ROMA-KARTACA SAVAŞLARI

Kıymetli okuyucularım bu yazımızda sizlere kıymetli bir hocam, ilimde çalışmalarıyla öncü isimlerden biri olan Tarihçi-Yazar Sehriye ŞAHİN’in kaleminden “Roma-Kartaca Savaşları” kitabını ele alacağız kıymetli hocamızın kaleminden…
“Şu dünyada kim Romalıların nasıl bir yol izleyerek neredeyse tüm dünyaya yalnızca elli üç yıl gibi kısa bir sürede hâkim olduklarını merak etmeyecek kadar meraksız ya da miskin olabilir?” diyen Polybios, çağlar öncesinde Roma tarihinin ne kadar nefes kesici olduğunu dile getiren kişilerdendir. İÖ III. yüzyıl, özellikle Roma-Kartaca Savaşlarının başladığı İÖ 264 tarihi ve sonrası, Roma tarihinin önemli dönüm noktalarından biridir. Kendi sınırları içeri-sindeki sınıf mücadelesini (patricius ve plebs) yavaş yavaş çözüme kavuşturan Roma, diğer taraftan dışarıdaki savaşlarla topraklarını genişletmeye başlamıştı. İÖ III. yüzyılın başlarında Güney İtalya’daki Hellen (Yunan) kentlerini ele geçirdi ve çok geçmeden Batı Akdeniz’deki rakibi Kartaca’yla savaşa tutuştu. Bir asırdan fazla süren bu uzun soluklu savaşlar ana hatlarıyla şu şekilde sonuçlandı: Siyasi ve ekonomik çıkarları ters düşen Roma ve Kartaca devletleri nihayetinde karşı karşıya geldi. I. Roma- Kartaca Savaşı (İÖ 264-241) sonunda Roma, Sicilya’yı ve etrafındaki adaları ele geçirerek (Korsika-Sardinia) ilk defa kendi toprakları dışında bir yere egemen oldu. Batı Sicilya ilk Roma eyaleti oldu. Roma, artık çifçi devlet ol¬maktan çıktı ve bir ticaret devleti olma yoluna girdi. II. Roma-Kartaca Savaşı’nda Romalıların ezeli düşmanı sayılan Annibal, Romalılara ecel terleri döktürdü. Ancak hikâyenin sonunda Annibal mağlup oldu ve bu büyük tehdit ortadan kaldırıldı. Bu savaş sonunda Roma devleti, o zamana dek Kartaca hâkimiyeti altında bulunan Iberya’yı da kendi topraklarına kattı. Böylece Iberya da bir Roma eyaletine dönüştü. Yaklaşık elli yıl süren sessizlikten sonra III. Roma-Kartaca Savaşı başladı. Nihayetinde İÖ 146 yılında Roma, Kartaca kentini yerle bir etti ve orayı Provincia Africa (Afrika Eyaleti) hâline getirdi. Artık Akdeniz’in hâkimiyeti Roma’nın tekeline kalmıştı. Roma Devleti’nin İmparatorluk Çağı’nda yaşayan Appianos ve Cassius Dio Cocceianus, Roma-Kartaca Savaşlarını kaleme alırken, Roma’nın bir devlet olma yoluna girdiğini ve talihinin değişeceğini okuyucuya hisettirirler. Bu yazarların Roma-Kartaca Savaşları hakkındaki değerlendirmeleri, Roma’nın gücünü açığa çıkarması yönündedir. Başka bir deyişle, Kartaca’yla karşı karşıya gelen Roma bir dizi savaştan sonra gücünü keşfetmiş ve bunun kıvılcımlarını rakiplerine de ulaştırmıştır. Appianos ve Cassius Dio’ya göre Roma halkı ve devleti çok çabuk öğrenen, hatalarından ders çıkartabilen ve asla pes etmeyen bir yapıya sahiptir ve bu sayede Kartaca kentini yerle bir edebilmiştir. Onların eserlerini incelerken aktardıkları olayların doğruluk derecesini araştırıp araştırmadıklarını ele alacak olursak şu sonuçlara ulaşırız: Appianos, bu çalışmasını boş zamanlarını değerlendirmek için yazdığını belirtmiştir. Fakat onun asıl niyeti Roma’nın yükselişini sağlayan