Anasayfa > Köşe Yazıları  >  ŞEYHÜLİSLAM ÇIKARAN MEDRESE: ÇOBAN MUSTAFA PAŞA MEDRESESİ

ŞEYHÜLİSLAM ÇIKARAN MEDRESE: ÇOBAN MUSTAFA PAŞA MEDRESESİ



Kıymetli okuyucularım bu hafta yazımızda sizlere Çoban Mustafa Paşa Külliyesinde medresesinde ve caminde görev yapmış olan dört önemli şahsiyet hakkında bahsetmeye çalışıcam…

Gebze Gölcüönü meydanında geçtiğimizde Çoban Mustafa Paşa Külliyesinin giriş kapısının çaprazında kalan, Gebze Müftülüğu Kız Kuran Kursu olarak gördüğünüz bayanlara tahsilen kurs eskiden medrese olarak açılıp, kullanıldığını ve İki Şeyhülislam çıkaran medrese olarak nam saldığını ve Ebussuud Efendi, Şeyhülislam Hamid Efendi, Tebrizli Mehmed Karamani ve Beşiktaşlı Yahya Efendi gibi alimlerin ders verdiği ilmin merkezi olduğunu biliyor muyuz acaba işte biraz buna hep birlikte şahit olalılım

Konuyu başlamadan önce sizlerden gelen bir soruyu buradan cevaplamak istiyorum Osmanlılarda tasavvuf anlayışı nasıldı? Ve Çoban Mustafa Paşa bir tarikata mensup muydu? Evet Osmanlı’da tasavvuf hakimiyeti oldukça yoğun yaşanmaktaydı tabii o dönemin uleması günümüz gibi değildi donanım bakımından çok üstünlerdi ve Osmanlı bir vakıf Medeniyeti ile insanlığa hizmet sunmayı kendine şiar edinmiş dünle, bugününe ve yarınlarına hizmet sunacak bir sistem kurmuşlardı. Tasavvuf anlayışı Osmanlı’da hakim güçtür diyebiliriz ve

Çoban Mustafa Paşa Şeyh İbrahim Gülşeni tarikatına mensubuydu bununla ilgili olarak sohbetlerine katıldığını ve dönemin alimlerinden Tebrizli Mehmed Karamanî’nin Gebze’de Çoban Mustafa Paşa camisinde şeyhlik yaptığını kaynaklar doğrultusunda öğreniyoruz…

Osmanlı Devletinin 29 sene ve en uzun süre Şeyhülislam görev yapmış olan Ebu Suud Efendi 1525 yılında Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesinde Medrese bölümünde müderrislik görevini yapmıştır. Ebu Suud Efendi Gebze’de görev yapıp, ilk Şeyhülislam görevini alan kişi olarak tarihe not düşmüştür…

Ebussuud Efendi

“Hoca Çelebi” olarak bilinen Ebussuud Efendi Osmanlı döneminde görev yapmış bir Şeyhülislam’dır. Ailesi İskilip civarındaki İmâdlı olduğu için “İmadi” olarak da anılır.

30 Aralık 1491 tarihinde Çorum’un İskilip ilçesinde doğdu. ‘Hoca Çelebi’ olarak da bilinir. Tam adı Mehmed Ebussuud El- İmadi’dir. Mutasavvıf Muhyiddin Mehmed’in oğlu, anne tarafından da Ali Kuşçu’nun torunudur. Önce babasından, sonra Müeyyedzade Abdurrahman Efendi ile Karamanlı Seyyid Süleyman’dan ders aldı.

1516’da İnegöl İshak Paşa Medresesi’ne müderris olarak atandı. 1520’de bu görevinden alındı. Kısa süre sonra Davud Paşa, 1522’de Mahmud Paşa, 1525’te Gebze, ertesi yıl Bursa ve 1528’de de İstanbul Fatih sahn-ı seman medreselerinin müderrisliklerine getirildi. 1533’te önce Bursa, sonra İstanbul kadısı oldu. 1537’de Rumeli kazaskerliğine yükseldi.

