TAKVİMLER VE DOĞA
Zamanı ölçme ihtiyacı sonunda, insanların zamanı belirlemek üzere yaptıkları buluştur Takvim. Ay, Güneş ve Dünyanın hareketleri incelenerek; sular mı taşacak, soğuk mu gelecek, sıcak mı olacak gibi sorulara yanıt arayan insanlar gökyüzünü incelemiş, Astronomi gelişmiş ve takvimleri bulmuşlar.
Güneş yılı kullanılarak yapılan ilk takvimimiz 12 Hayvanlı Türk Takvimidir. Türklere ait bir takvim ve 12 yıl boyunca her yıla bir hayvan adı verilir. Türkler Müslüman olmadan önce kullanmışlar. 2022 yılı da 12 hayvanlı Türk Takvimine göre Öküz yılı olacakmış. Türklerin tarih boyunca kullandığı takvimler arasında olan ve Ay’ın hareketlerinin inceleyerek yapılan takvim ise Hicri takvimdir. Hicri takvimi ilk bulanlar Sümerler ve son haline gelmesini sağlayanlar ise Müslüman Araplardır. Dinî günlerin belirlenmesi Ramazan ve Kurban bayramlarımız hesaplanırken kullanılır. Güneş yılı esaslı takvimlerden olan ve halen kullandığımız takvim ise Miladî takvimdir. Mısırlılar tarafından bulunmuş Fenike, İyonya, Yunan ve Romalılar tarafından farklı coğrafyadaki insanların ortak ihtiyaçları sonucunda, farklı medeniyetlerin etkisi ile geliştirilmiştir ve tüm dünyada kullanılmaktadır.
Kimimize göre yeni yıl yeni heyecan, kimimiz hiç kabul etmez yılbaşını ama illa ki başlangıçtır, yeni yıla ait takvimler, yeni defterler, hayattan güzel beklentiler, ümitler. Güzeli, iyiyi ummak ne güzel bir duygudur, yükseltir insanı. Hayatına yeni hedefler koyarsın, yeni dileklerde bulunur, iyiliği, başarıyı, mutluluğu sağlığı dilersin. Bu masum his de ne güzeldir. Bu güzel hislerin yaşanması için bir vesiledir bayramlar, yeni yıl, başlangıçlar, çocukları sevindirmek, büyükleri sevgiyle kucaklamak bu duygularımız hiç eksilmesin, artsın, bereketlensin.
Önemli bir düşünür, araştırmacı kadın Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, İlmiye ismini babası vermiş, ilim ve irfan sahibi olsun diye, İstanbul Teknik Üniversiteliler sitesinde şöyle diyor:
Bolluk, bereket ve güzellikler bizimle olsun. Yılsonu yaklaşıyor.
Türklerde çam süsleme geleneği…
Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre,
Yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor.
Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, imge olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebilirsiniz.
Türklerde güneş çok önemli.
İnançlarına göre gecelerin kısalıp, gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor.
Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek utku kazanıyor.
İşte bu güneşin utkusu, yeniden doğuşunu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar.
Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Bayramın adı
NARDUGAN
(nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan güneş.
Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar.
Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına armağanlar koyuyorlar; dallarına alacalı ipler bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan…
Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor.
Ağacın çevresinde yırlar söyleyip oyunlar oynuyorlar.
Yaşlılar, büyük babalar, nineler görmeye gidiliyor; bir araya gelerek birlikte yiyip içiliyor.
Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme…
Bayram, yakınlarla bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur getirirmiş.
Akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş.
Araplar bu ağacı bilmezlermiş, bu yüzden olayın, Türklerden
Hıristiyanlara geçtiği, bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor.
İsa’nın doğumu ile hiç bir ilgisi yok.
