PUT



PUT

“Bu dünyadaki en mutsuz insanlar,başkalarının ne düşündüğünü takıntı hâline getirenlerdir.”(Virginia Woolf)

“Elâlem ne der?” diye bir put yerleşmiş yüreklere.”El-Âlim ne der?” diye düşünülse hayat abad olurdu oysa…

İnsan davranışlarını kontrol altında tutabilir,ancak zihin ve gönül dünyası hızla akan ,değişen ve sadece Yaratıcı ile kulun arasında gizli bir âlem…Düşünceler duygulara,duygular davranışlara yön verir.İçten dışa ve dıştan içe bir bütünlüktür ihtiyacımız olan…Zihnimizi ve kalbimizi temiz tutabilmekle başlar hikâye…

“Elâlem ne der?” konusunun faydalı bir yanı da yok değil.Eskiler “Allah’tan korkmadın, kuldan da mı utanmadın?” diyerek buna değinmiş aslında. Bulunduğun çevreye inanç ve gelenek noktasında aykırı kalmadan, yaşama yön vermek insanı belli bir kalıbın içinde korumaya alır.Fakat şahıslar üzerinden bir kaygı ile yapacaklarını en iyi hâle getirip,”millete laf vermemek” çabası beyhudedir.Aslolan her an ilâhi bir kameranın ve iki katibin gözetiminde olduğu şuurunun diri kalmasıdır.

Peki “başkalarının ne düşündüğünü önemsememek nedir?” gelin İslâm penceresinden bakalım;

Toplumun temelinden sarsılıp mutasyona uğramasına sebep olundu.Belli değerlere özellikle, “özgürlük” kılıfı ile zarar verildi. Allah Resulü (S.A.V) ; ” din nasihattir” buyuruyorsa,”benim fikrim önemli sadece” diyemeyiz.Başkasının hangi fikri değerli peki?Allah hakkı için söylediği, dinime/kulluğuma/insanlığıma fayda sağlayacak her söz değerlidir.

Örneğin annesine/babasına/eşinin ailesine/büyüklerine kaba davranan birine,bir dostu;

“Canım benim, Allah’ın rızası anne/babanın rızasında gizli…Onlar bizim için kıymetli. Yarın sen de evlât sahibi olacaksın” deme hakkına sahip değil mi?Onun bu durumuna yardımcı olmak insanî görevi değil mi?

Müslüman olduğunu söyleyen bir genci tesettürü,namazı, arkadaş çevresi konusunda uyaran bir büyüğün amacı ne olabilir?

“Faizden,haramdan, bize ait olmayan her türlü kutlamadan uzak dur!” diyen bir arkadaşımızın nasıl bir menfaati olabilir?

Ahlâkın imarı,inancın muhafazası gibi çabalar özgürlüğe engel olmak için mi var?Yoksa asıl hayatta sonsuz özgür olabilmek için mi?

Başkalarına ait bazı sözler ise,insanı gittiği yoldan alıkoyar. Meselâ;”aa,şu koltuklarını hâlâ değiştirmedin mi?”sorusuna kem küm edip,sonrasında ihtiyaç olmaksızın kendinizi zora sokarak yeni koltuk almaya çalışmak gibi…”Koltuklarım sağlam ve temiz,işimi görüyor. Eskiyince inşallah.” cevabını verebilecekken üstelik …

Ya da “gelinle aranız nasıl, damattan memnun musun,hâlâ bebek yok mu,iş bulamadın mı?” gibi sorularla karşıdakini zora sokacak, yalana tevessül ettirecek sorular,had aşımına girer.Bu konulara dair olumlu yanıtlar verseniz dahi,karşınızdaki art niyetli ise kendi istediği gibi algılayarak yine de dedikodu yapabilir. Siz kendinizi bilir,Rabbinize sığınırsanız onları ne ikna etme çabasına girersiniz, ne de güzel gönlünüzü bu tarz konularla üzersiniz .

Peki bu durumlarla başa çıkmanın yolu nedir?Öncelikli olarak insan olduğunu, aciz kalınan zamanlar olabileceğini bilen insanın aksaklıklara bakışı daha esnektir. Her durumda üzerine düşenin en iyisini yapmaya çabalar ve gerisini Allah’a teslim etmenin konforunu yaşar. Bir aksaklığa dair konuşurken kabullenmiş ve çözüme odaklı pencerelerden bakarak anlatırsa, karşı tarafın merakını değil reel olanı istişare etmiş olur. Geçtiğimiz günlerde bir hanımefendi ile düzen ve kusursuzluk konusunda sohbet ediyorduk. Öyle bir inanç yerleşmiş ki,”her an evin toplu olması gerekir,biri gelirse hoş olmaz vs” diye anlattı.Görüşme odasından çıkıp kapıya yürüdük. (Homeofis çalıştığım için) tam salonun önüne gelince;

“size birşey göstereyim, burası salon” deyip kapıyı açtım. Maksadım o an salonda açık duran çek-as,çamaşırlar ve geride askıya astığım bir iki manto idi.

“Yani şimdi bu salon dağınık demek,evin hanımı pasaklı demek mi,yoksa erken saatte çalışmaya başlamadan önce çamaşırlarını aşmış düzenli bir ev kadını demek mi?” dedim. Bunun üzerinden konu klasik salonun güzelliğine doğru kaydı. Aslında iyi de,kötü de,güzel de ,çirkin de bizim bakışımız da gizli. Salonun o hâli iki farklı şekilde yoruma açık.Şuraya hepimizin bildiği minicik bir hikâyeyi bırakayım öyleyse:

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar. Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş. Kadın kocasına;

-“Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor.Belki de doğru sabunu kullanmıyor.”demiş. Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş. Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş. Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmış:

-”Bak!Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?” demiş.

Kocası:

-“Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim” diye cevap vermis. Kendimizden başlayarak yol alabiliriz.Kalbimizin putlarını kıracak bir İbrahim mi bekliyoruz hâlâ? O güç yine bizde gizli.

“Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.”(Mektubat,Hakikat Çekirdekleri)

Kalbimizin terazisinin sadece Hak rızasına ayarlandığı bir ömür duası ile kıymetli dostlar…(Amin)

Baki hürmet ve dua ile…