MUHASEBE
Hiçbir şey sonsuz değildir,Rabbimiz’den başka…
Gençlik, rüzgâr gibi!Hangi yaşlıya sorsak; “rüzgâr gibi,ne zaman geçti anlamadık ” diyor.
Sağlık, varlık, huzur,sıkıntı, tasa…Ne varsa bir yerde son buluyor.Önemli olan herşey geçtikten sonra geriye dönüp; “çok şükür, üzerime düşeni yaptım” diyebilmek…Hayıflanarak değil, şükredecek şekilde anımsamak…
Biten musibetin ardından,”hamdolsun isyan etmeden sabırla ve gayretle geçirmeyi Rabbim nasip etti” demek…
Ve bolca nimetin ardından da; “verdiğin her nimete hamdolsun Allah’ım. Verdiklerini bencillik etmeden paylaşmayı başaracak yürek verdiğin için şükür ” demek…
Yeterince farkında mıyız şu hayatın, neden yaşadığımızın, varışın nereye olacağının?Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor:
“Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bilin:
1- İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin,
2- Hastalık gelmeden önce sıhhatin,
3- Fakirlik gelmeden önce zenginliğin,
4- Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin,
5- Ölüm gelmeden önce hayatın.”(Buhârî, Rikâk, 3; Tirmizî, Zühd, 25; El-Beyhakî, İmân, 9575)
Gerçekten kıymetini bilmek için, önce nimeti idrak etmek elzem.Her sabah uyandığımızda gözlerimizi açabilmek yeni günün ilk şükür sebebi değil de nedir?Gözün olması ayrı nimet,görmesi ayrı nimet…Usulca yataktan doğrulmak,ayaklarımızı yere basmak,kollarımızı yukarı kaldırıp gerinmek,”Bismillah” diyerek güne başlamak!Her birine hasret ne çok insan var.Hele ki;Müslüman olarak dünyaya gelmiş olmak ve Müslümanca yaşamak…
Müslüman olanların hikâyelerini dinleyince,ne çok zahmetten,yorgunluktan geçerek İslâm’ın temiz alanına girmişler görüyoruz. İnsan nedense elindeki güzelliği farketmekte zorlanıyor. Sanki hep var olacak ya da olmak zorundaymış algısıyla yaşıyoruz. Örneğin bir nezle olunca, nasıl da nefesin kocaman bir şükür sebebi olduğunu hissediyoruz.
De ki: “Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!”(Mülk / 23)
Korona öncesi yaşam standartlarımız ve sonraki durum,”şükür nimeti arttırır” diyen Rabbimiz’in bir ders vermek istercesine farketmemizi istediği bir döneme girişimiz gibi…Şükürsüzlükte nimetin azalmasına sebep oldu o hâlde.
Misafir evin bereketiyken,sokaklara/kafelere taşmış durumdaydık tabiri caizse.Çünkü evde misafir ağırlamak zahmet olarak algılanır olmuştu.Ya şimdi?Zorlaşan ekonomik şartlar nedeni ile,masrafa yetişememe kaygısı ile evler mahsunlaştı.
«— Kim rızkının bol olmasını ve ömrünün uzamasını severse, sılâ-i Rahim yapsın.»(hadis) emrinin dışında bir sosyal çevre geliştirildi son dönemlerde. Anne/baba/aile büyüğü öncelik olmaktan çıkarıldı. Eğlenilen arkadaşla o kafede kahve,bu restorantta yemek dönemi ivme kazandı.Büyüklere hürmet ve hizmetten,akrabanın bereketinden mahrum kalındı.
Karantina günleri zamanın katbekat bereketlendiği,dünyaya dair telâşın rafa kalktığı günler oldu.Nasıl değerlendirdik peki?Dünyamıza mı, ahiretimize mi değer kattık?Yoksa ihtiyacın üzerinde mutfakta vakit mi geçirdik!!
İsraf sadece su,elektrik, paradan mı olur?Zamandan,insandan olan daha da vahim değil mi?
Hastahane koridorlarındaki yaşlıları zaman zaman ders gibi izlerim. Onlar da bir zamanlar gençti, sağlıklıydı,güzeldi/yakışıklıydı. “Kimde bir güzellik varsa bilsin ki emanettir”diyerek bize ufuk açıyor Mevlânâ Hz…Ancak ne kadar idrak edebildik ki!
Önemli olan geçip giden yılların ardından bakarken “tüm gücümle çabaladım Allah’ım. Bana ikram ettiğin cüz’i iradenin hakkını verdim” diyebilmek…
An bu an,dem bu demdir kıymetli okuyucular…Bakın bakalım elinizde ışıldayan hangi nimetlerin şükrü,mutluluğu eksik kalmış. Hızla tamamlama fırsatımız varken,kaçırmayalım bu anı. Carpe diem(anı yaşa) ama kulca/insanca,hayırla/güzellikle…
Verdiğin her nimete sonsuz şükür Rabbim…Verdiklerinin yoklukları ile sınama bizi,dünyada da ahirette de iyilik ve güzellik ikram eyle (Amin)