NASİHAT



NASİHAT

Mevsim kışa doğru evrilirken,düşünüyorum gökyüzüne bakıp…Güneş aynı güneş, ama sana kim söyledi ki “artık ısını azalt,daha az kal dünyada” diye? Yüzüme dokunan esinti burnumu üşütünce bu kez ona soruyorum;

“Yazın yüzüme dokunmandan mutlu olurken,şimdi nasıl irkilip üşüyorum?Kim söyledi ferahlatma günleri bitti, artık üşüteceksin diye?”

Herşeyin sahibi nasıl da kusursuz işletiyor düzeni, Subhanallah! Anneanneciğimin dediği gibi; benzeye benzeye yaz,benzeye benzeye kış oluyor mevsim…Mevsimler geçiş sürecindeyken biz de acziyetimizi hissediyoruz. Ne giyeceğimizi bilemiyoruz, biraz üşüyüp biraz terliyor ve hasta oluyoruz.Hele de evlatlar hastalanınca,daha da farklı titreyor yüreğimiz. Bizim kuzucukların ikisi birden gribal bir durum yaşayınca, evimize komşu sayılan anasağlık merkezine götürdüm. Girince şaşırdım,öyle kalabalıktı ki,hiç böyle görmedim desem mübalağa olmaz.

“Bir okul toplu olarak mı kontrole mi geldi acaba?” dedim bir an!Fakat değildi, çocukların geneli bizimkiler gibiydi. Sıra beklerken karşımızda oturan amca,Taha Eymen’e ;

“Sana birşey söyleyeyim mi? Telefondan, tabletten uzak dur.Topaç çevir, koş oyna” dedi.

“Futbol oynuyorum ben amca” dedi Taha Eymen.

“Daha iyi ya ,sporcu adamın yamuk arkadaşı olmaz” diye devam etti  cümlelerine. Heyecanlı, içten anlatıyordu amca. Kendi ölçütleri ile,insanî olarak herkesi bağlayan güzel nasihatler verdi sağolsun.

Allah Resulü (S.A.V) “Din nasihattir” buyuruyor.Özellikle büyükler birşeyler anlatınca çocuklarla beraber yorumluyoruz ki bu durumun nasıl bir nimet olduğunu anlasınlar. “, Ne güleryüzlü amca,sağolsun ne güzel anlattı” vs.vs.vs…Mevzu şu; söylenene değer ver, karşımdakini dinle,inandığın değerlere hangisi uygun süzmeyi öğren. İşte bu nokta biz annelere düşüyor.Annenin tavrına göre çocuk şekilleniyor.Çağın en büyük sorunu,herkes herşeyi biliyor!Peki ya uygulayıcı var mı bu önemli…Anne ne kadar nasihate açık, dinlediği hayatına etki ediyor mu?

Kimse kendine bir tavsiye verilsin  istemiyor,çünkü nefs hoşlanmıyor bundan.Oysa dost,acıyı tatlı söyleyebilen değil miydi? Özellikle kuşaklar arası farkın açılmasına fırsat vermemek gerekir ki,nasihat kültürümüz dipdiri kalabilsin.Geçen gün bir gencin dediği çınlıyor kulağımda; “odamda rahatım, aramızda çok yaş farkı var ne konuşacağım ki onlarla?” Kalbimi acıttı bir an…En cann dediği ile konuşacak birşey bulamıyor olmak kimin üzerinde vebal? Gencin mi,gence hâmi vazifesindeki büyüğün mü?

