RAMAZAN MUHASEBESİ



RAMAZAN MUHASEBESİ

“Üç aylar yaklaşıyor…Ramazan’a az kaldı” derken yarıyı geçtik Elhamdülillah. Zaman nasıl da su misali akıp gidiyor. Geçen zamana hayıflanmak fayda sağlamaz.Zamanı,anı değerlendirmeyi bilmek şükür sebebi olur.Sahi Recep ve Şaban ayları ile kalbî bir hazırlık dönemine girmiştik usulca.O aylar içinde her seminerde dile getirdim bunu; 

“Ramazan ayı af ve mağfiret ayı.Mevlâ o iklimden istifade edebilmemiz için şu iki aylık süreçle bize hazırlık dönemi ikram ediyor. Ne büyük merhamet,ne büyük fırsat” 

Ve şimdi o mübarek ayın içindeyiz. “Onbir ayın sultanı” diye yanıyor mahyalar ışıl ışıl…Peki soruyorum başta kendime sonra size dostlar? Diğer onbir aydan ne farklı hayatımızda?

-Oruçluyuz: Bedenin açlığından ibaret olmadığını anladık mı peki?Gözümüz,kulağımız,dilimiz,kalbimiz,zihnimiz,ruhumuz,duygularımız bu bir aylık muazzam nefs terbiyesi eğitimi ile,geri kalan onbir ayını kontrol edecek depolarını doldurdu mu?

-Zekât/fitre: Paylaşmanın nezaketini,zekâtın lütuf değil,malımızdaki kardeşimizin hakkı olduğu şuurunu içselleştirdik mi?

-Seher vaktinde uyanık olmak: Bir yudum su,iki lokma yemek ile bedenin gücünü sağlamak adına uyandığınız o kıymetli saatlerde kılınan iki rekâtlık teheccüd namazının ruhu nasıl doyurduğunu keşfederek,Ramazan sonrası da seherî olmaya niyet ettik mi?

-İftar sofraları: Tüm gün bir nefs terbiyesi için helâl olan yiyeceklere dahi yanaşmazken,iftar ile patlayasıya yiyip teravihe hâlim kalmadı mı dedik?Yoksa açın hâlini gerçekten anlayıp kontrolsüz yemeyi hayatımızdan çıkarmayı başardık mı?

Efendimiz (S.A.V);

“Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Karın büyüklüğü,  çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır.” (Suyuti, Fethu’l-Kebir, I, 58; Kenzü’l-ummal, 3/185) buyurur.

-Davet sofraları: Önceleri iftar sofraları aile yemeğine döndü diye hayıflanırken,covidden sonra onlar da zaafiyete uğramış gibi! Bir ağırlık var sanki üzerimizde! Hayat şartları ağır diye söylenirken,çılgınca restoranlarda yapılan iftarlar,ödenen astronomik rakamlar “bu ne perhiz,bu ne lahana turşusu” dedirten cinsten…Sanki fırsat beklenir gibi sonlanan ev iftarları ve tıklım tıklım dolan mekânlar!Ramazan bu olmasa gerek!!

-Süslenen evler: Farkındalık oluşturmak adına küçük dokunuşlar güzel olmakla birlikte,Ramazan ev süslemekten ibaret değildir. Ramazan ayı ile ruhlar süslenmeli.Çocuklar Ramazan ile anne/babadaki huzuru,artan ibadeti,evi süsleyen Kur’an sedasını,evin her köşesinden çıkan rengarenk tesbih ve zikirmatikleri görebilmeli meselâ.İhtiyaç sahibine ulaşacak yardımları ailesiyle plânlayabilmeli…

Bunun gibi pekçok şeyi kendi ailemiz içinde mercek altına almalı. “Hiç bir olay,hiç bir insan laf olsun diye girmez hayatımıza. öğrettiği birşey vardır illâ ki” derim genelde.Ramazan bize ne öğretti peki? Neleri tamir etti hayatımızda? Hangi yaralı yanımızı iyileştirdi? Bayram sabahına hangi kulluğa/insanlığa yaraşmaz bir duygumuzu/davranışımızı/düşüncemizi götürmemek adına niyet ettik? “Bayramı hakkettin,üç aydır mücadele ettin,çabaladın,niyet ettin ve başardın işte,Elhamdülillah” diye secdeye kapanılası ne kazandık ?

Gelen sultan öyle bir sultan ki,Efendimiz “Ramazan gelipte kendini affettirmeyen cehennemde burnu üstünde sürünsün” diye dua eden Cebrail (a.s)’a “amin” diyerek mukabele ediyor. O bir rahmet peygamberi iken hem de!Demek bu kadar fırsat dolu bir ay,yeter ki niyet et,çabala…

Vakit var hâlâ,bugün de nefes alıyorsak o halde şansımız var demek ki!Bırakın Ahmed’i,Ayşe’yi!Kendimize bakalım. 

Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kişinin kendisini ilgilendirmeyen (mala yani) şeyleri terketmesi iyi bir müslüman olmasının alametlerindendir.” (İbni Mace, 3976) 

Ya Rabbi!Bayram sabahına ulaşmak nasip olursa affedilmiş,salihler/salihalar olarak uyanmayı nasip eyle,o hâle ulaşabilmek için amel-i salihlerimizi çoğaltmak konusunda bize iman gücü ikram eyle (Amin) Hürmet ve dua ile…