YA VİRA VİRA, YA VURA VURA…
Gebzespor’da tam bitti denildiği bir zamanda bir el çıktı ve kulübü düştüğü bu ‘Lağım Çukuru’ndan kurtarmak için kolları sıvadı…
Kim bu bu deli?
Evet, Gebzespor gibi düşmenin çok kolay ancak çıkmanın mucize gibi bir seyri olan BAL Ligi’ne düşmüş bir kulübü hem de içi tam takır, tek bir oyuncusu dahi kalmamış bir kulübü alan birinin ya deli olması lazım, ya da zir deli…
Ama o kişinin içinde futbol aşkı, gönlünde Gebze sevdası kalmışsa, bu kent için, bu kentin gençleri için bir şeyler yapmak arzusundaysa, bu kentte kazandığını bu kentin değeri için verme isteğindeyse o zaman delilik falan bir kenara bırakılıyor ve Gebzespor’un sahipsiz kalacak bir kulüp olmadığı dosta düşmana gösteriliyor…
İşte Hüseyin Deniz rüzgarı böyle başladı…
Kendisini çok iyi tanıyan, rahmetli babası merhum Murat Deniz’in ekmeğini yiyip, suyunu içen, kendisine de “ Baba yadigarı’ dediğim bir kardeşi olarak, bu çıkışına ben dahi inanmadım ilk başta..
Ama kafasına koyduğu ve inandığı bir şey olduğunda da kimsenin yolundan döndüremeyeceğini de biliyorum.
Ticari hayatta ki çıkışı da, başarısı da bu inancı ile orantılı zaten. Gebze FM’i alışı, dibe vurmuş bir radyo iken alışı, adını değiştirmesi, ismini Gebze yapması, yayına sokuşu ve bugünlere getirişi de aynı Gebzespor’a talip olduğu gibi bir başlangıca sahip…
‘Bu radyoyu Gebze’de 1 numara yapacağım’ diye ortaya çıktığında özellikle kendi sektöründe olanlar çok da ciddiye almamışlardı kendisini. Ama o şimdi ciddiye alınmaktan öte korkulan, bu Bölgede en çok dinlenen, en çok reklam alan bir radyonun sahibi…
Gelelim Gebzespor’a;
Hüseyin Deniz bu yola çıkarken Gebzespor’un içinde bulunduğu durum ortadaydı. Onun deyimi ile lağım çukuruna düşmüş bir kulüptü ve bir an önce buradan çıkartılmalıydı. Apar topar yönetimini yaptı, istişareler ve şartlar ortaya konuldu , kulübün mali durumu ele alındı ve genel kurulda delegelerin önüne çıkıldı…
Aklıma rahmetli babası Murat Deniz’in Gebzespor başkanlığı dönemi geldi. Bugün kent meydanının hemen arkasında merdivenle çıkılan, tahta döşemeli bir ofisten yönetirdi rahmetli Gebzespor’u. O dönemlerde spor yazarı olarak yine bu gazetedeydim. Aldığı birçok karar sonrası bizzat beni çağırtır bilgilendirir, bazen de bir şeyler danışırdı. Kulübün 1 lirasının hesabını zayi etmez, her kalemde tasarruf yapardı. O zor şartlarda bile kulüp adına genç takımlar hatta üst liglerde bayan voleybol takımı bile faaliyet gösteriyordu. İş adamı olduğu için sıkı pazarlıkçıydı. ‘Bu paralar bize emanet, sokağa atacak paramız yok’ derdi. Transfer görüşmelerine bizzat kendisi girer pazarlık yapardı. Hatta bu pazarlıklar esnasında o günkü transfer rakamını sürekli arttırmak isteyen dönemin en önemli golcülerinden Ali Tepeler’i tokatladığı bugün bile anlatılır. Allah nur içinde yatırsın…
Şimdi ise bir başka Deniz, oğlu Hüseyin Deniz babasının yolunda. Yine kendi değimi ile ‘Yarım kalan işi bitirmeye geliyor’…
Yönetim listesini gördüm. 26 kişilik listede çoğunluk Trabzonlu. Yani, futbolun yoğrulduğu, futbolcunun harmanlandığı yerden…
Tümü olmasa da içlerinde değerli ve katkı verecek insanlar var listede. Öncelikle daha yeni tanıdım ama Osman Hacıosmanoğlu gibi bir yönetici var ki, çok doğru ve faydalı bir isim. Kendisi iş adamı ama aynı zamanda kulüpçülüğü ve futbolu iyi bilen biri. Karadenizin o hırçın, sinirli ve dik kafalı hali yok kendisinde. Genel kurulda divan başkanıydı ve da çok zor bir kongreyi çıt çıkmadan, sükunet ve karşılıklı iyi niyet içerisinde yönetti…
Hüseyin Deniz gibi harbi bir Karadenizliyi, futbol delisi birini toparlamak, yatıştırmak, kulübün kurumsal kimliğini yükseltmek için arasan da bulamazsın Osman Hacıosmanoğlu gibi bir spor insanını. Bana göre Hüseyin Deniz sağ kolu tamam gibi.
