SEVME SANATI

Farklı sosyal ve kültürel çevrelerden pek çok kadının gözyaşlarına sebep olan ortak bir nokta var; sevgi, ilgi ve şefkat göremedikleri eşleri!?

Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.(Rum Suresi/21)

Ayet-i kerimeyle ters düşen bu şikâyet , yaratılışının güzelliğinden uzaklaşmanın âlâmeti olsa gerek. Yani bir erkek ve kadın kalbini harekete geçiren kişiye zaten sevgi ve merhamet hissediyor olmalı. “Zamanla değişti” mi diyeceksiniz? Aşk ya da cinsel duygular yükselişini daha sıradan hâle bırakabilir belki. Fakat sevgi ve merhamet, nahif,kolaylkla tükenmeyen temel duygulardır. O hâlde evlilik kararı alan çiftler, seçimleri sırasında gözlerine takılan bir problemi, o anki yüksek duygular sebebiyle görmezden geldiği için, sonrası hüsran oluyor. Zira, şikâyetlere devam eden başka bir cümle daha var; “aslında göstere göstere gelmiş hayatıma bu tavrını, ama ben görememişim ya da görmezden gelmişim.” Evet bu durum karşısında erkekler “ben böyleyim” kılıfına daha rahat sığınıyor.

Evlilik niyeti ile başlayan görüşmlerde , iyi huylarının, güzel yanlarının yanında gözünüze takılan, pek hoşlanmadığınız bir duruma , “evlenince ben değiştiririm” mantığıyla yaklaşmak kocaman bir hatadır. Çünkü değişim, bireyin kendi isteğine bağlıdır, isterse ya da o tavrından kendisinin de duyduğu bir rahatsızlık varsa o konuda adım atar. Doğru soru kendimize yöneliktir;
“Bu huyu/tavrı değişmezse, bu hâliyle onu sevmeye devam eder miyim? Yoksa beni irrite eder mi?”

Karşımızdakini hem iyi hem de gelişme açık yanlarıyla , olduğu gibi kabul etmektir sağlıklı karar… Dile getirilen ve rahatsızlık uyandıran konulara dair de; “sen yeter ki iste,ben değişirim” cevabı doyurucu değildir. Gündeme alınan bu konu ile ilgili, artık daha dikkatli ve farklı tavırlar benimsenebiliyor mu, değişime açık mı diye gözlem yapmak gerekir.

Sevgili gençler;
Kimse bir kafede üç beş saat oturduğu birini,ulaşılamaz belki de gizli olmanın verdiği heyecan temelli bir kalp atışıyla tanıyamaz. Evlilik niyeti ile beş/on sene flört edilmez yani! Bir erkeğin evlilik kararı, “kadınımı maddi/manevi her konuda sahiplenirim, onu emanet olarak bir mücevher gibi hayatımda var ederim” demektir. Bir kızın evlilik kararı da; “Evimin, erkeğimin,çocuklarımın sorumluluklarını seve seve yapacak sorumluluk duygum gelişti,hazırım” demektir. Doğru yerden hayatı müşterek paylaşmaktır evlilik.En basit örnekle; “bugün de yemeği sen yap kavgası” değildir. Erkek pazara, markete gidip evinin ihtiyacını severek ve bonkörce yaparken, kadın da ocağın başına geçip huzurla yemeğini yapmalı. Kadının ev işine isyanı, erkeğe ait vazifeleri üstlendikçe artıyor zira.

Biraz daha aile kültürünü,yaşam içinde farklı rollerdeki var oluşunu görebilmek için söz yüzüğü takmaktan korkmayın gençler. Böyle söyleyince, evlenmek gibi algıyorlar hemen.Fakat, iki ailenin bir araya gelmesi, kültürünü tanımak için, abartıdan ve gösterişten uzak sadece bir yüzük takmak… Masraflar büyüyor gözlerinde gençlerin.Durumu büyüten bizleriz. Sadece maddi anlamda değil! Söz, yola çıkmaya niyet etmektir. Bu sebeple, söz fotoğrafları, yirmi yıllık evli çiftler gibi el ele, göz göze çekilmek, birbirinize dokunmak hakkı değildir. Allah’ın hudutlarını muhafaza ederek yola çıkmak, yanılma ve üzülme payını büyük ölçüde azaltır. Bir genç kızın ya da delikanlının yüzük çıkarıyor olması,
“anlaşamadık, farklılıklarımız birbirimize hayatı zorlaştırıyor” diyerek sözü bozması boşanmak demek değildir. “Söz atmış” dedirtmemek kaygısını doğuran asıl sebep yazık ki; artık cinselliğin önemini/özelliğini yıpratıp sıradanlaşmasından kaynaklı. Oysa Allah kadını nikâh/mehir gibi haklarla korumaya alırken, kadının kendi değerinin farkında olmaması sonrasında çok daha büyük üzüntüleri doğuruyor.

