ŞAHİT…
Çocukluk dönemime ait gülümseyerek hatırlarım çizgi film saatlerini…Sabahçı isek öğle saatine, öğlenci isek sabah saatine denk gelirdi.Dakika dakika beklerdik.Bu bekleyiş bile mutluluk olurdu.Hafta sonu en sevdiğimiz filmin başlaması, bayram alışverişi, hafta sonu anneanne evine gitmek…Mutluluk öyle kocaman şeylerde gizli değildi.
En basit mutluluklarımız bile elimizden alınmış gibi değil mi? Çocuklarımın sevdiği çizgi film ya da filmi beklemeye ihtiyacı yok meselâ.Sanal mağazalardan beğendiğini sepete atan,yemek yoksa dert değil bugün ne sipariş etsek nesli ile karşı karşıyayız…
Alışverişlerimiz de ayrı bir hikâye.İhtiyaç diye değil çoğu, beğendim diye alınanlarla dolu evlerimiz maalesef. Meselâ benim yedek okul önlüğüm yoktu ve önlüğün başına birşey gelse de sivil giyinip gitmek hoşgörülebilir birşey değildi. “O önlük sana ait ve hafta sonuna kadar temiz tutmalısın” bilinci/sorumluluğu aşılanıyordu yani.Ya şimdi?Çocuklarımın yedekli alınan okul kıyafetleri ve olmazsa sivil giyinip gitmeleri normal…Annemin bir kışlık mantosu,bir yazlık pardesüsü ve bir de özel zaman için ayrılmış bir dış giyimi varken,bizim jenerasyonun bilmem kaç tane mantosu, onlarca model yazlığı/kışlığı/abiyesi dolapta üst üste istiflenmiş durumda…Hatta artık hızlı akan hayata öyle alıştık ki,mağaza mağaza gezip bakmaya,denemeye tahammülümüz yok,herşey bir tıkla önümüzde…Ve ihtiyaçtan öyle fazla ki! “Birşeyim kalmamış giyecek” derken dolabın zor kapandığını,”evde yemeklik birşey yok” derken kaç gün birşey almadan yaşayabileceğimizi düşündük mü hiç?Ve yine aynı hızla düşünelim, dünyada milyonlarca insan açlıkla, yoklukla nasıl ağır bir imtihanın içindeler!
Herbirimiz “bunu almasam da olur,madem alacak param var ihtiyaç sahibine ulaştırmam gerek” şuurunu taşısak ne çok şey değişir. Paylaştıkça bereketlenir herşey; sevgi,umut, mal,mülk…
Bu kadar rahatlık ,kolay ulaşabilir olmak iyi gelmedi sanki.Birşeyi hayal etmenin,ona ulaşmak için çabalamanın gayrete getiren harikalığını bilmeyen bir nesil var artık. Hayat taksit taksit borçla da yaşanabilir der gibiyiz.Para biriktirmek yerine,çekilen krediler,hoop diye sahip olunanlar yine de mutluluğu vaad edemiyor maalesef. Mutluluk ; istediğine sahip olmak ,para,şan, şöhret vs. olsaydı tartışmasız dünyanın en mutlu insanları ünlüler/zenginler olurdu değil mi? Ama onlarda da ayrılana, mutsuz hayatı olana ne çok şahit oluyor, duyuyoruz.
Çat kapı gidilen komşu ziyaretleri, evleri dolduran misafirler,sınırını bilen insanlar,büyüğe saygı,küçüğe merhamet,dostluğa vefa…Yıllarca kullanılan ve pek çok anıya şahit olan eşyalar…Sahi evlerde kısa süre kullanıp kirlenince atılan eşyalar var bir de! Temizlemek angarya geliyor sanırım. Oysa kadının evinde yaptığı işe/temizliğe Allah Resulü (S.A.V) cihat sevâbı müjdeliyor. Anneanneden/babaanneden kalma hatıra eşyalar vardı, korkarım bu nesilden birşey kalmayacak geriye.Nasıl da güzeldir o yılların, hatıraların kokusu sinen eşyalar…Bakmaya,dokunmaya kıyamazsınız. Güzel hatıralar canlanır gözünüzde o eşyaya bakarken.Şimdi tüketip geçiyoruz. Gelecek nesle değil kendimize bile bir hatıra bırakmadan tüketim toplumuna ayak uydurduk yazık ki!
Hızla tükeniyoruz, duygularımız dahi eşyalar gibi tükenmeye mahkum edildi.Allah için sevmeyi,affetmeyi,hoşgörmeyi “aptallık” diye nitelendiren bir çağda olmak zahmetli işmiş vesselâm.
“Mutluluk; varılan yer değil,gidilen yoldur” sözünü duymuşsunuzdur.Sonuca varmanın garantisi olmayabilir ancak sonuca giden yolda çabalamanın güzelliği paha biçilemez.
Mevzu eşya değil azizim.Mevzu eşyanın bile kıymetini bilmek aslında. Genel olarak değersizlik hissi konuşuluyor olsa da ,değer bilmezlik sarmış dört yanımızı. Kaç kişi hanesine bakınca; “Allah’ım sonsuz şükür, eşim/evlâtlarım/yuvam var.Verdiğin her nimete şükür,herkese güzellikler ikram et,ama bana ait olan en güzeli,sahip çıkmayı nasip et” diyor? Şükür, nimetini artmasına vesiledir.Maalesef nimeti farkedemeyecek kadar dünyaya kapılan gönüllerimiz,oldukça dağılmış durumda.Aynı şartlarda olan bir kişi mutluluktan uçarken, diğeri nasıl oluyor da mutsuzluktan ölüyor dersiniz?Mutluluk insanın kalbinde,zihninde,ruhunda başlayan bir süreçtir aslında. İç âlemin yansımasıdır hayat denilen…Bir anne yavrusunun sevdiği pastayı pişirip,kocaman bir şükürle sarılıyorken yavrusuna ,diğeri bütün gün çok yoruldum diye surat asıyorsa?? Bakış açısı farkı der susarım. Bir baba çocuğunun ihtiyaçlarını alıp,”şükür Rabbım verdiğin nimete” deyip hane için yapılan harcamanın sadaka sevabı olduğunu biliyorsa en zengin insandır.Ya tersi olursa? İhtiyaca kulak tıkayan, sonra masraf oldu derdine düşen baba da nasipsiz değil de nedir?
Çevrenize bakınız dostlar,aynı olaylara farklı tepkilerin verildiği çok şeye şahit olacaksınız elbet.Gördüğünüz farklı durumlar insanların karakterlerini fısıldayacak size…
Tüm organların şahitlik edeceği günde kalbimiz,beynimiz;
“Allah’ım her işte senin rızanı önceleyip , beni senin için en güzel duygularla, düşüncelerle süsledi, şahidim ” desin inşallah.
Baki hürmet ve dua ile kıymetli dostlar…