RUH SAĞLIĞININ ÖNEMİNE DAİR…
Merhabalar.
Geçen haftaki yazımızda kendi adımıza aldığımız kararları uygularken yaşadığımız zorluklarla, çevremizdeki insanların hayatlarına dair yaptığımız yönlendirmelerin neden kolay olduğuna dair bilgiler paylaşıp ilgili paradoksu anlatmıştım.
Bu yazımda da kararlarımızın hangi psikolojik, duygusal ve kurumsal süreçlerden geçtiğini incelemek istedim. İki artı bir isimli kitabımdan alıntılarla oluşturduğum bu yazıyla aklımızın, ruhumuzun, bedenimizin, kendimize olan güvenimizin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için nelere dikkat etmemiz gerektiğinin altını çizmeye çalıştım.
En önemlisi aile mi?
En önemlisi aile çünkü aile toplumun temelidir. Aile en önemli okuldur. Günümüzde aileden geriye kalan boşluğu hiçbir kurumun dolduramadığı görülmektedir. Dolayısıyla aile sadece maddi ihtiyaçların karşılandığı bir kurum değil, manevi ihtiyaçlarında karşılandığı bir kurumdur.
Aile ve okul
Aile hayatı içinde ebeveynler sağlıklı tutumlar içinde olup çocukları güzel bir şekilde yetiştirdiklerinde ruhen ve bedenen sağlıklı çocuklar okul sürecine dâhil olacak ve sosyal, psikolojik, akademik çeşitli yönlerden sağlıklı, mutlu, başarılı insanlar olacaklardır. Çocukların duygusal dünyalarına inemeyen aile, okul gibi önemli kurumlar başarılı olamayacaklardır. Evde ve okulda sıkılan çocuklardan bahsetmek zorunda kalınacaktır. Ülke ve toplum olarak kalkınmamız ruh ve beden sağlığı bir bütün olan insanlarla gerçekleşecektir.
Ruh sağlığının önemini anlatırken bununla ilgili bir masalı paylaşmak istiyorum. Şöyle bir okuyalım ve ruh sağlığının önemini anlamaya çalışalım.
Bir zamanlar büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kral ve bu kralın dört eşi varmış. Kral en çok dördüncü eşini severmiş. Bir dediğini iki etmez, her şeyin en iyisini en güzelini ona verirmiş. Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için onu çok kıskanır ve üzerine titrermiş. İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiş.
Kraliçe olan ise kralın ilk eşiymiş. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen kral ilk eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş. Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapa yalnız kalmaktan çok korktuğu için eşlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisiyle paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş. En çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolculuğunda kendisine eşlik etmek ister mi diye sorduğunda aldığı cevap kalbine bıçak gibi saplanmış ve mümkün değil olmuş.
Hayatım boyunca seni sevdim. Sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin? Sorusuna üçüncü eşi “Hayır, hayat çok güzel, sen ölünce ben yeniden evleneceğim…’’diye yanıtlamış. Kral bir kez daha yıkılmış.
“Her sorunumda her zaman yanımda olan bana yardım eden sendin, bu sorunumda da bana yardımcı olur musun?’’ talebi ikinci eşinden “Bu sorunun için hiçbir şey yapamam, olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım.’’ Karşılığını almış. Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral ilk eşinin sesiyle irkilmiş. “Nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim’’
“Ah…’’ diye inlemiş kral; ’’keşke bir şansım daha olsaydı…’’
Gelelim sonuca.
Yaşamda hepimiz dört eşliyiz; dördüncü eşimiz vücudumuzdur. Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir.
Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür; ölür ölmez başkalarına yar olacaktır.
İkinci eş ailemiz ve dostlarımızdır. Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey, bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır.
Birinci eş ise ruhumuzdur.
Kısaca değerlendirmek gerekirse hayatımızda kalıcı ve geçici olan her şeyin değerini iyi bilmeliyiz. Ruh sağlığımıza dikkat etmeli, ruhumuzu iyi beslemeli ve gereken özeni göstermeliyiz. Neden mi? Düşünelim şöyle bir. Varlığımızı ve yokluğumuzu. Varsak halen bir şeyler yapabiliriz demektir kendimiz ve sevdiklerimiz için. Peki, artık yoksak…
Sizce kendimizden geriye ne kalacak. Artık sahip olamadığımız ve yıllarca emek verdiğimiz bedenimiz mi? Artık hiçbir işe yaramaz.
Kendimizden geriye ruhumuz ve maneviyatımız kalacak. Kendimizden geriye, maddi dünyayı aşanlar kalacak. Haftaya görüşmek üzere. Kalın sağlıcakla.