Ruhun geride kalmasın



Kıymetli dostlarım merhabalar.

Geçen haftaki yorumlarınız için teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Dostlarım, bu hafta bedene spor yaptırmakla ruha spor yaptırma üzerinde durmak istiyorum.

Bu hafta dinlediğim insanlar, bana şu meşhur kızıl dereli hikayesini hatırlattı.

Bu vesileyle sizinle de paylaşıp hatırlatayım istedim.

Çünkü bu hafta kendime hatırlattığım ruhumuzun bizden gerilerde bir yerlerde kaldığıyla ilgilidir.

Bilirsiniz bedeniniz yavaşlarsa ruhunuz aktifleşmeye başlar.

Yani ruhen aktifleşmek, insanoğlunun yitirdiği birçok insani değerin yeniden hatırlanması demektir aslında.

Ruhen hızlanmak, hepimizin özlediği değerlere geri dönmek, önü arkası gelmeyen hedeflerden arınıp bedenen yavaşlamasına bağlı dostlar.

Peki, ne demek istedim sonuç olarak?

Demek istediğim, insanların duyarsızlığından, ruhsuzluğundan şikayetçiyiz genel olarak ve bunun çözümü ruhsal dünyamızı hızlandırmak olabilir.

Ruhen hızlanabilmek için de bedenen yavaşlamak gerekli.

Neyse gelelim hikayeye.

Olay, Avrupalı arkeologlarla, yerli yani Kızıldereli rehberler arasında Meksika’da İnka tapınaklarına tırmanırken gerçekleşiyor.

Arkeologlar, beraberlerindeki eşya ve yükleri, hayvanların ve yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkmışlar.

 Kafile zor tabiat şartlarında, balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam etmiş.

 Bir gün yerlilerin bir kısmı birden durmuşlar.

Taşıdıkları yükleri yere indirmişler ve hiç konuşmadan beklemeye başlamışlar.

Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen batılı arkeologlar bu duruma bir anlam veremeyip, zaman kaybettiklerini, bir an önce yola devam etmeleri gerektiğini anlatarak, yerlilerin neden durduklarını öğrenmek istemişler.

Fakat yerliler büyük bir suskunluk içinde sadece bekliyorlarmış.

Bu anlaşılmaz durumu yerlilerin dilinden anlayan rehber, onlarla bir süre konuştuktan sonra şu şekille ifade etmiş:

“Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız gerilerde bir yerlerde kalıyor.”*

Dostlarım, sorun şu:

Hayatta hepimizin hedefleri var.

Olmalı da.

Bu hedeflerin sınırı, ölçüsü ne?

Sınırsız hedefler, sonu başı belli olmayınca, bu koşuşturmanın içinde insan hayata dair detayları, mutlulukları kaçırıyor.

 Hele bir de olumsuz odaktan beslenmeye başlamışsa…

Olumsuz odak dediğim, zihnimize gelen olumsuz düşünceler.

Biliyorsunuz bir de olumlu düşüncelerimiz var.

Sözün özü dostlar,

olumsuz düşüncelerden beslenmemek için,

 ruhsal ritmimizi artırıp daha çok insan olabilmemiz için,

durmak lazım… dostlar, yavaşlamak lazım.

Geri de şehrin herhangi bir yerinde, herhangi bir zamanında bıraktığımız ruhumuzu beklemeliyiz.

Bende bu vesileyle mola vereyim. Siz de verin.

Böylece ruhumuz yetişsin ve bir bütün olalım.

İnsan yani.

Kalın sağlıcakla. Allah’a emanet olun.

Kaynak:*psikologdan hikayeler