan, seçme kriterleri çoğalan bir zenginlik var mesleki okullarda. Artık meslek okullarını lise sınavlarında ilk binlere giren öğrenciler tercih ettiği gibi, kontenjanları henüz kayıt başlarında dolan, araya insanlar koyup ön kayıt yaptıran meslek okullarımız var!
İşte bu başarı biraz önce saydığım yerli sanayinin ve savunma sanayindeki atılımlarımızın eseridir. Artık, sanayide sadece mal üretmiyor, üretecek gençlerimize de ön ayak oluyoruz. Türkiye’nin yüzlerce OSB’sinde birer ikişer mesleki ve teknik liseler boy gösteriyor. Ard arda eğitim projeleri, ara eleman yetiştirecek çareler aranıyor, bir bir hayata geçiriliyor. Kimya, tekstil, makine, endüstriyel yazılım, imalat, sağlık, madencilik, haberleşme ve ulaştırma gibi alanlarda artık ara eleman ve aranan eleman yetiştirebiliyoruz.
Mesleki ve teknik eğitimde onca yol almışken, ortaya çıkan eksiklikler de bu eğitim sisteminin olmazsa olmazı durumunda; Yapılan araştırmalar, okullardaki izlenimler ve gelinen tablo bize şunları söylüyor;
Öğrenciler mesleki ve teknik eğitim almaya daha erken yaşlarda başlamaktadır. Devlet ve toplum tarafından mesleki eğitime atfedilen “ikincil eğitim” algısı değişmektedir. Mesleki eğitim kurumları ile sektörler arasında kurulan iş birliğinin çerçevesi genişlemektedir. Mesleki eğitim öğrencilerinin işbaşı eğitim tecrübeleri artırılmaktadır.
Genel eğitim ile mesleki eğitim arasındaki keskin ayrım zamanla azalmaktadır.
Dünyadaki rakamlar da ortada;
OECD ülkelerinin çoğunda mesleki eğitimin payı Türkiye’nin altındadır. Almanya ve Fransa gibi Avrupa’nın önde gelen ülkeleriyle Türkiye birbirine yakın oranlara sahip. Bu alanda OECD ülkelerinde ortaöğretim içerisinde mesleki ve teknik eğitimdeki öğrenci oranlarında bizden iyi 7 ülke bulunuyor. Mesleki eğitim kapsamındaki öğrenci oranımız imam-hatip öğrencilerinin de mesleki eğitim kategorisinde sayıldığını göz önünde bulundurursak %47 civarında. Bu oran Çekya’da %72,4, Finlandiya’da %71,6, Slovenya’da 70,9, Slovakya’da %68,9, Hollanda’da %68,2, İsviçre’de %64,2 ve Lüksemburg’da %61,6’dır. Biz bu ülkeler arasında %9’luk Kanada’dan, %10,3’lük İrlanda’dan, %17,5’luk Güney Kore’den, %22,4’lük Japonya’dan ve %23’lük Macaristan’dan daha iyi durumdayız. Öte yandan Almanya ve Fransa gibi Avrupa’nın önde gelen ülkeleriyle Türkiye birbirine yakın oranlarda yer alıyor…
Demek ki doğru yoldayız…
Demek ki MLMM…
Demek ki iyi yoldayız…