Zaman içinde bir yolculuğa çıktım, çocukluk ve lise yıllarıma göz gezdirdim. Evet biz teknoloji kuşağı değildik, fakat sosyal hayatın tam ortasında bulunarak olgunlaştık. Özellikle babamla yengesinin(Allah rahmet eylesin)muhabbetleri geldi aklıma, öyle tatlı tatlı gülümsedim o günü hissederek…Birbirilerine akraba ,ahbap hatırlatma çabaları, tatlı hatıralar…Masal dinler gibi dinler, bayılırdım. Zihnimde canlandırır kendimce dersler alırdım içlerinden…İşte konu tam da bu! Biz dünyada sadece kendi ailemiz gibi insanların olduğunu zannederek büyüdük ve şekillendik. Şimdi ise,sanal âlemde gençler her tarzı görüyor ve ailesinin anlattığı yerine,nefsine hoş gelenle meşgul oluyor. Sonuç; anne/babaya benzemeyen bir nesil…

Bu durumun herkes farkında, rahatsız! Peki ne yapmalı? Önce sevmeli…Kızdıracak birşey dahi olsa ortada, sevmenin ve öfkenin iki ayrı duygu olduğunu hatırda tutmalı.Sonra dinlemeli ki,dinlemeyi öğrensin çocuklar…Mevlânâ Hz. ; “gencin aynada göremediğini, anne/babaya tozlu tuğlada görür ” buyurur.Gence yol açabilmek için önce yolu nereye doğru ona bakmalı. İlgiyle, eleştirmeden dinlemeli.Sonra hayatımızdan minik örnekler, onlara ufuk açacak sorular ve nasihatler … Yine altını çiziyorum; önce sevmeli.Bu ara sıkça şahit olduğum en üzücü konu;

“Babam/eşim sevgisini belli etmez pek,öyle sarılıp öpmez”… Ve bu cümlenin ardından dolan gözler; “oysa buna çok ihtiyacım vardı!” diye fısıldıyor yüreğime.

Hemen hatırlayalım o hâlde;

Ebû Hüreyre radıyallahu anh  şöyle dedi:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, Ali radıyallahu anh’in oğlu Hasan’ı öpmüştü. O sırada Akra İbni Hâbis de Peygamberimiz’in yanında bulunuyordu. Akra:

“Benim on tane çocuğum var, onlardan hiç birini öpmedim.”dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  ona hayretle bakıp:

“Merhamet etmeyen kimseye merhamet olunmaz” buyurdular. (Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fezâil 65. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 145;Tirmizî, Birr 12.)

Efendimiz (S.A.V) bize bizzat yaşayarak örnek olmuşken, “ben böyleyim” deyip kolaycılığa kaçmak mümine yakışan bir tutum değildir. Bir rahmet Peygamberi düşününüz ki ortalama 16 yaş civarındaki gençlerle dünyaya İslâm’ı yayıyor. Bizim ekmek almaya,çöp atmaya yalvar yakar gönderdiğimiz çocuklar peki?Onları kim,nasıl yetiştirdi?Efendimiz onları önce nasihatlerle değil, sımsıcak severek eğitti. Ve bir insan birini severse,artık onun söylediği söz de,işte ağır gelmez.

Yine güzeller güzeli (S.A.V) şöyle buyuruyor;

“Mümin, başkasıyla hoş geçinen ve kendisiyle hoş geçinilen kişidir. İnsanlarla güzel geçinmeyen ve kendisiyle güzel geçinilmeyen kimsede hayır yoktur.” (Ahmed, Müsned, 2/400, 5/225)

Hoş geçinilmenin anahtarı; yüreği samimiyetle açmaktır,sevmektir.Gencin,çocuğun anılarımızı,adımlarımızı, bizi sevmesi ve nasihatimizi kabul etmesi için; anlattığını dinlemek,gündemini meşgul eden konuyu önemsemek, rencide edilmeden tedavi edileceğini bildiği bir acil servis tadında başvuracağı ilk adres olacağımızdan emin olmasını temin etmektir.Ki bu özel bir muâmele değil, Allah’ın emaneti,hediyesi olan evlâtlara hakettiği ihtimamı göstermektir…

İyi, hayırlı ebeveyn olmanın yolu en iyi eğitimleri almak değil, kalbi samimiyet ve ihlâsla besleyebilmektir.

Allah’ım yavrularımızı has kul,hakiki ümmet, bizler için yüz akı eyle (AMİN)

Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…