TARİHİN TALİHSİZ YAPISI; DİLDERESİ KÖPRÜSÜ
Kıymetli okuyucularım bu hafta sizlere Osmanlı Yükselme donemi (1453-1579) dönemi yapılarından olan Kanuni zamanı olması nedeniyle Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü, yapan kişi yapısı nedeniyle Mimar Sinan Köprüsü, bulunduğu ilçe hasebiyle Dilovası ve asıl doğru olan bulunduğu Dere sebebiyle Dilderesi köprüsü hakkında bilgi vermeye çalışıcam…
Dilderesi köprüsü Mimar Sinan’ın Anadolu’da ilk inşa ettiği köprü olması hasebiyle ayrı bir önem arz ediyor, özellikle Kanuni dönemi yapıları imar ve kalkınma anlamında ayrı bir önem oluşturmaktadır. Asıl konuya gelecek olursak şimdi nasıl kullanılıyor, yapının sağlamlık derecesi nasıl işte bu soruların cevabını Dilovası Belediyesi başta olmak üzere ilgili kurumların ve halkımızın bilgisine sunacağız…
Tarihimizin bu emsal yapısının günümüzde çokta iyi bir bakım yapılmadığını maalesef yakından şahit oluyoruz bir dönem araç trafiğinin dahi yapılan köprünün, birde fabrika atıkları ile birlikte görüntü ve çevresel kirliliğe sebeb olmaktadır.
Kocaeli ili sınırları içinde Diliskelesi mevkiinde Marmara denizine ulaşan Dilderesi üzerinde inşa edilmiş olup bundan dolayı Dilderesi Köprüsü diye de anılır. Osmanlı Devleti’nin doğuya uzanan en önemli ana yolu olan İstanbul-Bağdat yolu üzerinde yer almaktadır. Ordunun doğuya yapacağı seferler için ordugâhın Gebze yakınında Sultançayırı denilen yerde kurulduğu bilinmektedir Bu sebeple köprü kervan ve sefer yolunun üzerindeki önemli mimari tesislerden biri durumundadır. Eskiden şehirler arası yol bu köprüden geçerken günümüzde yaklaşık 50 m. kuzeyinden geçmektedir. Bu sebeple bakımsız kalan yapı zamanla harap olmuş ve 1972-1973 yıllarında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından onarımı yapılmıştır. Köprü halen araç trafiğine kapalıdır ve yayalarca kullanılmaktadır.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında 1553-1554 yıllarında yapılmıştır. Yapının mimarı hakkında herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Mimar Sinan’ın hayatı ve eserleri konu alan belgeler ve yayınlarda köprünün Mimar Sinan tarafından yapıldığı yazılır. Mimar Sinan ile ilgili tarihi yazmalarda sadece Tuhfetü’l Mimarın adlı eserde “ Gebze (Geğbüze) yolunda Sultan Süleyman Köprüsü” adına rastlanmaktadır.
Köprünün inşa tarihi bilinmemektedir; kitâbesi yoktur, fakat mimari özellikleri göz önüne alınarak XVI. yüzyıl içine tarihlenir ve Mimar Sinan’ın eseri olarak değerlendirilir. Gerçekten Kanûnî Köprüsü, Mimar Sinan’ın yapıları olduğu bilinen Trakya’daki Alpullu Köprüsü ve Harâmidere (Kapı Ağası) Köprüsü’ne oldukça benzemektedir. Mimar Sinan’ın eserlerini ele alan kaynaklar içinde bu köprünün adına sadece Tuhfetü’l-mi‘mârîn’de rastlanmaktadır. Aptullah Kuran, kaynak vermeden köprünün Kanûnî’nin Irakeyn Seferi’nden önce yapıldığının söylendiğini belirtirse de 940-942 (1533-1536) yılları arasına rastlayan sefer hakkında Matrakçı Nasuh’un yazdığı Beyân-ı Menâzil-i Sefer-i Irâkeyn adlı eserin yegâne nüshasında resmedilen (İÜ Ktp., TY, nr. 5964, vr. 13a) ve Hereke Kalesi ile yakın çevresini tasvir eden minyatürde böyle bir köprü yer almamaktadır. Eserin minyatürlerinde görülen en önemli özellik güzergâh üzerindeki yerlerin asıllarına uygun bir şekilde resmedilmiş olmasıdır, dolayısıyla köprü gibi askerî bir tesisin burada yer almaması mümkün değildir. Buna göre köprü 1533 yılından sonra yapılmış olmalıdır. Kanûnî Köprüsü’nün, dönemin imar faaliyetlerinin en yoğun olduğu XVI. yüzyılın ikinci yarısının hemen başlarında inşa edilmiş olması mümkündür. tamamen kesme taş malzemesinin inşa edilmiştir. Köprünün üç adet kemeri vardır. Bunlardan ortada yer alan sivri kemer daha geniş bir açıklık halinde 9,70 m. genişliğe sahipken bunun iki yanında bulunan yuvarlak kemerli açıklıklar 6,50 m. genişliğindedir. Kemerlerin arasında sel yaranların üst kısmına rastlayan yerlerde suyun yükselmesine karşı yapılmış sivri kemerli ince uzun tahliye gözleri mevcuttur. Uzunluğu 45,24, genişliği 6,05 m. olan köprünün eğimi % 12-% 6 arasında değişmektedir.
