TUT ELİMDEN,GİDİYORUZ



Toparla valizini küçük kız! Gidiyoruz…Bilmediğin bir yere değil,özlediğin yere…

Sımsıkı elini tuttuğum çocuklar vardı yanımda. Ne ilginç! Onların çocuk olduğu zamanda benim de çocuk olmam…

Sessizce ve huzurla adımlıyorduk sokakları. Her adımda zaman geri sarıyordu sanki.

Kapısının önünü süpüren mavi önlüklü bakkal amca,neşeyle komşunu selâmlıyordu.Dükkânların kepenkleri bir bir açılırken,dudaklar kıpırdıyordu “Besmele” ile…Her hayrın başı ve anahtarıydı çünkü .

Yanımdaki çocuklar!Mutlu ve sakince eşlik ediyordu yolculuğuma.Sadece izlemek için geliyor gibiydiler…Balkondaki komşu teyze sesleniyordu alt kata; “bekliyorum sabah kahvesine” diye…

Dökülen yaprakları süpüren amca,sanki dünyanın en keyifli işini yapıyor gibiydi. O süpürdükçe yerini yenileri dolduruyor,ama o işini yapıyor olmanın huzuru ile devam ediyordu. Demlenen ilk çayla birlikte ,kahveci amca eline bir bardak çay tutuşturdu.”Bir soluklan,devam edersin yine.”

Kapıya çıkan yaşlı teyze “pisi pisi” diye seslenirken etrafını birden sarmıştı bile kedicikler.Belli ki alışkınlardı.Akşamdan kalan yemek sulandırılmış içine ekmek doğranmış ve plastik bir kapla kenara bırakılmıştı. 

Bankanın önünde maaş kuyruğu…”Kart yok mu?” diye düşünürken,etrafım zamanı hatırlattı. Kart yoktu ve yolumuz geçmişe uzanıyordu. Nasıl da tatlı muhabbet ediyordu sıradaki teyzeler,amcalar…Yorgun ama huzurlu görünüyordu her biri.

Okulun zili çalınca, çocuklar koşarak çıktılar. Mahallede neşeli gülüşler…”Anne ödevim çok az,ben de çıkabilir miyim oynamaya” diye sesleniyordu minik bir yavru. Annesinden izin çıkınca havalara uçtu.Kızlar ip atlarken,erkekler de top oynamaya koyuldu.Sonra hep beraber saklambaç oynamadan gün bitmezdi elbette!

Evlerin ışıkları bir bir yanıyor,ezan saati balkonlardan minik yavrular çağırılıyordu;” hadi kuzuumm,baban gelmek üzere. ezan okunmadan gel eve!” Istemeyerekte olsa eve dönen çocuklar,yarın için sözleşiyorlardı.

Anneler yorgun ama bir o kadar mutlu…Sofra hazır,evi yemek kokuları sarmış,bir yandan çayın dumanı muhabbet saatini bekliyordu.Babalar eve koşar adımla geliyorlardı sanki.Öyle ya!Ev kuru dört duvar değil,dünyanın yorgunluğundan kaçıp sığınılacak en güzel limandı. Hele bir de dede,anneanne,babaanne odanın baş köşesinde elinde tesbihi,Kur’an-ı Kerimi ile oturuyorsa en zengin hane o hane sayılırdı. 

Bir tıkla yemek kapıda,banka işlemleri hallolmuş,en sevdiğin çizgi filmi her an açıp izlediğin bir teknolojinin olmadığı zamanlar…

Belki de mutluluklarımızı,çabamızı kimsenin elimizden alamadığı zamanlar demeli.Insanlık/kulluk gücünü kullanıp yorulduğun,yorulan bedenin “uykusuzluk hastalığını” tanımadığı,uykuyu hakedecek bir tempoyla yaşayıp günü yorgun ama huzurlu bitirdiğimiz günler…

Eskiyi özler mi insan? Hayatı kolaylaştıran şeylerin aslında bizi bizden ettiğini düşünür mü? Evet,zaman zaman…

Şimdilerde çocuklara internet vs. kısıtlaması getirmeye çabalar hâle geldik değil mi? Evde var olan bir kolaylıktan (!),teknolojiden (!) korumak!!! Biz çocukken sabahçı öğrencilerin okul dönüşüne,öğlenci öğrencilerin okul öncesine denk gelen ortalama bir buçuk saatlik çizgi film saatleri olurdu,hevesle beklenilen…Şimdi bir tık,hooop karşında izlemek istediğin şey hazır …Çocukların sevdiği çizgi filmin başlamasına sevinmesi diye bir mutluluk vardı,en masumundan…

Hayat kolaylaşırken,duyguları donan,mutlu olmak için ne beklediğini bilmeyen,bir tencere yemek yerine bir tıkla yemeği kapıda bulan insanların yaşadığı bir zamana denk geldik.Sıradan bir kaç ev işi dağ gibi olurken gözümüzde,gezmek için,belki de gezdiğini paylaşmak için(!) aya merdiven dayar olduk!!!

