Trafik Sorunu değil, Sürücü Sorunu !



Toplum olarak şikayetçi olduğumuz meseleleri sıraladığımızda trafik sorunu herhalde en üstlerde kendine yer bulur. Özellikle de trafikte uzun süre geçirenler için tam bir çile, ömrün yarısı gider misali Sabahları iş ve okula gidiş, akşamları ise çıkış saatlerinde yollar hepten bir kördüğüm halini alıyor. Kendince çözüm üretenler var. Özellikle de uzun yol yapacak olanlar iş çıkışı bir yerlerde vakit geçirip, trafik saatini atlattıktan sonra evlerine gitmeyi tercih ediyor. Sabahları da aynı şekilde yola çok erken çıkarak işlerine gelmeyi tercih ediyorlar.

Peki “ trafik sorunu var ” diyerek sorumluluğu kendi üzerimizden uzaklaştırmış olmuyor muyuz ? Sanki bizim herhangi bir dahlimizin olmadığı bir duruma maruz kalıyor gibiyiz. Hatta “trafik canavarı” diye isimlendirerek sanki kendimiz dışında sorumlu bir kişiliği işaret ediyoruz. “Trafik canavarı şu kadar can aldı” derken bizim süreçle ilgili hiçbir rolümüz yok mudur ?.

Şehirleşmeyle birlikte nüfus kalabalığının olduğu yerlerde elbette araç çokluğu da söz konusu. Fakat trafik sorunu sadece bu araç fazlalığı ile mi ilgilidir ? Hepimiz öyle veya böyle, bazen sürücü bazen ise yolcu ya da yaya olarak trafikte yer alıyoruz. Çokca şahit olduğumuz bazı durumlar bize sorunun aslında sürücü sorunu olduğunu gösteriyor. Öncelikle şunu söyleyelim ki, hoşgörünün rafa kalktığı yerlerden biri trafik. Nezaket ise hiç ortalarda yok. Bazıları için direksiyon başında olmak bir güç gösterisi. Gideceğiniz yere birkaç dakika geç gidiyor olmanız hiçbir şey kaybettirmez size.

Tüm trafiği kitleme pahasına aracı yol ortasında bırakmak mı diyelim, sürat yapmadığı halde şerit gasp eden mi, kırmızı ışığı ihlal edenlerden tutun, gösteriş yapmak için makas atıp herkesin hayatına risk oluşturanlar mı? Tüm bu eylemlerin muhataplarının empati yoksunu insanlar olduğu aşikar. Kolayımıza nasıl geliyorsa öyle davranmayı tercih ediyoruz.

Şehir merkezlerindeki otopark olanakları arttırılıyor. Ücretler de makul seviyelerde seyreder umarım. Sağlı sollu yol kenarına park edilen araçlar trafiğin rahat seyretmesine engel maalesef. Buna bir de dörtlülerini yakarak bekleme yapan araçları eklerseniz, bol manevralı bir mücadele sizi bekliyor. Sonrası yorgunluk..

Aslında şehir merkezlerinin bazı bölümlerinde araç trafiğini kaldırmak, belli saatlerde girişlere izin vererek bir nebze olsun trafik rahatlatılabilir. Otobüs ya da minibüs yerine tramvay ile ulaşım sağlanması en mantıklısı. Kent meydanında metro inşaatı devam ediyor. Çevre bölgelerle ulaşım adına önemli bir yatırım. Umarım yapımı çok uzun zaman almaz. Hazır metro da gelmişken, bu lokasyon tamamen yayalaştırılabilir.

Esnaf ya da marketlerin ürün transferlerinin akşam belli saatler arasında gerçekleştirilmesi önemli bir adım olur. Bir bakıyorsunuz, trafiğin en yoğun olduğu saatte koca bir kamyon yolu kapatmış mal indiriyor. Bunun kontrolünü yapmak önemli, Yapılamayacak bir şey değil.

Dünyanın hangi ülkesinde bizde adım başı yer alan hız kesicilerden var acaba !  Bu hız kesicileri yapanlara değil sözüm elbet. Demek ki ihtiyaç duyulmuş ki yapılmış, başka türlü önüne geçilememiş hız tutkusunun. Konut alanlarının yer aldığı kısımda sanki otobanda boş yolda gidermişçesine araç kullanan birine başka türlü nasıl engel olabilirsiniz ? Trafik cezaları oldukça arttırıldı, hız kesiciler de o nispette. Peki bu mudur yani !

Ehliyet almayı sadece direksiyon ve pedalları kullanmaktan ibaret zanneden zihniyete müdahale etmek lazım. Bir yerde yanlışlıklar olsa gerek !  Mesela birilerine arabada “sinyal” diye bir şeyin olduğunu önemle anlatmalı. Aksi takdirde karşı taraf sadece araç kullanmakla kalmayıp niyet okuyuculuğu da yapmak zorunda. Sağa mı dönecek aniden, sola mı; ya da birden pat diye yola mı girecek, duracak mı aniden, sollanmanın yanı sıra sağlanabilirsiniz de her an ! Bunları hızlıca öngörmek zorundasınız. Toplu taşıma araçlarının duraklardan sinyal vermeksizin aniden çıkması, şerit ihlalleri, yasak olmasına rağmen herhangi bir yerde yolcu alıp indirmesi sıkça tanık olduğumuz durumlar. Üstelik tepki gösterirseniz bir de üstüne kabalıkla karşılaşıp suçlu çıkarsınız. Özgürlük yok mu !

Motosiklet sürücüleri ayrı bir dert. Pek çoğu kurye hizmeti veren bu motosikletliler kendileri kaza yapmasa bile başkalarının kaza yapmasına sebebiyet verebiliyor. Nereden, ne zaman çıktığını kestiremediğiniz bu araçlar inanılmaz manevralarıyla yürekleri ağızlara getiriyor adeta.

Yayalara da sorumluluk düşüyor trafikte. Öyle anlar oluyor ki, araçların yayalardan kendilerini korumaları gerekiyor. Etrafını kontrol etmeden yola çıkan yaya da tehlike arz ediyor. Son zamanlarda önemle vurgulanan “yayaya öncelik” konusu ise sanki biraz suiistimal ediliyor. Kendisine öncelik tanıdığınız yayanın sanki pamuk tarlasında yürürcesine aheste aheste yoldan geçişi size pişmanlık hissi olarak geri dönebiliyor. Her durumu kendi keyfine göre uyarlayan bir toplum olmaktan ne zaman kurtulacağız acaba !

Emin olun ! İnsan nasıl bir kişilik ise ona uygun olarak araç kullanılır.

Eğitim… Eğitim…. Eğitim…. diyeceğim yine.  Başka bir yolumuz yok. Eğitimle bir evrilme gerçekleşinceye kadar, görünen o ki cezalar caydırıcı bir unsur olarak rolüne devam edecek.

******

Bi’Mola vermek isteyenler için; Mehmet Rauf’dan “ Eylül ” okumaya değer.