Vefat Yıl Dönümünde Hasan Celal Güzel ve Gazetecilik Anılarım
Hasan Celal Güzel’in İbretlik Tarihi Mektubu
Zaman hızla gelip geçiyor, zaman geçtikçe anılar devreye giriyor. Korona virüsü felaketi dolayısı ile dört gündür evden çıkmayıp yetkililerin emrine uyuyor, geçmiş anılarımı hatırlayıp bir kez daha o günleri yaşıyorum. Hasan Celal Güzel’in gazetecilik hayatımda ayrı bir yeri var.
19 Mart 2018 tarihi, örnek devlet adamlarımızdan Hasan Celal Güzel’in vefat yıl dönümü. Bir kez daha kendisini rahmetle anıyor, ruhu için siz değerli arkadaşlarımı Fatiha okumaya davet ediyorum. El Fatiha…
28 Şubat darbecileri tarafından mahkum edilip tutuklatılan, Özal döneminin ünlü devlet ve siyaset Adamı Hasan Celal Güzel’i tutuklu bulunduğu Ankara Ayaş Ceza Evi’nde, Kocaeli Aydınlar Ocağı Heyeti olarak ziyaret edip gazete olarak söyleşi yapmıştık. Ayaş Ceza Evi’nin küçük koğuşunda, morali yüksek bizlere el ense çekmesi ve ceza evinde 5 dakika boş zamanım yok düşünüyor, okuyor ve yazıyorum sözleri halen kulaklarımda çınlıyor.
Hasan Celal Güzel’in bakan olarak katıldığı bir çok toplantıya katılmış, törenleri takip etmiştim. Hiç unutamadığım bir anımı paylaşmak istiyorum, sene 1986 yılı, Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün Gaziantep’te düzenlediği Anadolu Basını Eğitim Semineri’ne davetliyiz. İlk kez uzun bir otobüs yolculuğu ile Gaziantep’e geldik. Hasan Celal Bey basından sorumlu devlet bakanı olarak toplantıda konuşma yaptı. İlk kez kendisi ile orada tanıştım.
Dönüşte uçakla dönmeye karar verdim. Basın kartını yeni almış 26 yaşında genç bir gazeteciyim, Türk Hava Yolları, Basın kartlı gazetecilere yüzde 50 indirim yapıyor, 150 TL olan bilet ücretine 75 TL ödeyip, rahmetli Pendikli gazeteci arkadaşım Mehmet Gider ile Gaziantep Hava Limanı’na geldik, Hasan Bey’de hava limanında. İlk kez uçağa binme heyecan ve korkusunu yaşayarak uçağa biniyoruz, bir süre sonra uçağın arızalı olduğu anons edilerek Hasan Bey ve tüm yolcular uçaktan iniyoruz. İstanbul’dan yeni bir uçağın ayarlanıp, Gaziantep’e gelmesi 8 saat sürdü. 8 saat boyunca merhum Hasan Celal Bey, yolcu salonunda seminere katılan gazeteci arkadaşlarla birlikte olup sohbet ettik. Hasan Bey ne VİP salonuna gitti ne de seçim bölgesi Gaziantep’e dönüp otelde beklemedi. Hasan Bey’in bu alçak gönüllü ve örnek devlet adamı tavrı beni hep etkiledi, Hasan Bey’e büyük sevgi ve hayranlık sahibi yaptı. Bu iki anımı hiç unutmuyorum.
Hasan Celal Güzel’in bir internet sayfasında yer alan ve tarihe ışık tutan ders ve ibret alınacak mektubunu sizinle olduğu gibi paylaşıyor, büyük devlet ve kültür adamı Hasan Celal Güzel’i bir kez daha rahmetle anıyoruz. Makamı cennet olsun, nur içinde yatsın.
HASAN CELAL GÜZEL’İN TARİHİ MEKTUBU
SN. MİLLETVEKİLLERİ OKUSUN, ÖRNEK ALSIN
MERHUM SN: HASAN CELAL GÜZEL DİYORKİ, “MEĞER BEN NE ENAYİYMİŞİM…!”
Efendim, artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak, hakikî bir budala ve gayrikabil-i ıslah bir ‘enayi’ olduğumu itiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan itibaren ‘beytülmal’ın mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse ‘Devlet malı deniz, yemeyen domuz’ dememişti.
Bütün ömrüm tâbir-i âmiyanesiyle ‘eşşek gibi’ çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahi izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana ‘uykusuz müsteşar’ adını takıp, uçup kaçtığımı söylerdi ama ‘Ne akılsız adam yahu!’ şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.
