TANIR MISIN BENİ?
Teknolojinin hızla hayatımızı kontrol altına aldığı bir devirde yaşıyoruz. Resmi bir kurumda, yüz tarama sisteminin geçen yıl yenilediğim kimliğimden beni tanıyamaması, biraz tefekkür ve ciddi bir ders vesilesi oldu.
Herkesi iki dk.da tarayıp tanıyan sistem, beni defalarca kez tanıyamıyordu ilginç şekilde. Sonra kimliğim geçen yıl yenilendi diye düşünürken aklıma geldi.Geçen yıl geçirdiğim burun ameliyatı, verdiğim kilo vs derken, gerçekten şu an ekrana yansıyan görüntüm ve kimliğimdeki fotoğraf tanımayan biri için “acaba mı?” dedirtebilirdi, onlar da kendilerince haklılardı. Sorular silsilesi ardından “ben” olduğuma ikna etmeye çalışmanın can sıkıcı hâli ve trajikomik düşünceleri ile yürürken, kalbim muhasebeye başlamıştı çoktan…
“Benim ümmetim, kıyamet gününde, alınlarındaki abdest izlerinin beyazlığı ile tanınır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/402) hadisi şerifi zihnimde,kalbimde dolanıyordu.
Derken;
“Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhâcir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” (Buhârî, Îmân 4-5, Rikâk 26; Müslim, Îmân 64-65. Ebû Dâvûd, Cihâd 2;) hadisi geldi ardından…
Sonra da;
“Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71-72. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 59; Nesâî, Îmân 19, 33; İbn Mâce, Mukaddime 9) hadisi…
İman ile tanışan kalbin hep ebediyete dair çıkarımları olmalı. Yaşadığım olay bana ne öğretti diye düşünüyordum.Şu üç hadis vesilesi ile,
“Ya Mahşer günü, Rasulullah’ın ‘ümmet tarama ve tanıma’ sistemini ikna ve memnun edecek bir hâl ile ayrılmazsak şu dünyadan?” diye kavrulmaya başladı kalbim…Allah’ım sen muhafaza et(Amin)
Öyle ya, abdest azası parlamayan, sünneti hayatına işlemeyen,hadisi yol rehberi edinmeyen ve Müslüman olduğunu söyleyen insanın ispatı ne olabilir ki? Allah muhafaza iman ettim deyip, fütursuzca hadisi inkârcılığını benimsemiş olanların hâli ne ola?
Rasulullah’ın gördüğünde “ümmetim” deyip tanıdığı kul olmak ne saadet olur mahşerin o sıkıntısında şüphesiz. Peki ya Allah muhafaza, “ben de ümmetinim Efendim” diye kıvranmak zorunda kalma ihtimali…Aman Ya Rab! Ne korkunç. O hâlde yapılacak olan belli…Bizi tanıyacağı özelliklerimizi arttırmak ve güzelleştirmek…
Abdest azalarımız ışıldarken, yüreğimiz de hasedin kirinden arınmış vaziyette parlıyor mu?Sözüm ve tavrım “el-Emin” olarak bilinen Efendimiz’e yakışır kalitede mi? Bunların iknası için bu dünyadaki yatırım şart. Çünkü ebedî âlemde sadece tercihlerin sonuçları ile yüzleşme var.
Yaşadığımız her olay,hayatımıza giren her insan birşey öğretir bize.İnsanlığımıza farkındalık, kulluğumuza güzellik katma vazifesi vardır. Gerçek zenginliğe ulaşılacak bir yatırım sermayesi hâline getirmek ya da değerlendirmeden israf etmekte tercihimize kalmıştır.
Dünyada tanınmak birşey ifade etmez aslında…Nefse kocaman bir imtihan olmanın ötesinde! Fakat Rabbimiz’in “kulum”, Efendimiz’in “ümmetim” hitabına muhatap olabilmek ebedî kazanç vesilesidir. Ve hedefi bu olan mü’minin dünyada yapmak istediği şeyler de buna göre şekillenmelidir.
Birkaç soruya cevap yolu ile sistemi “ben” olduğuma ikna(!) etmiş olsam da, ebedî hayatın girişindeki gönül-iman tarama/tanıma sistemine dair daha yapacak çok şey olduğunu görüp farketmek günün şükür sebebi olurken, yorulacak vakit olmadığını da birkez daha teyit etmeme yardımcı oldu.Bilmem ki cânım dostlar, aciz bir yüreğin nasibine düşen dersin size de faydası olur mu? Ancak her yaşadığınız olayın arka plânını farkedecek bir tefekkür kapısı ile feraset genişliği nedeni olur inşallah.
Mahşerde her hâlimizle tartışmasız “kulluk ve ümmetlik” libasını taşıyan bahtiyarlardan olabilmek duası ile kıymetli dostlar…
Baki hürmet ve dua ile…