Sayfa Seç

Öğretmenler Günü ve ilkokul anılarım

reklâm

Yazar hakkında

Her öğretmenler günü kutlanırken, ilkokul anılarımı hatırlar, okula ilk başladığım günler sinema şeridi gibi gözümün önüne gelir. Öğretmenlerimi düşünür duygulanırım.
Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’ün, Millet Mektepleri Başöğretmenliği’ni kabul ettiği 24 Kasım günü Öğretmenler Günü olarak kutlanmakta ve etkinlikler yapılmakta. 1980 askeri darbe lideri Kenan Evren’in talimatı ile 1981 yılından beri kutlamaktadır.

Öğretmenler Günü’nde, bizlere okuma ve yazmayı öğreten düşünce varlığımızın mimarları olan öğretmenlerimizi sevgi ve saygı ile anıyor, öğretmenlik mesleğinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz.
İnsanlar, tarihin ilk çağlarından beri eğitim ve öğretime ihtiyaç duymuşlardır. Bu eğitim ve öğretimi yerine getirenler ise öğretmenlerdir.

Öğretmenler de tıpkı arkadaşlarımız gibi çeşit çeşittir: kimine hayran olurken kiminden de çocuk aklımızla korkarız. Ama hepsinden mutlaka öğreniriz: envai çeşit bilgiyi, kendimizi ifade etmeyi, açık fikirliliği, direnmeyi… Ama en önemlisi; öğrenmeyi öğreniriz öğretmenlerimizden.

Öğretmen adı nereden geliyor?

“Öğretmen“in kaynağı olan Türkçe “öğrenmek” fiili neredeyse atomlarına ayrışabiliyor. Bu fiilin Eski Türkçe‘de “düşünmek” anlamına gelen “ö-mek” fiilinden gelip gelmediği konusunda kamplaşma mevcut. Fakat “ög” kelimesinin “akıl, zihin” anlamına geldiği konusunda kaynaklarımız hemfikir. “Ög” aynı zamanda “anne” anlamındayken “öge” kelimesi “yaşlı, bilgin kişi” anlamında kullanılmış.
“Öğüt” kelimesi verilen aklı anlatırken, “ögür” kelimesi “hayvan sürüsü“nü ifade etmiş. Neden derseniz, ilk anlamı “akılla kavramak” olan “öğrenmek“, aynı zamanda “alışmak“, “evcilleşmek” demek olduğundan.
Biz insanlar için de öğrenmenin büyük bir bölümü “alışmak“tan ibaret. Mesela bir çalgı veya dil öğrenirken, verileri tekrarlama sayesinde içselleştirdikçe, yeni ve karmaşıklarına yer açarız.
“Öğrenmeyi öğrenmek” de aslında bir nevi “öğrenmeye alışmak” değil mi? Bizleri merak etmeye, sorgulamaya ve öğrenmeye alıştırarak, topluma ve bizlere en büyük iyiliği etmiş tüm öğretmenlerimizin bir kez daha öğretmenler gününü kutluyor, ebediyete intikal edenleri rahmetle anıyor, hayatta olanlara sağlık ve mutluluklar diliyoruz.

***

İlkokul Yılları ve Çocukluk anılarımız 

24 Kasım Öğretmenler Günü ve ilkokul anılarımız ile ilgili daha önce kaleme aldığım yazıyı sizlerle paylaşıyorum.
Bugün öğretmenler günü kutlanıyor, öğretmenler gününde kendimize bir iyilik yapalım ve çocukluk ve ilk okula başladığımız günlere zaman tünelinde bir yolculuk yapalım ve lisede okuyan oğlum Ahmet Emirhan’la her fırsatta Giresun Espiye Soğukpınar Beldesi Dikmen Mahallesi’ne gider, okulumu çocukluk yıllarımın geçtiği yerleri gösterir, belgesel çekimi yaparız. Oğlumla birlikte www.devrialem.tv olarak çektiğimiz belgeseli Avrasya Gazeteciler Derneği www.agrt.net kültür hizmeti olarak TV kanallarına gönderdiğimiz belgeseli, Öğretmenler Günü dolayısı ile sizlerle de paylaşıyoruz.
https://www.youtube.com/watch?v=o4gaHklvQ3A

Köy Hatıralarım ve İlkokul Öğretmenlerim 

Köyüme gittiğimde çocukluk yıllarım, ilkokul hatıralarım gözümün önüne gelir. İlkokul yıllarındaki yaşadığımız o heyecan adeta bir sinema şeridi gibi gözümün önünden geçer. İlkokulda ilk öğretmenlerim, biz öğrencileri ile ilgilenen dertlerimize derman olan, yetişmemiz için ellerinden geleni yapan bize rol model olan öğretmenler…

Liseye giden oğlum Ahmet Emirhan, ilkokula giden torunum Asım Eymen ve İsmail Arvas’a fırsat buldukça okul hatıralarımı anlattım. İlk okula nasıl başladığımı, ilkokul öğretmenlerimizin bizim için yaptıklarını söylerim. Başta ilkokul öğretmenlerim olmak üzere kendilerinden ilim öğrendiğim tüm öğretmen ve hocalarımı saygı minnet ve şükranla anıyor, ilk okul hatıralarımı sizlerle paylaşıyorum.