Yine yönetimde bildiğim, tanıdığım, her şeyine kefil olabileceğim Hakan Nedim Malkoç’a ayrı bir parantez açmak gerek. Gebzespor’da futbol oynamış, goller atmış, en verimli zamanında kulübe hizmet ederken sakatlanıp futbol hayatını genç yaşta kapatmış bir isim. Doktor, üniversitede Sağlık, Kültür ve Spor daire başkanı, beden eğitimi öğretmeni, antrenör, sporu üzerine tez hazırlamış donanımlı bir akademisyen…
Futbolu iyi biliyor, futbolcuyu tanıyor, kulüpleri, kurumları iyi tanıyor, futbolcu yaşamını ve futbolcunun beslenmesini dahi bilen biri… Gebzespor’un bana göre, yönetim anlamında en iyi 2 transferinden biri… Başkan ve yönetimin en büyük kazancı diyebilirim.
Tuncay Soyak gibi bir efsanenin takımın başına getirilmesi de ayrı bir olay; Şimdi gidip dışarıda Tuncay hoca BAL takımı çalıştırıyor dense inanın kimse inanmaz..
Ama söz konusu Hüseyin Deniz olunca, Tuncay hoca işini gücünü bırakıp Kadırga’nın ve Gebzespor’un yolunu tuttu…
Şimdi bu 26 kişi, teknik heyet kafa kafaya verip bu takımı bir an önce bu arbededen çıkarması gerekiyor…
Bunu ‘vura vura mı yaparlar’ yoksa seve seve mi onu bilemem; Ancak bu taraftar Gebzespor’u bu düştüğü yerden çıkaracak insanı da baş tacı eder bunu bilir, bunu söylerim..
Kulüben borcuymuş, çalışacak sahasıymış, kulüp binasıymış bunların bir önemi falan olmaz. Takım iyi futbol oynuyor, orta sahada top cambazı bir oyuncu var, en çok koşan takımız vs ayrıntılar da kimseyi ilgilendirmez…
Taraftarın ve bu kentin tek başarı kıstası takımın 3.Lig’e yeniden dönmesidir…
Gerisi tek kelimeyle ‘faso-fiso’…
Değerli kardeşim Hüseyin’e ve sevgili Tuncay hocama bunu bir kez de ben hatırlatmak istedim…
‘Gebzespor’u bu yönetim uçuracak’ dedi başkan geçen kongrede…
Bana göre de uçurur; Ancak görevlendirmeler doğru yapılmalı, futbolu ve futbolcuyu bilen insanlardan destek alınmalı, bir amatör futbolcu mantığına sahip, giydiği formanın neyi temsil ettiğini bilen oyuncuların yanında, tekmeye kafa sokacak oyuncu gurubu oluşturulmalı..
Kongre de ne dedi İlker Çakır; “ Bana şunu al dediler aldım, en fazla maç oynayan adamı al dediler aldım, ama küme düştük” demek ki bu iş çok maç oynamayla ya da isim yapmayla olmuyor…
Karakter, ahlak ve yetenek ön planda olmalı..
Bunlar yapılırsa başarı gelir.
O zaman biliyorum ki, Gebzespor’u düştüğü durumdan çıkaracak isim Hüseyin Deniz olacak;
Ya vira vira, ya vura vura;
Yaparsa gene bizim uşaklar yapar…
Yol açık, başarılar daim olur İnşallah …