Yarın seçim!



Yine bir seçim arefesindeyiz…

Her ne kadar İstanbul’la ilgili olsa da bütün Türkiye’ye şöyle veya böyle ilgilendiren bir seçim olması, çıkacak sonucun en ez genel seçimler kadar ses getireceği bir seçim için  İstanbul seçmeni Pazar günü sandığa gidecek…

Bilindiği gibi, YSK, AK Parti’nin İstanbul seçim sonuçlarıyla ilgili itirazını karara bağlamış, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesine, 31 Mart’ta kazanan Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının iptaline karar vermişti. Bu durumda, İstanbul’daki 10 milyon 560 bin 963 seçmen, 31 bin 124 sandıkta 23 Haziran Pazar günü yeniden oy verecek.

31 Mart seçimlerinde benim aklımın almadığı bir şey vardı;

Sanki bir el bu seçimlerin üzerinde gibi duruyordu. Sandıkları açılıp sayımlar yapıldıkça bu el daha da bir belirginleşmiş, yapılan itirazlar sonrasında değişen sayılar da bu elin öyle basit bir el olmadığını da ortaya koymuştu;

Demek ki bir tertip vardı bu seçimlerin üzerinde;

Birileri İstanbul seçimleri üzerinden, daha önce defalarca çeşitli yollarla vermek istedikleri mesajı vermeye yelteniyordu. Neyse ki YSK işe uyandı da bu seçimin yenilenme kararı çıktı. Bana göre yenilenme yerine tüm sandıklar yeniden sayılsa bugün ikinci bir seçime bile gerek kalmayacak, oyları çalanlar bugün yargı önünde hesap veriyor alacaklardı…

İstanbul,  1994 yılında kadar Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) tarafından yönetiliyordu. Başkanı da Nurettin Sözen’di. 1994 yılı seçimlerinde Refah Partisi Başkan adayı recep Tayyip Erdoğan seçimleri SHP’li Sözen’e karşı kazanırken, 25 yıl sürecek “Belediyecilik  Anlayışı” nı da başlatmış oldu. ‘Halkın Belediyesi’…

O gün bugündür bu anlayış üzerine koyarak devam ediyor, Türkiye kalkınıp geliştikçe İstanbul’da gelişiyor ve bir Dünya kenti olduğunu ortaya koyuyor…

Hal böyleyken, yapılanları da bizzat görüyorken 23 Haziran’da bu devasa kentin insanı kendisini 25 yıldır gayet başarı ile yönetmiş, bir çok hizmeti İstanbullunun ayağına getirmiş, susuzluktan, çöp dağlarından kendisini kurtarmış, köprüler yapıp, denizin altından tüneller geçirip, İstanbul’u yeşille donatmış  bir iktidarı neden elinin tersi ile itsin ki?

İstanbul’un büyük çoğunluğunda sandıklara hile karıştırır, Binali Yıldırım’In oylarını CHP’ye yazan bir düzenek kurar, ayarladığınız sandık başkanlarına da imzalattırırsanız itilir tabi. Durum anlaşıldıktan sonra yapılan itirazlar ve yeniden sayılan sandıklarda ortaya çıkan tablo bu entrikanın sadece CHP’nin yapabileceği boyutta bir tertip olamayacağı şeklindeydi. Ama amacınız sandıkta hile ve hırsızlıkla bir şeyler elde etmekse, onda da 1 hafta 10 günlük bir başkanlık ömrünüz olur ki, bu dönemde de öyle olmuş, YSK’nin verdiği emanet mazbata elinizden alınmış oldu…

Seçime 1 gün kaldı. Kamuoyu zaten geçen süre içerisinde gerek bu aday hakkında kanaatini, gerekse İstanbul’un selameti açısından hasıl bir yön çizeceğini idrak etmiştir diye düşünüyorum;

Pazar günü İstanbul’un 39 ilçesinde seçime gidiliyor;

Bu seçimler nereden bakılırsa bakılsın oldukça önemli…

Seçim sonrasının da da uzun süre konuşulmaya, tartışılmaya ve yorumlanmaya açık bir süreç olacağı da ortada…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi için Cumhur ittifakı adayı Binali Yıldırım, bu ülkeye çeşitli kademelerde hizmeti olmuş örnek bir devlet adamı. Görev aldığı alanlar belli. Bakanlıktan, Başbakanlığa oradan da meclis başkanlığına uzanan başarı çizgisi ortada. Yıllardır bu ülke için aşmadık dağ, sermedik yol, atmadık köprü bırakmayan, aldığı her görevi koltuk sevdası ile değil, millet aşkı ve görev bilinciyle yerine getiren, ülke çapında hayata geçirilen devasa projelerin, yapılamaz denilen hizmetlerin arkasında direkt ya da dolaylı olarak imzası olan bir ‘Hizmet Ustası‘ devlet adamı. CV’sinin kaç sayfa olduğuna falan takılmadan İstanbul için taşın altına gövdesini koyabilecek bir usta…

Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu için ne söylenebilir ki?  Yaptıkları yapacaklarına dair işaretleri çoktan vermiş durumda. Seçim gecesi ve sonrasında sandıkların yeniden sayılmasında kapanan farkı bile doğru dürüst telaffuz edemeyen, çelişkili sayılar verip, sonra da  geçtiğimiz gün canlı yayında “ben böyle söylemedim” demedi mi?

Çok uzağa gitmeden Ordu’da VİP girişinde yaşananları acaba hangi cümle ile açıklamak gerek?

Devletin Valisine sarf ettiği bir devlet adamına, İstanbul gibi bir büyük kentin adayına yakışmayan bir üslupla hakaretini  hangi ruh haline yorumlamak lazım?

Son yapılan iki adayın canlı yayınından 3 gün önce moderatör ile otelde görüşüp, görüntüler ortaya çıkınca da 45 dakikalık görüşmeyi “3 dakika görüştüm” diyerek yalanlarına bir yenisini eklemeyi nasıl ve neyle anlatmak gerek?

Şimdi anlıyoruz ki , İmamoğlu’nun canlı yayından birkaç gün önce “İsmail Küçükkaya soruları Binali Yıldırım’a vermiş” feryadı figanı oyunun bir başka bölümüymüş, Yani oynanan tiyatronun komedi kısmıymış. Ama Pazar günü, o canlı yayın; Ekrem İmamoğlu’nun kapasitesinin, Binali Yıldırım’ın kalibresinin çok daha gerisinde olduğunu ortaya koydu.

31 Mart seçimleri sonrası geçen zaman, İmamoğlu’nun aslında ne olduğundan daha ziyade ne olmadığını ortaya koymuştur. CHP sadece aday üzerinden ilerleyerek İmamoğlu’nun daha çok tanınmasını sağladı. Peki bu iyi mi oldu? Kötü mü oldu? Unutulmasın ki bu tür seçimlerde daha az tanınmak her zaman daha fazla avantaj getirir.

Fazla tanınıyor olmak da tıpkı İmamoğlu’nda olduğu gibi daha fazla açıkları, zaafları ortaya çıkarır.

İşte Pazar günü İstanbul seçmeni, bu açığa çıkmış zaafları ve açıkları sandıkta oylayacaktır…  

Her şeye rağmen, ben bu seçimi Mısır’ın cuntacı lideri Sisi mi? Binali bey mi? kazanacak olarak görmüyorum.

1453 İstanbul’un fethinin rövanşı olarak da görmem…

Zihniyetler ve içindeki duygular aynı olabilir, ama Demokrasinin getirisi bir süreç olarak bakıyorum.

Ancak adayların ne yaptıklarına, ne söylediklerine değil; söylemlerinin ve eylemlerinin altında yatanlara bakarım…

Eğer mazbatayı alır almaz İBB’nin verilerini dışarıdan gelen adamlara kopyalatıyorsan, bunda art niyet ve bir başka akıl ararım..

Eğer devletin bir valisine külhanbeyi gibi “İt” veya “İtlik yapıyor”  dersen, bu senin seçmene verdiğin görüntünün, devlet adamlığı görüntünün  ardındaki İmamoğlu’nun aslında kim olduğunu ortaya koyar ki, bu diğerinden daha tehlikelidir.

İki aday arasındaki farkı kendi dilimin döndüğü kadar anlattım. İstanbul’u yönetmenin bir çıraklık işi olmadığına, Ak Parti’nin 17 yılda burada el atmadığı yer, halkın kullanımına açmadığı hizmeti de artık kalmamıştır. Hal böyleyken, bu kentin Şehr-i Eminliği’nin sizce ömrünün önemli bir bölümünü Türkiye ve İstanbul’a adamış bir ustaya mı, yoksa ne olduğu henüz bilinmeyen, atacağı adımlar bile kestirilemeyen bir  çırağa mı bırakılmalı?

Söz de , karar da seçmenin…

Hayırlı uğurlu olsun..