Üzerinde ‘T.C. Hükümeti’ yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kâğıtları, sadece resmî hizmetlerde, âdeta okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahi süremezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir defa dahi binmediler. Yüzlerine bakmaya kıyamadığım Mustafa’m ve Elif’im, bir saat daha az uyuyup belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz müsteşarlık ve bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devletin personelini çalıştırmayı; idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım. Koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskortlar hiç bulunmadı.
Meğer ben ne enayiymişim!…
Yaptığım enayiliklerin haddi hesabı yoktur… Meselâ, bendeniz milletvekiliyken birkaç zarurî toplantı dışında meclis lokantasında yemek yemezdim. Zira, burada çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra, çok beğendiğim halde, aynı gerekçelerle TBMM Sigarası’da içmedim. Ceplerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır, özel görüşmelerimi kulisteki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zaman ‘beleş’ cep telefonlarımız da yoktu.
Hiçbir hediyeyi kabul etmez; ya reddeder veya demirbaşa kaydettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; hâlen evimde bu dönemlere ait -bronz plaketler dışında tek bir hatıra eşya göremezsiniz.
Benim anladığım mânâda siyasete ‘Zengin girilir, fakir çıkılır’. Biz enayiler, devlet hizmetini ve siyaseti böyle anlıyoruz. Siyasî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal mülk edinmedim. Bilâkis, ANAP’taki Genel Başkanlık mücadelesinde, Bond çantalarda getirilen paraları reddederek, eşimin SSK kredisiyle aldığı Oran’daki daireyi; YDP’nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya’daki ev ile dedemden kalan Gaziantep’teki evin bana düşen hisselerini harcadım.
Bu arada, eşimin uzmanlığıyla ve alın teriyle hak ettiği ‘Vakıflar Genel Müdürü’ olarak tayin kararnamesini, nasıl engellediğimi de unutmayayım.
Sadece bununla kalsa neyse… ANAP döneminde, şiddetle muhalefetime rağmen çıkarılan ‘kıyak emekliliği’ reddedip tek maaşa devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı’yken, milletvekili maaşlarının buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.
Meğer ben ne enayiymişim!.
Şimdi 70’ine merdiven dayadım. Hâlâ kirada oturuyorum. Kendime ait tek mülküm, kitaplarım… Yani, sizin anlayacağınız, gerçek anlamda ‘Dikili ağacım dahi yok’. Hizmet hayatım boyunca, muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, ‘Bu fukara millete ben bu masrafı hiç yaptırır mıyım?’ lâfım vardı.
Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enayilik öylesine içime işlemiş ki geriye dönmek mümkün olabilse gene aynısını yapardım.
Beni bütün ‘enayiliğime’ rağmen kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allah’ıma hamd ediyorum. HASAN CELAL GÜZEL
HASAN CELAL GÜZEL KİMDİR?
1945 yılında Gaziantep’te doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Malatya’da tamamladı. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Maliye Bölümünü bitirdi. “Türkiye’nin İktisadi Büyüme Modelleri” üzerine yazmış olduğu tez çalışmasıyla bu bölümden mezun oldu.
Üniversite tahsilini tamamladıktan sonra, Devlet Planlama Teşkilatı’nda çeşitli kademelerde çalıştı. Başbakanlık Müşavirliği, Başbakanlık Ekonomik ve Sosyal İşler Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı Müşavirliği ve Müsteşar Yardımcılığı, DPT Genel Sekreterliği ve Müsteşar Vekilliği ve Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevlerini yaparak 38 yaşında Başbakanlık müsteşarı olup Türkiye’nin en genç Başbakanlık müsteşarı unvanını aldı. 24 Ocak 1980 ekonomik tedbirlerinin alınması aşamasında ciddi görevler üstlendi.
1986 yılında girdiği ara seçimlerde Anavatan Partisi’nden Gaziantep milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Turgut Özel Hükümeti’nde, Devlet Bakanı ve Hükûmet Sözcüsü olarak görev aldı. 1987 yılı seçimlerinde yeniden seçilerek bu kez Millî Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı görevinde bulundu. Bu görevlerinin dışında, 1986-89 yılları arasında Dışişleri Bakan vekilliği görevini yerine getirdi.
23 Kasım 1992’de Yeniden Doğuş Partisi’ni (YDP) kurdu ve Genel Başkan seçildi.
Denizli’deki bir termal otelde rahatsızlanan Hasan Celal Güzel, başkent Ankara’daki Güven Hastanesi’nde tedavi altına alındı. 19 Mart 2018’de akciğer enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen solunum yetmezliği nedeniyle 73 yaşında hayatını kaybetti. 20 Mart günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde devlet töreni düzenlendi. Törenin ardından Hacı Bayram Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Gölbaşı Mezarlığı’na defnedildi.