‘Ailesiyle beni çok az bir araya getirdi sözlüyken. Eğer biraz daha görme şansım olsaydı vazgeçerdim” diyen genç hanım kaç yıllık evli artık.Fakat hâlâ pişmanlıkla sırtlandığı külfetin altından çıkmaya çabalıyor. Sevmek iddialı bir kelimedir. Herkese sarfedilmeyecek kadar özel.
Lise dönemi gençlere “Sizin aşk dediğiniz şey, hormonal yükseliş. Aşk; yetmiş yaşında el ele yürümeyi başaran (kadınlık/erkeklik rollerinin fizyolojik olarak eridiği, cinsel çekimden uzak)insanların yaşadığı şeydir.” diyorum. Bu sebeple, özgürlük adı altında henüz kendini keşfetmemiş ortaokul çağındaki çocukların kürtaj masasında mahvolan hayatlarına seyirci kalmamak adına, edep/ahlâk/aile konularına toplum olarak eğilmeliyiz.

Açık kalan çeşmeden akan suya nasıl hemen müdahale edip israf olmasına engel oluyorsak, ömrün, zamanın , ömrün hazinesi olan gençliğin israfına da müsade etmemeliyiz. Sokaktaki her genç bizim geleceğimiz… Vizyonu ne olursa olsun, aynı vatan topraklarında yaşıyorsak, insanî değerler açısından hepimiz ortak bir paydada bulusmalıyız.

Örneğin; bir gencin mahremiyetini ortalıkta sergilemesi, sevgilisini sokakta kimse yokmuşçasına öpüyor (hatta daha ilerisine varıyor) olması özgürlük değil, bayağılıktır. Müslüman olmak ya da ateist olmakla âlâkası yok bunun, insanın kendini ve özelini muhafaza etmesi ile, kendine değer vermesi ile ilgili. İnsanı diğer yaratılanlardan farklı kılan çok özel bir durumdur mahremiyet bilinci …

Velhâsılı, sevmek sanattır. Hoyratça sokak ortasında öpmek, evlenmeden yıllarca sorumluluğunu almaktan kaçıp sokaklarda gezip akşam olunca herkesin kendi evine dönmesi, evlenince de nasılsa evlendik diyerek sıradanlaşmasına izin vermek sevgi ile aynı cümlede dahi geçemeyecek kadar başka bir durumdur.

Sevgi; kendini kulluğunu keşfetmek, Rabbe ulaşmak, beşerî aşktan ilâhî aşka yolculuk serüvenidir. Henüz emanet aldığı kadınını sevmekten aciz, kalbini görmeyi, dört yanını sarmayı başaramayan erkeklerin, nafile ibadetlerine eşlerin öfkesi buradan kaynaklı yazık ki! Allah Rasulü veda hutbesinde “kadınlar size Allah’ın emanetidir” buyurmuştur. Başka bir hadiste de, emanete ihanet münafıklık âlâmetlerinden biri olarak zikredilmiştir. Bu bağlamda; “karısına kötü davranan adam münafıktır” diye yemin etsem, kimse itiraz edemez sanırım.

Beyefendilerin çok sevdiği bir hadis var;
“İnsanın insana secde etmesini emredecek olsaydım, kadının erkeğine secde etmesini emrederdim.”
Fakat sanki idrakler zayıf. Allah kadını Rahim(çok affeden,çok merhamet eden) sıfatının tecelligâhı kılıyor. Bu sebeple de çok affetmesek eşlerimizle, çok merhamet etmesek evlâtlarımızla bir ömür geçirmeyiz. Hadis-i şerifte aslında kadın bu yaratılış özelliğinden dolayı fedakârlığa hazır olduğundan, vurgulanan şudur;
“Kadın zaten sana tabi olur, SEN YETER Kİ ADAM OL” dur…

Yaratılış özelliğinin hakkını kulluk şuuruyla vermek üzere hayata tutunan , kadın gibi kadın, adam gibi adam olmaya gayret eden güzel insanlar hep var olsun…

Baki hürmet ve dua ile…