Sayfa Seç

RUHUN ELBİSESİ

reklâm

Yazar hakkında

Sabah miniği okula bırakıp dönerken,gözüm takıldı öğrencilere…Benim oğlum dahil pek çok öğrenci eşofmanla idi.Daldım sabahın koşuşturmalı sessizliğinde düşüncelere…

Çocukluğumuzda üzerimizdeki yeni eşofman olsa dahi,misafir geldiyse kıyafet değiştirirdik.Gelene değer vermek ve kendin için özsaygı belirtisi bu.

Rahat olmak,özgür olmak derken fazla mı esnedik diye düşünüyorum kimi zaman!Üzerimize bir eşofman çekince evde nasıl da rahatça temizlik yapıyoruz değil mi?Ya da şık bir elbise giyince tavrımız nasıl da farklılaşıyor?İnsan da su misali konulduğu kabın şeklini alıyor işte. 

Önce kıyafetlerimizle esnedik “rahatlığım önemli” diyerek,”önce ben” diyerek,”benim keyfim” diyerek…Sadece bir eşofman mevzusu değil elbette konu. 

Kimin ne dediğini önemseyerek yaşayanlar; kendi olamadı,depresyona girdi,insanlardan uzaklaştı!Hata yapma korkusu ile çekimser oldu.Bir yandan da eleştirilmek yerine yaptığı işi hakkıyla yapmak için bunalımlı bir yarışa tabi oldu!Oysa ölçü çok kolaydı;tavrımız üzerimize giydiğimiz kıyafet misali,mü’minliğimize yakıştı mı diye bakmalıydı!

…..

Bir gün bir serçe kuşu Hz. Süleyman’a gelerek şikâyetçi olur; bir derviş kanadını kırmıştır.

Huzura alınan derviş;

-“Ben kendimi göstere göstere yaklaştım; fakat kuş kaçmadı. Kaçmayınca üzerine atladım. Son anda avuçlarımın arasından kaçmaya çalışınca kanadı kırıldı; benim suçum yok.” diyerek kendini savundu.

Hz.Süleyman kuşa dönerek;

-“Bak ne diyor, sen kaçmamışsın onun sana bir hilesi olmamış” deyince kuş;

-“Ben onun libasını görünce sufi olduğunu anladım,ondan zarar gelmez diyerek kaçmadım.” demiş. 

Bunun üzerine Hz.Süleyman dervişi suçlu bularak kısas gereği kolunun kırılmasını emreder.

Kuş itiraz eder;

-“Kolu iyileşince gidip bir başka kuşun kanadını kıracak. En doğrusu üzerindeki libası çıkarmasını emredin böylece bir başka kuşu kandırmasını engellemiş olursunuz”der.

……

Dış görüntü ile iç âlem ve tavırların  örtüşemediği bir zamandayız.

Kıymet verdiğim bir büyüğümün (rahmet ola) yıllar önce anlattığı anısı hep çınlar kulağımda:

“Yürüyüş yolunda yürüyordum.Karşıdan bir grup gençte bana doğru yaklaşıyordu.Ne yalan söyleyeyim pejmurde hallerine bakıp;

-“Allah’ım sana çok şükür benim evlâtlarım ,torunlarım böyle değil! ” diyerek şükrettim. 

O sırada ben banklara oturdum.Fevziye camiine yakındık ve gençler de hemen önümde konuşuyorlardı.Bir yere gitmek için anlaşıyorlardı.Derken o sırada ikindi ezanı okunmaya başlayınca,içlerinde benim en çok “yazık şu haline” dediğim genci göstererek;

-“Bu şimdi namaz kılmadan gelmez,hadi koş kıl bekliyoruz” dediler.

O an öyle utandım ki içimden geçenlerden….

…..

Efendimiz buyuruyor;

“Elbiseler elbiselere benzeyince,kalpler de kalplere benzemeye başlar. “(Vekî,Zühd s.597)

Nedir bu iman eden kalbimizle,görüntümüzün ayarlarının tutmama sebebi?Nefsin arzu ve istekleri,imanın nuru ile neden terbiye olamıyor?Neden zorlanıyoruz bu kadar?Sahi ya; Mevlânâ Hz.’nin buyurduğu gibi;

“Zor diyorsun,zor olacak ki imtihan olsun!”

Zor gelen tesettürü kolaylaştırmak,cazip hâle getirmek için belki iyi niyetle seçenekler arttırıldı başlarda! Peki ya son durum ne dersiniz?

-Saçınızın önünden görünen bir parça da,tamamı da aynıdır. Setr etmiş olmak emri yerini bulmaz yani bu şekilde! 

-Tesettürde maksat kadının güzelliğini görmemesi gereken bakışların odağından muhafaza etmektir. Yani çarşaf giyerek,sosyal medyada full makyaj,şarkılı/ilâhili çekilen videolar,tesettürün özü ile bağdaşmaz.

-Dış giyimde maksat hatları belirsiz hâle getirmektir.Ortadan sıkılmış diş macunu misali değil yani! 

Erkeğin yok mudur tesettürü? Elbette vardır. Dar pantolonları ile tramvayda,otobüste,kafede yayılarak bir hanımın karşısında oturması uygun mudur?

Ne kıyafetimizin hayatını yaşıyoruz,ne de inandığımız hayatın kılığına bürünüyoruz.Arafta kalan ruhun kıvranışı!

“İnandığınız gibi yaşayamazsanız,yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” buyuruyor Hz.Ömer. Malesef öyle! “Bana göre dini” yaşanıyor ortada!Eksiğini bilip tamamlama çabası taşımak kulluğunu tamamlama çabası taşımak, kulluğunu bilmenin güzelliğidir. Ancak “böyle de olur canım” diyerek gevşeklik göstermek kulluğu yaralar!

Böyle de olur derken;eşarplar aksesuar oldu! 

Böyle de olur derken;pantolonlar tayt oldu!

Böyle de olur derken;namazsız din kabul edildi!

Böyle de olur derken;herkes bir kenara ben önemliyim oldu!

Bu kadar rahat olmamalıydık belki de!Yerinde ve dozunda haya duygusu en kıymetli hazinedir.

Denizde giyilen mayonun rahat olduğundan yola çıkarak,moda diye üretilen büstiyerler,sahil kenarında kalsaydı meselâ! 

Eşofmanı, eve girince giyip “ohh!evim evim güzel evim” deyip rahatlasaydık! Eskiden olduğu gibi…

Tesettürü rahatlatmaya uğraşmak yerine,teslimiyetle kalbi besleseydik,nefsimize uydurmaya çalışmasaydık!

Kalbimizin,ruhumuzun rengi hayatımızın şekline de sirayet edip şekillendirseydi!

Kurt görünümlü kuzu,kuzu görünümlü kurt olmak yerine kurt gibi kurt,kuzu gibi kuzu olmalı şu üç günlük dünyada! 

Ruhun,zihnin,kalbin ve yaşamın bağlantılarını tazeleyip dengeye getirebilmek duası ile.Bâki hürmetler dostlar…

1 yorum

  1. Avatar

    Rabbim yüreğinin güzelliğini kalemine döken Böyle güzel insanları hep var etsin hayatımızda inşallah. Seni yetiştiren anadan da babadanda Allah bin kere razı olsun.

    Yanıtla

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Videolar

Yükleniyor...

Son Yorumlar