1545’te şeyhülislamlığa getirildi ve hayatı boyunca bu görevde kaldı. Osmanlı şeyhülislamları arasında daha çok verdiği fetvalarla tanınır. Özellikle batıniliği benimseyen mutasavvıflara karşı koydu. Şiirler de yazdı. 23 Ağustos 1574 tarihinde İstanbul’da vefat etti…

Beşiktaşlı Yahya Efendi Çoban Mustafa Paşa Medresesinde tam 6 sene müderrislik görevini icra ederek tarihe not düşmüştür…

Beşiktaşlı Yahya Efendi

Yahya Efendi, Trabzon Kadısı Ömer Efendi’nin oğlu olarak 1495 yılında Trabzon’da dünyaya gelir. O dönemde II. Beyazıt padişahtır ve oğlu Selim ailesiyle birlikte Trabzon’da şehzadelik yapaktadır. Şehzade Selim ile yakın ilişkiler kuran Kadı Ömer, sık sık Selim’le görüşerek devlet meseleleri üzerinde konuşmalar yaptığı bilinmektedir. Kadı Ömer’in eşi Afife Hatun’da oğlu Yahya Efendi ile hemen hemen aynı zamanlarda dünyaya gelen Kanuni’ye süt annelik yapmaktadır. Kanuni ile birlikte büyüyen ve aynı medresede aynı eğitimleri gören Yahya Efendi, Kanuni’nin isteği ve ricası doğrultusunda İstanbul’a gelerek müderrislik yapmaya başlar. Dönemin en kıymetli isimlerinden olan Yahya Efendi günümüzde de İstanbul’un manevi bekçileri olarak anılmaktadır. 

Yahya Efendi’nin çok küçük yaşlarda eğitim hayatının başladığı, medrese eğitimlerini Trabzon’da tamamladığı belirtilir. Çok küçük yaşlarda inzivaya çekilerek nefsini terbiye ettiği de bazı kaynaklarda rastlanmaktadır. Yahya Efendi ile ilgili bilinen en güzel ve ilginç ayrıntı II. Selim’in Şeyhülislam’ı olan Zenbilli Ali Efendi’nin yanında eğitimini tamamladığıdır. Zenbilli Ali Efendi gibi önemli bir isimden eğitim aldıktan sonra muhtelif medreselerde müderrislikler yapıp kendini yetiştirdikten sonra dönemin en önemli eğitim kurumu olan Sahn-ı Seman Medreselerinde müderrislik yapmaya başlar. 

Yahya Efendi, Sahn-ı Seman Medresesinde müderrislik yaparken Şehzade Mustafa olayı patlak verir ve Şehzade Mustafa’nın annesi Mahidevran Sultan ve maiyeti saraydan gönderilir. Yaşanan bu talihsiz olaya hayli üzülen Yahya Efendi, Mahidevran Sultan’ın tekrar saraya alınması için Kanuni’ye bir mektup yazar. Kanuni Sultan Süleyman ise bu duruma sinirlenerek Yahya Efendi’yi Sahn-ı Seman’daki müderrislik görevinden azleder. Duruma çok üzülen Yahya Efendi kendi imkanlarıyla Beşiktaş’taki kendine bir dergah kurar ve yaşamı boyunca burada kalarak öğrenciler yetiştirir.

Yahya Efendi, yaşadığı süre boyunca sadece Müslümanlara değil, farklı dindeki insanlara da rehberlik etmiştir. Cenaze törenine Yahudi ve Hıristiyanların da büyük bir üzüntü ile katıldıkları nakledilmektedir. Yahya Efendi, denizciler tarafından çok hürmet edilmekteydi. Hatta balıkçılar sabahları balığa çıkmadan önce sabah namazına müteakiben Yahya Efendi’nin türbesine uğrayıp duasını alarak selam verirdi. Denizciler, gemilerini Yahya Efendi’nin dergahın bahçesine getirir, Yahya Efendi’nin dualarını dinler, amin dedikten sonra ‘Eyyem Ola’ diyerek yola koyulurlardı. Bu gelenek Yahya Efendi’nin vefatından sonra da devam eder ve denizciler Beşiktaş kıyılarında Yahya Efendi’nin türbesine yaklaşıp ‘Eyyem Ola’ diye bağırarak selam vermektedir. Bu tabir zaman içinde Heyyamola’ya dönüşerek hala kullanılmaktadır…

Çoban Musrafa Paşa’nın bilgimiz kadarıyla ilk davet ettiği ve ısrarcı olduğu alim ise Tebrizli Mehmed Karamanî’dir. Şeyh İbrahim Gülşenin sohbetinde tanıştıkları Karamanî’ni Çoban Mustafa Külliyesinde 25 sene şeyhlik görevini icra etmiş, devrin önemli alimlerinden biri olarak kabul edilmekteydi. Söylemleri ile ilgili sıkıntılar çekti ve en sonunda idam edildi.

