O NASILSA ÇÖZER…

İlkokul üç ya da dördüncü sınıftaydım. Öğretmenimiz “yarın güneşi inceleyeceğiz” demişti. Tam hatırlamıyorum ama güneş tutulması olacaktı sanırım. Son dersin son on dakikasında ödevlerimizi yazdırırdı ödev defterimize. İlk ödevimiz; “haber başlıklarını yaz” olurdu hep. Algısı ve farkındalığı gelişen bir çocuk için muazzam bir fırsat. Çünkü google amca yok o zaman.

Tabiri caizse tüm herkes nefesini tutuyor çünkü spiker bir nefeste sayıp başlıkları,ana habere geçiyor. Sonraları tv.de çıkan bir uygulama ile görüntüleyip yazma fırsatım olunca dünyalar benim oldu.Çünkü o an abimin hızla not alması gerekiyordu.Neyse efendim, gelelim ödevlere… Ahmet Buhan matematik kitabı sayfa diye devam eden listeye “isli cam getir” eklenince ödev listesi son buldu.

İyi de isli cam da neydi ki? Düşünceler beni içine çekerken, kapıda bekleyen babamı görünce kara bulutlar dağılıverdi. Çünkü “babam herşeyi bilirdi ve nasılsa çözerdi.” Geçen haftalardaki resim dersinde en güzel patates baskısı benim kalıplarımdaydı.Babamın usta elleriyle patatese oyduğu gemi dün gibi gözümün önünde… Ya bahar dalı çalışmasındaki patlamış mısırları arkadaşlarım boyamaya çalışırken, babamın bana gece sulu boyamdaki mercan kırmızı boyayla hazırlattığı suya batırıp çıkarttığı ve sabaha kadar kurumaya bıraktığı patlamış mısırlara ne demeliydi? Gerçek bir bahar dalı gibi göz doldurmuştu benim çalışmam… Şu isli cam neyse onu da çözerdi nasılsa!

Koşup sarıldım boynuna.”Babacığım,eve giderken isli cam alabilir miyiz?” dedim, çünkü dükkân komşumuz camcıydı. “Cimcimem, isli cam satılan birşey değil. Ne için lâzım sen anlat bakalım.”
Bir nefeste anlatınca;
“Camı ateşin dumanına tutunca is olur kara kara. O karanlık kısımdan bakınca güneş gözünüzü yormamış olur.Ben akşama getireceğim sana en iyi şekilde inceleyeceksiniz merak etme.” diyerek beni eve bırakıp dükkâna geçti.

Aslında o günkü gibi kalbimdeki o duygu;
“Babama söylediysem Allah’ın izniyle tamamdır.”
Akşam babacığım yine eli kolu dolu gelmişti. Ben ödevimi nasıl hallederim derdindeyim.
“Cebimdeki gazeteye sarılı camı alır mısın cimcimem?” dedi.
Elime is bulaşabilir diye düşünüyordum açarken. Açtığımda “aaa, bu ne babacığım?” dedim.Çünkü bu ele bulaşmayan gözlük camı gibi simsiyah dikdörtgen bir plakaydı.
“Kaynak camı bu kızım. Bununla en güzel şekilde bakabilirsiniz”
Çünkü babam ustaydı.Dükkândan bu inceleme için en uygun olanı bulup getirmişti yine.
“Teşekkür ederim babacığım” derken, bir yandan da “ama öğretmenim ya bu olmaz derse” diye de soruyordum 🙂
“Merak etme cimcimem” dedi her zamanki emin tavrıyla…
Sabah sınıfa gelen, gazete kağıdına sardığı camı açınca “yaa, silinmiş,bozulmuş” gibi cümlelerle mızıklanıyordu.ilk ders öğretmenimiz bahçeye indirdi bizi. Herkesin elinde silinmesin diye dikkatle tutmaya çalıştığı isli cam, ben de ise kaynak camı:)
Öğretmenim sınıfı sıraya sokarak benim kaynak camımla herkese güneşi inceletip anlatıyordu. Babama sırtımı dayamak dünyanın en paha biçilmez duygusuydu.Çünkü ona söylediysem en güzel şekli ile hallederdi evelallah…
….
“Eee, yani Ayşenur Hanım?” mı dediniz? Bir erkeğin “kavvam” oluşundan zaman zaman bahsettik. Erkek yani aile reisi, eş, baba güçlüdür, zor olanı yapmalıdır, çözüm odaklı ilerlemelidir, huzurlu liman ve kadınının/çocuklarının ardındaki güçlü dağ olmalıdır. Zira fıtratı buna uyarlanmış olarak yaratılmış. Kendisine söylenileni yapan bir emir erinden söz etmiyorum tabi ki! Meşru istekleri önemseyen bir aile reisi,karşılıklı saygınlığı tesis eder.

