REKLÂM GİBİ ZEHİR!
“Gerçek sen cesaret ister!” diye takıldı kulağıma, Google amcadan arayıp buldum reklamı. İsmi lâzım değil bir firma,gençlere yönelik dayatılan kalıpları göğüslemek(!) amacıyla bir çalışma yapmış. Ne giyeceğine,kimi seveceğine mahalle karar verir.Büyüklere kafa sallar vs,vs,vs…
Şarkılar, diziler,filmler,sosyal platformlar ve en kısa an olan reklamlar dahi bir amaca hizmet ediyor. Özgürlük ve sınırsızlık!! Baraj kapakları açıldı bir kere, su deli deli akarak ziyan oluyor ama biz de kapatacak güç bulamıyoruz. Bulsakta olan oldu bir defa! Elbet yapacak birşey var diye yoruyorum zihnimi,yüreğimi…
Reklâmı birlikte düşünelim biraz; elâlem ne der putuna bir başkaldırı varken,isyana sürükleyen bir yanı da var ve bunun adı cesaret değil elbette.Ne giyeceğime,kimi “seviyorum” diyeceğime Müslüman genç isem elbette dinim sınır çizer. Zira “kişi sevdiği ile beraberdir” buyuruyor Efendimiz (S.A.V). Dinin emri deyince baskı diyenler,sistemin dayattığı modaya/akımlara özgürlük diyor!?Cropla sokakta yürümek cesaretken, tesettürlü olmak özgürlüğe engel diye algılandı. Oysa imtihanın sadece bir boyutu; kadına güzellik ikram edilirken,koruması istendi, erkeği de güzelliğe meyyal yaratan Allah,gözünü helâlinden başkasına kapatmasını istedi.Yani “ben özgürüm,o bakmasın” deyip çıkamayız işin içinden.Herkes sadece üzerine düşeni yapmakla mükellef. Zaten ilginçtir ki,gözünü koruyamayan, içini görüyormuş gibi çarşaflıya da aynı ahlâka sığmayan bakışla bakabiliyor!!
Hâsılı, giyimime komşu, mahalle değil yüreğimin iman ettiği dinin sınırları karar veriyor elbette.Bununla birlikte “mahalle baskısı” denen şeyin emin olun bir kontrol mekanizması vardı. Mahallesi, muhiti muhafazakâr ise,onlara olan saygısından giyimine dikkat eden zarif insanlar vardı.Şimdi camiye,mezarlığa dahi neredeyse çıplak girme cüreti gösterenler var yazık ki!Haddini bilmek güzel şey,herkes dileği tercihi yapabilir bu dünyada ancak karşındakini yok sayarak kafana göre takılmak özgürlük değildir. Girdiğin mekânda yama gibi durmamaktır incelik.Genç bir hanımın cümleleri aslında özetliyor durumu;
“Hocam eşimin ailesi muhafazakâr. Ancak ben onlardan farklıyım. Eşimi onlar yetiştirmiş ama onlar gibi düşünmüyor. Dolayısıyla ben baskı altında değilim. Sadece eşime olan sevgim,ailesine olan saygım sebebiyle onun ailesine giderken daha usturuplu giyinmeyi uygun buluyorum.”
Saygı ne güzel şey…En güzeli de Yaratıcıyı unutmadan yaşamak ,bunun içinde sınırı hatırlamak gerekir.Aile büyüklerinin yanında yatak kıyafeti ile gezmek,hiç değilse kültürümüzle bağdaşmaz. Ama bağlayıcı olan dindir ve hadisi hatırlayalım;
“Her dinin bir ahlâkı vardır, İslâm’ın ahlâkı da hayadır.”(İbn Mâce, Zühd, 17)
Gelelim kimi seveceğim konusuna…Sevmek sanattır diyeceğim, klâsik ama doğru emin olun.Bunu başarmak büyük marifettir. Hele de hayat yoldaşı olarak seçilen ne özel bir yere sahip ki,hadisler yüreğimde kelebekler uçuştuyor ;
“Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek ölen şehiddir.” (bk. Kenzu’l-Ummal, h. No: 6999-7000; Hakim, Hatib)
“Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin günahlarını, Allahü teâlâ affedip Cennetine koyar.” (İbni Asakir)
Yani haya temelli bir dinde,”madem seviyorsun, git açıl, hemen evlenecek değilsin ya!” kafası yok.Ne var peki?Evlenecek durumu sağlayacak maddi/manevî olgunluğa erişene kadar duygunu muhafaza etmek var.Tabi bu şimdiki üç günlük, sadece nefse hizmet eden durumlar için söylenmiş olamaz değil mi? Selli yağmur tadında iki gün onu,beş gün şunu sev,olmadı yenisini dene derken güven, sınır,saygı,sevme,vefa gibi kıymetli tüm duygular erozyona uğruyor. Sonuç; “evlenecek kız/erkek yok!”… Peki sen evlenilecek kişi olarak kaldın mı, evlenilecek kişi olabildin mi diye sormak gerekir. Meryemce bekleyeni, bir Yusuf bulur elbet.Ayetin buyurduğu gibi temizler temizlerle, habisler habislerle…
“Büyüklerin dibinden ayrılmayan, herşeye kafa sallayan” diye bir tabir kullanılmış. Ona da göz atalım;
“Allah Teâlâ, yaşından ötürü bir ihtiyara saygı gösteren gence, yaşlılığında hizmet edecek kimseler lutfeder.” (Tirmizî, Birr 75)
Başını sallamak kısmına da Mevlânâ Hz.nin şu sözü ile yanıt bulalım;
“Gençlerin aynada göremediklerini anne babalar tozlu tuğlada görür.”
Dünyadaki hangi anne/baba ya da büyük bir gencin ziyana uğramasını ister ki! Büyüklerin yanından ayrılmamak, onların tecrübelerinden faydalanmak 1-0 önde olmaktır aslında. Bakma sen genç; reklâma,filme,seni melankoliye sürükleyen şarkıya! Muhtaç olduğun tüm güç; dinin çizdiği o korumalı alanda en temizinden,güzelinden mevcut!Neye inandığını bilmezsen,birileri seni ikna etmek adına illâ uğraşır ve sen kendini yönetemezsen birileri gelir moda der,akım der yönetir. Efendimiz’in(S.A.V) kıymetli torunlarına ettiği duayı,biz de ümmeti Muhammed’in evlâtları ile birlikte yavrularımıza ederek tamamlayalım kıymetli dostlar; “Allah’ım bu evlâtlarımı sana, senin eşsiz ve eksiksiz korumana ve himayene ısmarlıyor ve Sana sığınıyorum. Onları şeytanın ve zararlı şeylerin şerrinden ve kötü niyetli gözlerin nazarlarından Sen koru!” (Müsned, I, 236; Ebû Dâvûd, Sünnet, 20; İbn Mâce, Ṭıb, 36; Tirmizî, Ṭıb, 14).
Amin…
Baki hürmet ve dua ile….