fetihlerin diplomatik ve askerî süreçlerini tasvir etmek, Roma’nın büyüklüğünün doğruluğunu gözler önüne sermektir. Appianos, amacına ulaşmış ve Roma’nın yükselişini açık ve anlaşılır hâlde kaleme almıştır. Eserini yazarken kaynaklara erişebilmek her tarihçi için önemli bir unsurdur. Appianos, tarih yazımında kullandığı metaryelleri, yer yer alıntı yaptığı tarihçileri belirtmek dışında açık bir şekilde belirtmemiştir. Appianos’un olayları bireysel bölümlere ayırması ve açıklama gayesi gütmesi, kendisine Herodotos’u örnek aldığını düşünmemizi sağlar. Öte yandan Thukydides’e benzer retorik bir üslup kullanmıştır. Dönemin bağlayıcı unsuru olan retoriki ve ahlaki ögeleri eserlerinde sıkça kullanan Appianos, önemli tarihçileri okuyup değerlendirmesine ve alıntılar yapmasına rağmen hiçbir tarihçiyi taklit etmemiştir.
Appianos, ağdalı bir yazı diline sahip değildir. Eserinde yoğun olarak retorike ve ahlaki ögelere yer vermiştir. Mesleğinden ötürü retorik kullanımı iyi olsa da işlediği konuların doğruluk payının ne olduğu önemli bir konudur. Çünkü çoğu kez Kartacalıları küçük gösterip Romalıları yüceltmiştir. Onun nezdinde Romalılar daima onurlu ve gururludur. Cassius Diō ise büyük umutlar beslediği Severus’un iktidara yükseleceğini haber veren işaretlerin ve alametlerin ayrıntılarını açıklamak amacıyla kaleme aldığı bir bölümle başlar. Bu çalışmayı okuyan Severus’un Dio’ya övgü dolu uzun bir mektup yazmasının ardından, uykuya daldığı sırada Tanrıça Tykhe’nin kendisine görünüp ona tarih yazmasını salık verdiğini söyler ve Severus’un kazandığı iç savaşları yazmaya başlar. Çalışması başkaları tarafından (özellikle Severus) hoş karşılanılınca, Romalılara ilişkin her şeyin kaydını tutmaya başladığını söyler.
İşaretler ve alametler incelendiğinde, Dio’nun asıl amacı Severus’un tahtına yükselişini ilahi bir olay olarak açıklamaktır. Öte yandan bağlılık beslediği imparatorun propagandasını da yapmaktadır. Appianos’a nazaran korkunun hâkim olduğu dönemde yaşayan Cassius Dio’nun eserinde endişe daha fazla kendisini gösterir. Çünkü imparatorların veya senatorlerin suikasta kurban gittikleri bir dönemde, senator olarak kendi canının korkusuna düşmesi beklenilmedik bir durum değildir. Öte yandan Dio, kaynaklara erişim meselesinde büyük çaba sarf etmiştir. Materyal toplamak için on yıl gibi bir süre ayırması tarihyazımını en iyi şekilde kullandığını düşünmemize sebebiyet vermiştir. Kaynak kullanımı o kadar iyi ve çeşitlidir ki hangi kaynaklardan yararlandığını tam olarak belirlemek imkânsızdır. Eserinin içeriğine baktığımızda Dio, eserini kaleme alırken yalnızca Attika biçimini kullanmakla kalmamış, aynı zamanda Thukydides’in zor tarzını taklit etmiştir. Bilinçli olarak konuşma dilinden kaçınmış ve kendisine yüksek seviyelerden okuyucu aramıştır. Kısaca hem Appianos Aleksandreus’un hem de Cassius Dio Coc¬ceianus’un eserlerinde Roma ve onun büyük ideallerini görmek yerine, kendi esenlikleri için duyulan korkuları görmekteyiz demek hatalı olmayacaktır. Bu nedenle her iki yazarımız için tarafsız olduklarını söylemek yanlış olacaktır.