Tanımak…
Tanımak; bilip ayırmak, seçip, ayırt etmek. Diğer bir anlatımla, daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında, bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak.
Tanımak sözkonusu olduğunda bir süreç var. Birbirini takip eden olaylar dizisi zamanın akışında sıralanır. Birinden bahsederken “Tanıyorum” deriz. Adı nedir, neyin nesidir, ne iş yapar vs…
Bir de tanışmak vardır. Tanışmak; daha önce birbirini tanımayan kimselerle birbirini tanır duruma gelmek. Yani o kişinin varlığından haberdar olursunuz. Lakin henüz bir tanıma süreci sözkonusu değildir.
Günlük kullanımda bu iki tanım çoğunlukla birbirine karıştırılır. Sadece bir vesileyle tanıştırıldığımız biri için bile tanıdığımızı söyleriz. Halbuki sadece tanışmışızdır, o kadar..
Bir insanı tanımak öyle bir iki günde olabilecek bir şey değil. Uzun zamana yayılan bir süreç. İnsan ikişkileri dinamik bir süreç. Dolayısıyla her an bir insanı tanıma halindeyizdir. Hatta kişi, kendinde dahi bilmediği bazı yönler keşfedebilir. Hayat içinde neye nasıl tepki vereceğimiz koşullara göre oluşmaktadır.. Yaşamadan bilinmez hiçbir şey.
Tanırız bir insanı. Adım adım, nefes nefes yol alırız ortak hikayemizde. İlk tanışmayla birlikte iki kişie özel bir iletişim düzlemi oluşur ve birbirimizin hayatlarına şahitlik ederiz. Yalnız, bir insanı en iyi hüznü içinde tanırsınız.. insanın en dibe vurduğu, ruhunun sarsıldığı belki bir sarkaç gibi hayat içinde kalakaldığı an’da tanırsınız. Her şey yolundayken sağlam durmak kolay, yerin altı üstüne geldiğinde nasıl durulur.. işte ona şahitlik ederken en iyi tanırız insanı. Düştüğü yerden nasıl kalkar, kalkarken ne kadar kendi olarak kalır…
Mevlana’nın bir sözü aklıma gelir. Her ne kadar birebir aktaramasam da affola. Mealen şöyle; kişi durgun bir su gibi gözükür lakin ne kadar temiz olduğunu anlamak için şöyle bir dibinden doğru karıştırmak icab eder. O yüzden de damarına basınca tanırız bazılarını diye düşünürüz.
Bir insanı tam olarak tanımak diye bir şey yoktur. İlk gençlik yıllarında karekter henüz oturmadığından tanıyamaz, emin olamazsınız. O yüzden çocuğuna yüzde yüz her konuda kefil olan ebeveynleri anlamam hiç. Çünkü bu dönemde malum, kan deli gibi akar ve çocuk evden ziyade dışa dönük bir hayat sürer. Aile kültürüyle uyuşmazlık gösteren mevzularda yalan ya da gizleme yoluna gidebilir. Bu bir dönemdir ve iyi analiz edilmelidir.
Gelelim yaşlılık dönemine, belli bir yaşı geçmiş pek çok insanda gördüğüm tablo benzer. Evli çiftlerde taraflar birbirleriyle ilgili, uzun yıllar birlikte olmalarına rağmen bazen birbirlerini bazı yönlerden hiç tanımamış olduklarını farketttiklerini söylerler. Bunu da bir karekter bozukluğu veya ikiyüzülük olarak yorumlarlar. Halbu ki yaşlanmayla birlikte insan bedeninde hormonel pek çok değişiklik olur. Bu değişiklikle birlikte insanların mizaçlarında değişimler gözlenir. Bunu bilip, bu değişikliği doğal kabul etmek lazım gelir. Tabi ki ististanalar hariç diyelim..
Tanımak… emek ve sabır istiyor. Bir iki cümle veya tavır fikir verse de yeterli değil. Bizim kültürümüzde bir söz vardır.” İnsanı en iyi alışverişte ya da tatilde tanırsın” diye. Oldukça haklılık payı olan bir deyiştir. Bu konulardaki yaklaşımlar kişinin karekteriyle ilgili bize pek çok bilgi verir.
Tanımak, anlamaya çalışmayı gerektirir. Bir keşif yolculuğu diyelim buna. Dediğimiz gibi dinamik bir süreç, devam eden, değişen ve dönüşen. İnsan bir insanı tanırken, aslında kendinde de bambaşka yönler tanıyor. Yani bu bir bakıma kişinin kendi keşif yolculuğu. “Kişi kişinin aynasdır”
Zalimlik karşısındaki tutumunuz, vicdanınıza ayna tutar, haksızlık karşısındaki tutumunuz, adalet duygunuza, ezilmişlikte merhametinizi görürsünüz. Sahi ! Siz kendinizi ne kadar tanırsınız ? Bak işte o en önemlisi… Fakat başka bir yazının konusu….
Ezcümle, insan değişen ve dönüşen bir canlı ve tanımak ise uzun bir süreç…
Günün anlam ve önemine binaen tüm Dünya Kadınlar gününü kutlarım…
******
Bi’Mola; vermek isteyenler için, Gabriel Garcia Marquez’den “Yüzyıllık Yalnızlık” okmaya değer.