Şeyhülislam Hamid Efendi Çoban Mustafa Paşa Medresesinde ders verip Ebu Suud Efendi yerine Şeyhülislam vazifesine getirilmesi birlikte Çoban Mustafa Paşa Medresesi Şeyhülislam çıkaran medrese olarak ün yapmasına vesile olmuştur.

Şeyhülislam Hamid Efendi

1494-95yılında Konya’da doğdu. Babası Beyşehri Kadısı Mehmed Efendi’dir. Yirmi iki yaşında İstanbul’a giderek Çivizâde Muhyiddin Mehmed, Sâdî Efendi ve Aşçızâde Hasan Efendi’den ders aldı. Bir süre Kazasker Kadri Efendi’nin tezkireciliğinde bulundu. Tahsilini tamamladıktan sonra sırasıyla Bursa’da Molla Hüsrev ve Bayezid Paşa, Kütahya’da Germiyanoğlu, yine Bursa’da Ahmed Paşa medreselerinde müderrislik yaptı. 948’de (1541) İstanbul’da Dâvud Paşa Medresesi müderrisliğine getirilen Hâmid Efendi, aynı yıl Şeyhülislâm Çivizâde Muhyiddin Mehmed Efendi’ye damat oldu ve Çivizâde Damadı diye anılmaya başlandı. Hâmid Efendi, daha sonra Gebze’de Mustafa Paşa Medresesi müderrisliğine tayin edildi; 1547’de Manisa müftüsü, ertesi yıl İstanbul’da Şehzade Medresesi’ne müderris oldu. 1549’da Şam, bir yıl sonra Mısır kadısı olan Hâmid Efendi bu arada hac farîzasını ifa etti. 1553’te Ayasofya Medresesi müderrisliğine, ertesi yıl Bursa ve 1556’da İstanbul kadılığına, 1557’de ise Rumeli kazaskerliğine getirildi ve dokuz buçuk yıl bu görevde kaldı. Hâmid Efendi’nin kazaskerliği döneminde ilmiye mesleği kademelerinde bazı yeni düzenlemeler yapıldı. Nitekim 968 Zilhiccesinde (Ağustos 1561) “nevbet ferman olunup” medrese mezunlarının rûznâmçe defterine kaydedilerek sıra beklemeleri usulü getirildi. Bunun üzerine kazaskerlerin onar, bilâd-ı selâse kadılarının beşer ve öteki taht kadılarının üçer mülâzım verme usulü bir esasa bağlandı. Ancak daha sonraki yıllarda nevbet usulüne uyulmayınca 973 Şâbanında (Mart 1566) ikinci defa mülâzemet sistemine riayet edilmesi hakkında emir çıktı (Atâî, s. 243).

Sigetvar seferinden dönülürken Kanûnî Sultan Süleyman zamanındaki içki yasağının devam etmesini isteyen Hâmid Efendi’nin bu yüzden yeni padişah II. Selim tarafından görevinden alındığı rivayet edilir (Selânikî, I, 52). Sekiz yıl kadar süren mâzuliyet döneminden sonra 1574’te Ebüssuûd Efendi’nin yerine şeyhülislâm oldu. Bu görevde iken 3 Şâban 985’te (16 Ekim 1577) vefat etti ve Eyüp’te Mihrişah Vâlide Sultan Türbesi’nin karşısında defnedildi. Hâmid Efendi, İstanbul Zeyrek’teki Filyokuşu’nda mülâzımlar için odaları bulunan ve medrese olarak da kullanılan bir mescid yaptırmış (Baltacı, s. 441-442), ancak bu mescid günümüze kadar gelmemiştir.


Sıradaki Habere Kaydır