Anasayfa > Köşe Yazıları  >  TULUMACILAR’DAN İTFAİYEYİ GEÇİŞ TARİHİNE KISA BAKIŞ

TULUMACILAR’DAN İTFAİYEYİ GEÇİŞ TARİHİNE KISA BAKIŞ



Kıymetli okuyucularım bu hafta yazımızda sizlere bölgemizin her türlü doğal afetler ile ilgili olarak yaşadığı veya yaşanması mümkün olabilecek yazı dizisi üzerine adımlarımızı atmaya devam ediyoruz ve önceki yazımızda Kızılay’ın tarihçesi ve Kan Alma Merkezine değinmiştik şimdi İtfaiye konusuna değinip, bölgemizin olası İstanbul depremi veya doğal afetlere karşı hazırlıklarımızı tekrar kontrol edip, güçlendirmesi gayesini ele alacağız. Yazımıza başlamadan önce Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyelerimizin, sivil kuruluşların birçok canı kurtarması ise mutluluk ve gurur vesilemiz olduğunu buradan belirtmek istiyorum Rabbim dahasını yaşatmasın inşallah…

Osmanlı Devleti’nde Yeniçeri Ocağı’na bağlı olarak ‘Dergâh-ı Âli Tulumbacı Ocağı’ adıyla 1720 yılı, yani Lale Devri’nde kurulmuştur. Yeniçeriliğin 1826’da kaldırılmasıyla bu ocak da lağv edilmiştir. 1827 yılında yarı askerî bir İtfaiye Teşkilatı kurulmuştur

İTFAİYE TEŞKİLATI ‘TULUMACILAR’ TARİHÇESİ

İstanbul şehri, Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinden, Cumhuriyeti döneminde merhum Vali Haydar Beyin kurduğu sağlam İtfaiye Teşkilatına kadar, günlerce devam eden büyük yangın afetleri geçirmiştir. Bu yangınlarda bazen sekizde birini, bazen dörtte birini, bazen yarısını kaybetmiştir. Şehrin simasını değiştiren, saraylar, konakları, hanları, hamamları, çarşıları, ecdat yadigâr abideleri, nice bin sanat eserini, Türk irfanının ve tarihinin hazineleri olan Kütüphaneleri, milyarları milyarlarca defa aşan maddi kıymet değerinde milli servet bir çırpıda yutup yok eden ateş facialarına karşı ilk koruyucu tedbir, ancak 18. yüzyılın ortalarına doğru Lâle Devrinin padişahı III. Sultan Ahmet’in büyük Veziri Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yeniçeri asker ocağına bağlı bir tulumbacı ocağı kurulmasıyla alınmıştır. Ondan evvel geçen iki yüz yetmiş yıl boyunca yangınlar, semt semt asayiş ve inzibatı için kurulmuş yeniçeri kolluları “Karakollar” neferleri ile halk tarafından söndürülmüştür.

MAHALLE TULUMBACILARI

Belediye tulumbacıları ile tulumbacılık askeri kisveden ayrılınca İstanbul halkıda semt semt, mahalle mahalle birer, semtin uçarı delikanlılarından, pır pırı gençlerinden tulumbacı takımları kurdular. Belediye tulumbacı teşkilatı bir başı bozuk teşkilat ‘halinde aynen taklit edildi. Koğuşlar yapıldı, bu gençler de yangınlara aynı kılık kıyafet ile koşuyorlardı. İlk zamanlarda bir tulumbanın efradı yangına bir don, gömlek gittikleri halde bunlar tek tip değildi, alelade iç donu ile çeşitli renklerde gömlekler, fanilalar idi. Sonraları don, “Dizlik” denilen paça kısmı diz kapağı altından sıkma hususi bir şekil aldı, fanilalar formalaştı, aynı biçimde serpuş kullandılar, buna karşılık ayaklarından yemenileri tamamen atarak yangına kar ve buz üstünde yalın ayak koştular yangın yerlerinde yalımlı tahtalar, kızarmış çiviler arasında yalınayak dolaştılar. Tulumbacılık hevesi öylesine ihtiraz olarak yayıldı ki zamanımızın futbol kulüpleri ve taraftarları arasındaki rekabet mücadeleleri tulumbacılar taraftarları arasındaki mücadeleler yanında sönük kalır. Tulumba mahallenin, semtin sembolü haline geldi. Yangına giderken ve yangın dönüşü koşular, yangını unutturacak kadar iddialı oluyordu. Bazen kanlı döğüşler yapılıyordu. Mahalle tulumbaları sandıklarına kayıkçı, arabacı, beygir sürücüsü gibi kimselerin yanında esnaf gençleri, kalem efendileri, idadi talebeleri, yüksek mektep talebeleri, beyzadeler, paşazadeler uşak yazıldılar. “Yangın var” sesi duyulunca hepsi koğuşlarına giderek esvaplarını, üniformalarını atıyorlar, dizliklerini çekip formalarını geçiriyorlar ve yalınayak tulumba sandığının kolu altına girerek yangına koşuyorlardı.


Sıradaki Habere Kaydır