Süheyl Ünver'in Gebze Notları
Kıymetli okuyucularım bu hafta sizlere merhum Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in İzmit-Gebze notlarını bize eser olarak sunan kıymetli hocam Ahmet Nezih Galitekin’in eserinde Gebze bölümüne kısaca değinmeye çalışacağım bu eseri birlikte hazırladığımız kardeşim Semih Yücel’e teşekkür ederek başlamak istiyorum…
Gebze, Gebze’nin konumu ve önemi hakkında birçok bilgiye ulaşacağınız bu yazıya başlamadan önce birçok yazar, araştırmacının ve kültür meraklıların sırf Gebze’ye gelmesine vesile olan Osman Hamdi Bey’in yağlı boya tablosu eseri olduğunu söylemek gerekiyor…
İstanbul’da oturup da tarihî abidelere meraklı olanlar Gebze’de de mühim bir câmiʻin bulunduğundan haberdardır. Merakını daha ziyade ileri götürenler bir gün burasını ziyaret edip avdet edebilirler. Burayı her gören bu eserlerin nağmesi vesilesiyle bir hâtıra yazmağı düşünürler.
Gebze yalnız bir câmi ve müştemilâtıyla değil koca bir kasabasıyla tarihimizin en canlı sahifesini yaşatmaktadır. Anadolu seferleri esnasında ilk merhale olarak asırlarca yolcuların konağı vazifesini gören bu şehir diğer merhale olan şehirler gibi konaklık müştemilâtını yıkmayarak el-ân muhafaza etmiştir. İzmit ve Derbend gibi diğer merhalelerde bu aksam şimdi hemen mefkud gibidir. Bu cihetden Gebze’yi tedkik ederek bu ilk Anadolu merhalesi hakkında bir hâtıra yazmağa son ziyaretimizden mülhem olarak karar verdik.
Gebze niçin ehemmiyetlidir?
Üsküdar’dan sabahleyin şafak vakti kalkan kervan öğleye doğru Kartal’a varır. Burası da vaktiyle Gebze’nin ufak bir modeli olduğundan bir az mola verilir; öğle yemekleri yenilir, bazı noksan seferî levâzım varsa tedarik edilir. Bu konak mahalleri eskiden her türlü tertibâtı hâizdir. Her türlü noksanlar gerek geçilen yerlerde ve gerek gecelenen yerlerde temin olunabilirdi. Buradan kalkan kervan akşam üzeri veya gecenin bidayetinde Gebze’ye varırlardı. Tabii orada akıllara hayret verecek derecede güzel tertip edilmiş hanlarda, belki hiç bir şey mukabilinde olmayarak geceler. İsterse yol yorgunluğunu gidermek maksadıyla hamamda yıkanır, karnı açsa hariçten tedarik edemeyecek derecede fakir ise imarete girer yemeğini ter, hasta ise medrese yanındaki bakım odalarına gider, orada temiz bir oda, sıcak bir kap çorba ve hatırını soran insanları tedavi eden hekim bulur. Eğer yolculuğu acele değilse ve 1(veya İstanbul’a yetişecek bir arkadaş olabilir) ertesi günde orada kalmak isterse şehirde istediği gibi gezer, istediği yere gider, kitap meraklısı ise kütüphanesine gider, mütâlâa ile vakit geçirir. Kendisi için ziyareti lâzım, ekâbirden bir yolcu varsa kütüphane yanında sıralanan paşa odalarına gider, lâzıme-i hürmeti ifa eder. Bu şahıslar şimdi tarihe karıştı. Lâkin yerler el-ân duruyor. İnsana müfekkiresiyle bu hayatı bir an için bile yaşatıyor. İşte Gebze el-ân sînesinde muhafaza ettiği muhkem ve metin hâtıralarını saklıyor. Onun için Gebze’nin Türkiye tarihinde Anadolu eski seyahatlerimizin ilk merhalesi olan bu yerin kıymetine had ü pâyân yoktur.