Bir kadının ya da bir çocuğun “eşim/babam nasılsa çözer Allah’ın izniyle” diye kendini huzurlu hissetmesi, dünyadaki en özel hazinelerden olsa gerek.
Oysa günümüzde pasifize edilmiş erkekler, güçlü (!) kadınlar, özgür (!) çocuklar, tesirsiz büyükler (!) mevcut yazık ki! Bunlara bağlı olarakta “aile” kavramındaki dejenerasyon nedeni ile huzursuz,doyumsuz,sınırsız bir toplum! Bu vasıflardaki bir topluluk ne Türk örfüne, ne de İslâm kültürüne uygun değil.

Gençler evlilik yoluna çıkarken dahi, neye talip olduğunun farkında olmadan, “çalışan kadın” arama derdinde! “Evde yapılan tüm masrafları yarı yarıya yapalım” diye teklif edebilen bir erkek, eş mi ev arkadaşı mı yoksa hayat yükünü azaltacağı maddi bir ortak mı arıyor dersiniz? Kadın Allah’ın emaneti, kadını himaye edip zor olanı yapmak erkeğin aslî vazifesi…

Son dönem görüştüğüm birkaç gencin cümlesi yürek yakan cinsten; “babam hayatımda hiç olmadı ki, para vermekle baba olunmaz ama zaten onu da yaparken kendimi yük hissettirdi” gibi cümlelere eşlik eden o gözyaşları… :”(

Kadın/aile seminerlerinden birkaçında, program bitince 70’li yaşlarda teyzeler benzer cümleler kurdu boynuma sarılıp;
“Güzel anlattın kuzum ama bunları camideki amcanlara kim anlatacak?”
Yeni icat edilen birşeyi değil, bin beş yüz yıl önce gelen dinin hududlarını konuşuyorduk aslında. “İman ettim” dedikten sonra değil önce ve neye iman ettiğini iyice öğrenmez mi kul? Taklidi olarak iman ettiğimiz dini, tahkiki yani idrak ederek/hakikatine ererek yaşamamız gerekmez mi?

Erkeğin erkek, kadının kadın, çocuğun çocuk olduğu, herkesin had ve saygı sınırını muhafaza ettiği her yerde Allah’ın izniyle huzur vardır. Kadının güçlü olması; erkeğin yaptığı her işin altında ezilmeyi kabul ederek değil, kendi fıtratına uygun bir iş bölümü ile evinin sınırlarında bu işleri külfet görmeden yapıyor olmasında gizlidir.
Eğer kadın hem maddi destek için isteği dışında mecbur tutuluyor ve üstüne ev işlerini yalnız yapıyorsa, işte bu evlerde “hayat müşterek” kavgası başlıyor. Ortaklığı fıtrî özelliklerine göre yapan, kanaat ehli, saygı ve had sınırında kalmayı başaran aileler ise dünyada cenneti yaşıyor. Huzurlu aile yuvası, dünyadaki cennettir.

Allah, ikram ettiği her vazifenin/ikramın (anne,baba,evlât,eş,gelin,damat…..) hakkını veren, şükür ehli ve kulluk gücünü kullanan mü’minlerden eylesin cümlemizi…(Amin)