50 yıl önce Anadolu’da eğitim 

1968-69 eğitim öğretim yılında 8 yaşında bugün Giresun’un Espiye İlçesi Soğukpınar Beldesi’nin Dikmen Mahallesi’ndeki okulda ilkokula başlamıştım. Ancak ailenin maddi durumundan dolayı, ablam eğitim tamamlamış ve ben onun önlüğü, yakalığını giyerek okula gitmiştim. Zayıf ve uzun bir çocuk, sınıfın ortasında diğer çocuklara nazaran hemen göze çarpıyordu. 
Öğretmen neden okula bir yıl geç geldiğimi sorunca, arkadaşlarım ‘hocam bu okuma yazmasını biliyor’ demişlerdi. O gün okulda öğretmenler kurulu toplanıp, beni sınava tabi tutarak okuyup yazdığım anlaşılınca, öğleden sonra ikinci sınıftan devam etmeme karar verilmişti. 

Ceviz ağacının altında kitap beklediğim günler 

Ailemin maddi imkansızlığımdan dolayı bir yıl okula geç gitmem beni üzmüş, her akşam ablamın yolunu, okul yolundaki ceviz ağacının altında bekleyerek okul kütüphanesinden kitap getirmesini beklemiştim. O birer okuma kitabı getirmiş, o evde ders çalışırken de ben okuma yazma öğrenmiştim. Okula gitmeden önce ablamın yardımı. Ve kendi çabamla okur-yazar olmuştum. 
Okul maratonumuz böyle başlamıştı. İkinci, üçüncü ve dördüncü sınıfları o gün Dikmen Köyü’nde, beşinci sınıfı ise köyümüzün karşısındaki nispeten mahallemize biraz daha yakın olan Kuz köyünde ilkokulu bitirmiştim. 
Her gün okula giderken, naylon gübre torbasından dikilen çantaya okul kitaplarımızı yerleştirip, içerisine de bir parça mısır ekmeği de koyarak, okulda yakacağımız odunu da evimizden okula götürmek suretiyle, yağmurda, karda, çamurda her gün 45 dakika yaya yürüyerek dört yıl boyunca okula gidip gelmiş, öğle yemeklerimiz bir parça mısır ekmeği olmuştu. 

70’li Yılların Türkiye’si 

Bu şartlarda ilkokulu bitirmiş, ilkokulu tamamlayarak yatılı eğitim için Espiye’ye gelmiştik. İlkokul yıllarımız başlı başına hatıralarla dolu. O yıllar ülkenin sıkıntılı ve karışık yıllarıydı.  Memleket meselesi ile ilgilenen 68 kuşağının mücadeleleri, siyasi istikrarsızlık ve askerlerin 71 muhtırası, gençlerimiz ve öğrencilerin gizli bir el tarafından sağcı, solcu diye ikiye bölünüp birbirine düşürüldüğü yıllar, üzücü olaylar…

Bugünün çocukları çok şanslı

Türkiye’nin her yerinde eğitim ve öğretim sürekli gelişti. Taşımalı eğitim, okullarda öğle yemekleri, kitapların parasız olması, köy okulları ile şehir okulları arasındaki farkın kalkması, Türkiye’nin nereden nereye geldiğini gösteriyor. 

Bizim çocukluk yıllarımızda ortaokulu okumak büyük bir hayaldi. Şehirde evi olanlar ya da kalacak bir yurt bulanlar ancak ortaokul okuyabiliyordu. Köyde hayatını zor geçindiren ailelerin şehirde çocuk okutmaları gerçekten imkansızdı. Bu yüzden birçok genç ilkokuldan sonra eğitimine devam edemiyordu. Üniversitede okumak ise tamamen hayaldi. 

Anadolu insanı, evladını ortaokulda ve lisede okutma imkanı bulamazken, o dönemin beyaz Türkleri fakirlik edebiyatı yaparak ülkeye düzen vermek isteyenlerin çocukları Amerika’da, İngiltere’de ve Almanya’da okuyorlardı. Türkiye’deki normal üniversitelerin ötesinde çocuklarını seçkin kolejlerde okutanlar, halkın vergisi ile en iyi üniversitede okuyup devleti yöneten yöneticiler yıllarca Anadolu insanı köylünün çocuğunun lisede ve üniversitede okumalarına imkân tanımamışlardı. Bu Türkiye’nin ve insanımızın büyük bir kaybıydı. 

Zaman içinde dış güçler ve yerli işbirlikçiler planlar yaptı. Her dönemin tuzak ve oynu farklı oldu. Gençlerimiz üzerinde gizli ve sinsi oyunlar oynandı. Gençlerimizi düşmanlardan korumak için çok iyi yetiştirmeliyiz. Milli ve manevi tarih ve kültür bilinci ile yetiştirmeliyiz.  Sanal oyun tuzaklarından korumalı vatan, millet ve aile sevgisi aşılayacak öğretmen ve biz ailelere büyük ve zor bir görev düşüyor.
Görevini gerçek anlamda yapan tüm öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor, sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum. (Kaynak: Kişisel sosyal medya sayfam)

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.

Son Videolar

Yükleniyor...

error: Content is protected !!