“Doğum, güneşin yeniden doğuşu”
Sümerolog
Muazzez İlmiye Çığ
Eski Türk tarihi araştırmacısı Zübeyir Batur da 31 Aralık olarak bildiğimiz yılbaşının sonradan yaşamımıza girdiğini, Türklerin yılbaşını, günlerin uzamaya gecelerin kısalmaya başladığı 21 Aralık’ı 22 Aralık’a bağlayan gece kabul ediyor. Bu geceyi takip eden ilk dolunay ise yeni yılın ilk günüydü, çünkü 21 Aralık’ta güneş karanlığı yeniyordu. Güneşin dönüşünü Türkler Nar-Dugan şenliklerinde kutsal akçam ağacı altında kutlardı. Akçam ağaçlarının dallarına bantlar bağlayarak Tanrıya dileklerini iletirlerdi. Akçam, hayat ağacıdır. Anadolu’nun kilim desenlerinde halen vardır. Türk inanışındaki yerden göğe kadar uzanan ağaç, Sümer geleneklerinde de var. Türklerde güneş kutsaldı ama Tanrı da değildi. Sürekli çekişme halindeki gece ve gündüzün kavgasından gündüz 22 Aralık’ta galip çıkar. Bu nedenle ‘Yeniden Doğuş Bayramı-Nardugan’ Türk tarihinde çok önemlidir” diyor röportajında.
Doğa her zaman insanların ilgisini çekmiş, araştırmışlar, bir şeyin başlangıcı yapmışlar. Ayın evrelerine anlamlar yüklenmiş, insanlar, bilge kişiler notlar düşmüşler bir yerlere, çizmişler, figürleri halılara kilimlere dokumuşlar. En uzun geceden sonra, gün uzamaya başlıyorsa, bunu önemsemişler. Bu dönüşümlere göre tohumlarını ekmişler, hayvanlarını beslemişler. Yönlerini, yollarını görmüşler. Tabiat Anayı örnek almışlar şiirler, romanlar, hikâyeler, bunlardan çıkmış, sanatımız, kültürümüz, insanlık böyle gelişmiş.
Doğa tüm davranışlarımıza, duygularımıza ilham kaynağı olmuş ve halâ ilham kaynağı olmaya devam ediyor. “Doğanın Sesi” adı altında önemli bankamız reklam çekmiş, çok duyarlı, çok güzel bir çalışma. İzlediğinizde kendini anlatıyor reklam; kalbi ile dünyayı gören 7 yaşındaki bestecimiz İpek Nisa Göker ile tanışıyoruz nasıl güzel, adı gibi İpek ve bestesini dinliyoruz.
İpek bestesinde, doğaya verdiğimiz zararı kalbi ile görmüş, doğanın çığlığını duymuş ve piyanosunun başına oturmuş ve o çığlığı notalara dökmüş. Başarılı oyuncu Fatih Artman oyunculuğunu, samimiyet ve içtenliğini öyle güzel bütünleştiriyor ki; hem reklamı, hem kendini oynamış. Reklamın bir de devamı olan kısmı var, çekimlerden sonra İpek ile röportaj yapıyor Fatih Artman, 7 yaşındaki harika çocuk İpek kendini tanıtıyor: beste yapmaktan yani piyano çalmaktan, yüzmekten bir de kitap okumaktan hoşlanıyorum. Benim bir farklılığım var görme engelliyim. Ama ben bunu engellilik olarak görmüyorum, farklılık olarak görüyorum.
Sevgili İpek ne güzel tanıtmış kendini, evet sen bizlerden farklısın, bu besteleri yapma konusunda bizlerden farklısın, pek çoğumuzdan farklısın doğayı daha iyi hissedebildiğin için her izlediğimde içim coşuyor ve ben İpek’i ayakta alkışlamak istiyorum. Bu güzel bestelerin için, kocaman yüreğin için tekrar tekrar alkışlıyorum seni İpek Nisa Göker.
Devam ediyor İpek reklam çekiminde neler hissettiğini anlattıktan sonra: besteyi çalarken biraz üzüldüm, üzgün ve öfkeli bir beste var çünkü “Doğanın Öfkesi” sonuçta öfke, kızgından daha şiddetli.
Ardından bir başka bestesini çalıyor, yumuşacık harika eser. Harika çocuk sanatçımız İpek N. Göker son mesajını şöyle veriyor: Anneler babalar en çok çocuklarını düşünürler. Bizim geleceğimiz için doğayı korusunlar lütfen. İklim krizini çözsünler. İsterlerse yaparlar buna inanıyorum ben.
Bestecimiz İpek N. Göker’e yürekten katılıyorum.
Sağlıklı ve bereketli yıllar olsun.