Gebze Mevkiʻi
Gebze İstanbul’a 45 kilometre mesafede bir kasabadır. Saatte 4 kilometre yürüyen bir yolcu burasını, Kartal’da bir saat tevakkuf etmek şartıyla, 11 saatte katʻ eder. Lâkin büyük elçi olarak İran’a 1225 tarihinde gönderilen Yasincizâde Abdülvehhab Efendi’nin yanında Farisî tercümanı olarak bulunan Bozoklu Osman Şakir Efendi Musavver İran Sefaretnâmesi eserinde 4 saatte Kartal’a geldikleri ve buradan beş saatte Gebze’ye vardıklarını hikâye eder. 5(Evliya Çelebi yedi saatte Üsküdar’dan Pendik’e varır. Burası ilk menzildir diyor. Pendik’ten de altı saatte Gebze’ye geliyor.) İstanbul’dan bahren Darıca tarîrkiyle müsait bir rüzgârın sevk ettiği bir yelkenli ile daha çabuk gelinebilir. 1(Evliya Çelebi: (Darıca Geybuze kazasının nahiyesidir, aşağı varoşu üç yüz kadar kiremitli haneler olup bir câmiʻi, bir hanı, bir hamamı, muhtasar çarşısı vardır. Gayet güzel bir liman olduğundan Geybuze şehrinin iskelesidir. Geybuze bunun şimalinde dağlar üzerinde bir saat mesafede, Bağdad ve Erzurum tarîki üzerindedir.) demektedir. Yine Evliya Çelebi’ye göre bir kûh bâlâsının zirvesinde deryadan bir saat uzakta hoşça dağ başı bir yerdir. (Cümle bin kadar âbâdan bağçeli, tarz-ı kadîm evleri) vardır. Kasabanın suyu kuyu suyudur. Dağ başında olduğundan havası lâtif ise de suyu sakilcedir.) Şimdiki istasyon Gebze’nin üç buçuk kilometre cenubuna düşer. Gebze İstanbul’dan görülmez. Bir yokuş ve dolambaçlı yollardan geçildikten sonra iyi bir şose üzerinde Gebze’ye varılır. Gebze daha ziyade şimale bakar. O kısma toplu bir halde yapılmıştır. En mürtefi ve görünen noktasında çok şairane kabristanı vardır. Buradan Marmara ve İzmit körfezi gayet güzel görünür. Havası çok güzel ve mutedildir. Lâkin içilecek suyu acımtıraktır. Hatta Evliya Çelebi de bundan şikâyet eder. Gebze şimdi 800 haneli bir kaymakamlıktır.
Gebze’nin tarihî ehemmiyeti
Gebze’de mevcut bazı harabelerden ve Kartaca generali Anibal’a ait olarak gösterilen ve burada kendisini teslim ederek öldüğü mahalle defn olunmasına müsteniden, bize bu mevkiʻin tarihî ehemmiyetini gösterir. Bizanslıların buraya kalʻa yapmaları, İstanbul’un Anadolu tarafına muhafazasına yarar mevki-i ehemmiyetinden ileri gelmiştir. Âdetâ burasını İstanbul’u muhafaza eden serhadlerden biri telâkki etmişlerdir. El-ân bu harâbe görülüyor. Sonraları İstanbul’un ilk muhasarası zamanlarında geçit yerleri buraları idi. 7(Evliya Çelebi: Burası zaman-ı kadimde bir şehr-i azîm imiş. 244 tarihinde Bağdat’tan Harun Reşid Cafer Seyyid Battal Gâzi ile gelip İstanbul’u muhasara ederek bi’s-sulh İstanbul içre Silivrikapısı kurbünde (Kral Manastırı) tabir eyledikleri mahalde yine hâlâ ana Koca Mustafa Paşa Camiʻi derler, mabed-i kadimdir – bir kalʻa binâ ederek içine üç bin kul koydular. Her sene küffârdan bir Mısır hazinesi almak üzere akd-i sulh edip yine Harun Reşid Bağdad’a müteveccih olmuş, Seyyid Battal Gâzi Üsküdar’da muhafazacı kalarak o sene Geğbozeliler asker-i Battal’dan birkaçını şehit etikleri için bu Gebze’yi nehb ve gâret edip hanelerini harâb, küffârını sîh-i esâretde kebab eder. Oradan Malatya şehrine revan olup gider. Hâlâ o harâbelerden Gebze’de de nice âsâr zâhir ve bâhirdir. Ahir acaba Evliya’nın bahsettiği harâbeler hangileridir. Yine Evliya Çelebi sonra Kral Kostantin yine buralara kalʻa-i azîm binâ ederek şehri tamir eder diyorsa da acaba bugün mevcut olan kalʻa mıdır, yoksa şehir etrafında da diğer bir kalʻa var mıdır? Şehrin etrafında