Tesbihi cebinde,Kuran’ı elinde dedeler yerine,saçma uygulamaların karşısında (biraz ilgi için belki de) video çeken,çocukların dahi yapmayacağı hareketlerle büyük olmanın vakarını unutan dedeler! Ya size ne demeli???

Hergün biraz daha dağılıyor insanlık. Toparlanmayan evin,günden güne izbeye dönmesi misali mahvoluyor dünya. Oysa Efendimiz(S.A.V); “kıyamet kopuyor dahi olsa,elinizdeki fidanı dikiniz” buyuruyor. Bu sadece ağaç dikmekten ibaret bir cümle değil…Varsa elinizde güzellik tohumu durmayın demek! 

Ailenin kıymetinin unutulduğu şu zamanda; gençlere öncelikle “sen değerlisin” bu nedenle,kendini nikâhla korumaya al demeli…

“Az sadaka çok belayı def eder ve sadaka ömrü uzatır.”(Heysemi, Mecmaü’z-Zevaid, III/63)  buyuruyor Efendimiz.Öyleyse hem merhametle insanlara yaklaşmayı,hem de ömrü bencillikten arındırmayı öğrenmeli. 

Üst üste gelen sıkıntılı günleri tefekkür edip; “Allah’ım bu gazaba sebep olacak hangi günahım,günahımız varsa nasuh tevbe nasip et,bize merhametinle tecelli et” diyerek,her gün biraz daha insanca,kulca yaşamaya talip olmalı. 

Hatanın tercih olamayacağını,Allah’a teslimiyetin şifa olduğunu hatırlatmalı yorgun yüreklere…

Onun bunun hatasıyla uğraşmak yerine,her an son nefese hazırlanmalı…

İhtiyacı olana el uzatırken,ihtiyacını edebinden söyleyemeyeni keşfedecek dirilikte yaşamalı…

Komşu kahvesinin en kaliteli terapi olduğunu,anlatılan ne varsa mezara onunla gideceğinden şüphe duyulmayan “emin” komşu kimliğimize hicret etmeli. 

Herşeyin zahiren kolaylaştığı teknoloji çağına inat,kendimizi güzel insan/kul olma konusunda zorlamalı. Evet evet!! Zorlamak…Eş olmak,evlât olmak,anne/baba olmak,dost olmak birer nimettir,nefse ağır gelen kısımlarında zorlamalı kendini Allah için…”Hayatımdan çıkardım,ohh” diye bir tavır kolaycılıktır,kalbin vefa,kadirşinaslık,hoşgörü gibi duyguları hissetmesine,bu yönde terbiye olmasına engel olmaktır. Zahmetsiz rahmet olmaz dostlar. 

Hadi,tutun elimden cocuklar…Benim çocukluğuma gidelim…Orada büyükler çocuklara,kadınlara zarar vermez,haberlerdeki en dehşet şeyler ülkemizde olmaz,inanmayanı “ayıp” inananı “günah” freni tutardı.Yapabilseydim bunu elinizden tutup çocukluğuma götürürdüm sizi. Benimle gelemezsiniz biliyorum ama bugünün büyükleri biraz daha çabalarsak o günün çocukluğunu bugüne taşırız belki!O günün güler yüzlü teyzesi,çocuklara çikolata dağıtan tonton dedesi,özür dilemeyi bilen büyüğü,ailesini sevgisiyle korumaya alan babası,yaptığı işleri keyifle yapan annesi,anıların kahramanı olan komşu teyzesi,caminin sevilen imamı,mahallenin tatlı bakkal amcası,hürmet etmeyi bilen genci yaşarsa bizimle herşey başka olabilir…

Teknoloji çağının soğuk ve ruhsuz kolaylığında (!) ,sıcacık tebessüme ve insanî duyguların canlılığına daha çok hasret duyar olduk…Insan eşref-i mahlukattır…Allah’ın yeryüzündeki halifesidir…Yakışmalı öyleyse bu tabirlere…

Tebessümü,şükrü bol günlere cânım dostlar…

Baki hürmet ve dua ile…