Kanûnî Köprüsü’nün inşasında kullanılan taş düzgün kesilmiş kalkerdir. Kemerlerde, tahliye gözleri ve duvarlarda küçük boyutlu taşlar kullanılmış, direnç gerektiren ayaklar ve sel yaranlarda ise daha büyük boyutlu taşlar yer almıştır. Sel yaranlar üçgen prizma şeklinde ve uçları sivriltilmiş olup arka yönleri dikdörtgen prizma biçiminde ve uçları küttür. Ana kemerin iki yanındaki hafifletme gözlerinden bir üçüncüsü de köprüye Diliskelesi tarafından bakıldığında (güney) sağ uçta bulunmaktadır. Ana kemerin kilit taşı çok belirgin bir şekilde dışa taşkındır. Köprünün korkulukları mevcut kısma zarif bir kornişle bağlanarak yenilenmiş, çok fazla tahrip görmüş olan esas döşemenin üzeri betonla kaplanmıştır. Sağlam kalan orijinal bir baba taşı Gebze istikametindeki uca monte edilmiş, diğerleri buna benzetilerek yapılmıştır.
Öğr. Gör. Ahmet Yavuz Yılmaz- Dil İskelesi Köprüsü- Gebze Tarihine Bakış
Prof. Dr. Numan Akdoğan- Dilovası İlçesindeki Tarihi Eserlerimiz
Enis Karakaya- Kanûnî Köprüsü- TDV Ansiklopedisi



***
Yazar Murat Deniz
Kıymetli okurlarımız gazetemiz sosyal sorumluluk ve Gebze aitlik duyguları ile birlikte yeni bir çalışma nizamıyla kitap, kitaplar ve yazar tanıtım projesi üreterek bölgemiz yazarlarının eser çalışmalarına destek oluyoruz bu minvalde ilk eser çalışmamızı 28 Şubat hasebiyle Yüksek Lisans tezini kitaplaştırıp, okuyucuya sunan Yazar Murat Deniz oldu. Kendisinin bu davetimizi kırmaması ve verdiği bilgiler için teşekkür ediyoruz bölgemiz, gazetemiz ve şahsım adına..
Isteriz ilk olarak yazarımız size tanıtarak konuya başlayalım
Murat DENİZ, Gebze’de doğup büyüyen, Gebze’nin öz evladıdır. İlk ve Orta Öğrenimini Gebze’de tamamlayan, memleketinin sorunlarının ülkesinin sorunları olduğunu gören ve bunlara karşı çözüm bulmaya çalışan bir gençtir. Sorunların tespiti sorunların çözümünün yarısıdır diyerek, siyaset bilimi alanında yüksek lisans yapan ve bu tezininde kitaplaşmasıyla ülkesinin sorunlarına değinecek adımlar atan ve bunları daha ileriye taşımayı amaçlayan bir sorumlu bireydir. Kitaba, araştırmaya ve kedilere duyarlı bir vatandaş, Gebze’ye aşık bir yurttaştır.
Medyanın siyasete etkisini konu alan bu araştırmayı önemli kılan başlıca özelliklerden biri, siyasal alanda güncelliğini koruması ve toplumsal hayatta etkisini sürdürmesidir. Ayrıca günden güne eklenen yeni veri ve vakıalar hem akademik açıdan hem de siyasal açıdan tekrar değerlendirmeye muhtaç olması, araştırmayı önemli kılan bir diğer nedendir.
Gelişen medya sektörünün siyasete olan etkisini anlayabilmek ve nelere yol açabileceğini tahayyül edebilmek açısından da önem arz etmektedir. Ayrıca 28 Şubat sürecinde medyanın üstlendiği rolün -bütün boyutlarıyla tespit etmek suretiyle- döneme ışık tutmaya çalışmanın Türk siyasal hayatı açısından ayrı bir öneme sahip olduğu söylenebilir.
28 Şubat’ın halen güncel bir konu olması, medya ile ilişkisi sebebiyle de hem geçmiş hem de gelecekte akademik disipline ve literatüre katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Araştırmanın odağında medyanın yer almasından dolayı, medyanın tarihsel gelişimi, araştırmanın ana çerçevesini oluşturmuştur. Medyanın siyasetle ilişkisini ortaya koymak için tarihsel boyut ele alınırken, yaşanan önemli siyasal ve toplumsal gelişmelerde kitle iletişim araçlarının ne tür roller üstlendiğini vurgulayan örneklere yer verilmiştir.
Genel değerlendirmeler ışığında aynı tarihsel perspektifle Türkiye’de medyanın gelişimi üzerinde durulmuş ve bu temelde yine örnek olaylara başvurulmuştur. Siyasal yaşamda önemli bir yer tutan 28 Şubat konusu özelinde medyanın ve iktidarın nasıl bir ilişki içinde olduğu analiz edilmeye çalışılmıştır.
28 Şubata kadar darbelere maalesef alışkın olan Türkiye, öncesinde ki hiçbir darbede böylesine kirli bilgilerle doldurulmamıştır. Halkı yanlış yönlendirme, devlet-millet çatışmasını körükleme, askeri kışkırtarak iktidarı hedef gösterme gibi birçok olayda medyanın parmağı vardır. Büyük sermayedarların ellerindeki medya kuruluşlarıyla sağladıkları kamuoyu neticesinde bu darbenin gerçekleştiği aşikârdır. Peki, asıl soru şudur; neden bu medya organları milli iradenin tezahürü olan hükümetten rahatsız oldular?
İşte bu çalışma bu ve benzeri sorulara cevap bulmaya çalışan, karanlık noktalara değinerek sorgulayan, 28 Şubat Sürecinde yapılan manipülatif eylemler hakkında yeniden düşünülmesini ve karanlıkları aydınlatmayı amaçlayan bir tutum sergilemektedir.