olduğunu zannetmek doğru değildir. Zira hiçbir harâbe meşhûdumuz olmadı. Bu olsa olsa Eskihisar olacaktır.) Osmanlıların bidayet-i tesisinde İstanbul yolu üzerinde olan bu mevkiin ehemmiyeti anlaşılmış ve Orhan Gazi burasını Bizanslılardan fethetmiştir. Şehri hemen benimsemiş, derhal bir Müslüman şehri haline koymuş ve bir de câmi ve hamam yapmıştır. Timur zamanındaki fetretden bi’l-istifâde Bizanslılar Anadoluhisarı’nı yapan Yıldırım Bâyezid’den öç almak gayretiyle burasını pek az bir zaman için tekrar ellerine geçirmişler. Fakat yine bize intikal etmiştir. 5(Çelebi Sultan Mehmed bu kalʻayı tekrar almış ve küffâra dârü’l-karar olmasın fikriyle harap etmiştir. Sonraki kalʻanın âsârı câ-becâ mevcud imiş. Evliya Çelebi zannederiz ki Eskihisar’ı murad ediyor.) Ne de olsa Osmanlılardan korkularından Orhan’ın yâdigârı olan câmi ve hamamı yıkmamışlardır. Bidayetde Anadolu’dan İstanbul’a mühim bir merhale hizmeti görmüşdür. İstanbul’un fethinden sonra Anadolu yolculuk ve seferlerinde en mühim bir konak yeri olmuştur. Ve bu ehemmiyeti trenin buradan geçtiği zamana kadar devam etmiştir. Tren hattı İzmit’te olduğu gibi şehrin yanından geçmediği cihetle bu uzaklık şehre kusur düşürmüş, eski kervansaraylar ve camiʻindeki müştemilât bakımsız kalmış, kasaba da büyük ve oldukça maʻmur bir köy haline girmiştir.
Gebze civarında mühim bir harâbe de hâl-i hazırda trenin geçtiği büyük köprüden sonra deniz kenarında vâkiʻ Eskihisar karyesinde cesîm bir Bizans kalʻasıdır. Bu kalʻa bu civarda mühim muharebelerin cereyan ettiğini gösterir. Kartaca generali meşhur Anibal’in kable’l-milâd 182 tarihinde kendisini teslim etmeyerek burada büyük demiryolu köprüsü yakınındaki servi civarına defni buraların büyük ordulara cevelangâh olduğu hissini veriyor.
… Orhan Gâzi’den evvel Gebze bir Bizans şehri iken mevcut olan mebânîden bah edecek bir vaziyette değiliz. Yalnız buralarda ve ötede bir yerde bir eski evin temel direkleri altında, zemin tarzı bir yerde mevcut bazı direk başlıklarının ve Orhan Gâzi câmiʻi yanında el-yevm su hazinesi olan iki salibli büyük bir lahidden, Mustafa Paşa medresesi bahçesindeki kuyunun ağzında, mahkûk bir çifte kuş resminden ve câmi havlısındaki metruk birkaç taştan Gebze civarında mühim Bizans eserlerinin bulunduğunu anlıyoruz.
Türklerin birinci fethinden sonra burada Orhan Gâzi’nin iki mühim hâtırası vardır. Biri Orhan Gâzi Câmiʻi, diğeri hemen yanında menzilhâne hamamıdır. Sonra Orhan Gâzi devri mücahitlerinden Malkoç Bey’in kabri de buradadır. 11(Buraya Halil Bey’in Malkoç Bey kitabesi hakkındaki kısım muhtasaran Hattat Kemal Bey tarafından ilâvesi lâzımdır. Bunun Süheyl tarafından çıkarılan resmi ve tarih mecmuasındaki kitâbe sûreti ilâve olunacaktır.)
Fatih de buradan çok gelip geçmiştir. Hatta son bir sefere hazırlandığı zaman da Gebze civarında çadırında ölmüştür. Fatih zamanında burada mevcut eserlerin nelerden ibaret olduğunu bilmiyoruz. Yalnız mezaristanda açık bir namazgâh vardır. Harîmi düz ve çimenli bir satıhta, sâldîde servi ağaçlarıyla örtülüdür. Bir rivayete göre Çoban Mustafa Paşa Câmiʻi burada yapılmadan evvel bu açık namazgâhta namaz kılınırmış. Hakikaten buraya gelip geçen ordular için böyle büyük bir yere lüzum vardır. Dikkat olunacak olursa burasının Fatih zamanında yapılmış olduğu ihtimali fazladır. Zira Kanunî zamanında bunu yapmağa lüzum yoktu. Lâkin Fatih İstanbul’u fetihten sonra burasının maʻmûriyetine ehemmiyet vermiştir.


