ÖĞRETMENE-POLİSE-BASIN EMEKÇİSİNE AŞI YOK!
Ellere var da bize yok mu?
Bu meşhur parçayı herkes hatırlar. En azından bizim kuşak!
Sağlık ordumuzun aşılanması on numara beş yıldız bir davranış olarak kabul edilir. Ölümün nefesini sırtlarında hisseden sağlık çalışanlarına bu dönemde ne yapsak bana göre az!
Hastanelerin önünden geçmemek için yolumuzu bile değiştirirken, düşünün 24 saat o hastane içinde salgınla cana can-dişe diş bir çalışma yapıyorlar. Evlerinden, çocuklarından hayatlarından uzak canımızı kurtarıyorlar.
Yaşlılarına hürmet etmeyen onlara saygı göstermeyen toplumlar elbette ki bizden değildir!
Aşı çalışmalarında en yaşlı kuşaktan başlayarak onların en azından salgın nedeniyle hayatını kaybetmesinin önünü kesmek, dünya ülkeleri yaşlılarını ölümüne terk ederken örnek bir çalışma uygulayarak aşı çalışmalarına onlardan başlamak on numara beş yıldız bir davranış!
Buraya kadar Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim sözünün gereğini yerine getirdik!
Şimdi yüz yüze eğitime başlayan her gün onlarca öğrenci ve veli ile karşı karşıya gelen öğretmenlerden bahsetmek istiyorum.
Salgın döneminde çok sayıda öğretmen hayatını kaybetti. Onların çoğu haber bile olmadı. Sessiz sedasız toprağa verildi.
Öğretmen sendikalarının çığlıklarını kimse duymadı. Veya kimse duyurmadı!
Hazreti Ali (RA) ne demişti?
Bana bir harf öğretenin kırk yık kölesi olurum!
Aileden sonra teslim edildiğimiz ve hayata atılana kadar bizimle birlikte olan öğretmenlerin aşı çalışmalarını dışında tutulması gerçekten hepimize acı veriyor.
Mesela ben sağlık sorunlarım nedeniyle aşı olan kuşak içerisinde yer aldım. İçimde vicdani bir rahatsızlık taşıyorum.
Diliyor ve istiyorum ki Sağlık Bakanlığı karar alarak öğretmenlerimizi aşılanmaya üzerlerindeki salgın riski azaltılmaya başlansın.
Buna paralel olarak halk ile yüz yüze olan sürekli görevlendirilen polislerimiz de aşı kapsamına hemen alınsın.
Bu iki gruba görev veriyor sokağa ve okula gönderiyoruz. Bütün güvenlik önlemlerini alan polisler aşı olmuyorlar. Olmuyorlar ama her olaya müdahale ederek büyük bir riskin altına giriyorlar. Hatta pandemi döneminin takibini de onların sırtlarına bindirmiş durumdayız. Uygulama noktaları hastaneden kaçan hastalar, yasakları çiğneyen pozitif vakalar hepsi polislerin görev alanı içerisinde!
Bizi yönetenlerin vicdanlarının bu konuda hiç rahat olmadığını biliyorum. Bilmek çözüm üretmeye yetmiyor. Çözüm Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanlığının iki dudağı arasında!
İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırmayalım!
Bizden de bahsetmek gerekir. Yani basın dünyasından. Alınan bir kararla Sarı Basın Kartı sahibi olan Gazetecilere aşı vurulacak!
Bana çok komik geldi!
Sarı Basın Kartı özellikle yerel gazetelerde sadece patronlara ve bir çalışana düşer. Yani belirli bir kontenjanı vardır. Ulusal Gazeteler TV’ler ve dergilerde bu durum değişir.
Türkiye genelinde on binlerce çalışanı alan yerel gazetelerde yöneticiler, muhabirler, dağıtım elamanlarının yüzde 90’nı hatta biraz daha abartalım yüzde 95’inde Sarı Basın Kartı bulunmaz. Alanda çalışan aktif görev yapanların belki de yüzde bir veya ikisi bu kartı taşır!
Salgınla yüz yüze gelen basın emekçisi bu haktan faydalanamaz!
Gazetecilerin STK’ları bu durumu çok iyi bilir. Süreçte onlarca basın emekçisi salgın nedeniyle hayatını kaybetti. Bunların içinde acaba kaçı Sarı Basın Kartı sahibiydi!
Bu konuda öncelik verilecekse alanda aktif olarak görev yapan Basın emekçilerine hak tanınmalıydı!
Ama tam tersi bir uygulamaya gidildi!
Bu durum allandı pullandı basın sektörü aşılanıyormuş gibi lanse edildi.
Çok komik! Mizahi bir durum! Meslek kuruluşları ancak kendini kandırdı! Basın emekçisi salgınla karşı karşıya bırakıldı ve kaderine terk edildi! Konu bu kadar basit!
Ben kendi meslek grubumla ilgili bir düşüncemi aktarırken şunu da belirteyim 1987 yılında Sarı Basın Kartı taşımayı hak eden bir gazeteciyim! Ama bu hak bana diğer meslektaşlarım üzerinde ayrıcalık ve özellik yüklemez! Ne kadar çileler içerisinde çalıştığımızı, ne kadar özveri içerisinde bulunduğumuzu iyi bilenlerdenim!
Basın emekçisini es geçip Sarı Basın Kartı kriteri uygulamak yanlıştır. Maalesef bu yanlışa basın emekçilerinin seçip kendilerinin haklarını korusun diye gönderdiği yöneticilerde sessiz kalmış ve tam anlamı ile sınıfta kalmıştır. Kendilerini hak gördükleri bu uygulamayı camianın yüzde 95’ini oluşturan ana kitleye hak görmüyorsanız sizin yapılanmanızı sorgulamak en doğal hakkımızdır!
Adil olacaksınız! Adaleti savunacaksınız! Meslek grubunuzun hak ve hukukunu koruyacaksınız. İşte o zaman bizi temsil etme hakkına sahip olacaksınız!
Nerde kalmıştık?
Öğretmenimize aşı!
Polisimize aşı!
Basın emekçisine aşı!
Öğretmenimize-polisimize-basın emekçilerine aşı!