YÜZDEN SIFIRA…
-“Hep yanılıyorum insanları tanıma konusunda! “
-“Keşke bu kadar çok tanımasaydım!”
-“Tanıdığım gibi kalsaydı,öyle tanımamıştım onu!” gibi cümleler duyuyoruz sıkça.
“Kişiyi nasıl bilirsin? Kendin gibi” derdi büyüklerimiz.Niyeti halis,samimi olan çoğu insan için,ilk tanışılan/muhatap olunan kişi tam puanla başlar. “Ne hoş biri,enerjisi ne güzel,sıcak kanlı,samimi” vs. vs. vs…Çünkü; görmek istediği ya da kendinde baskın olan yanı aynadan kendine aksediyordur.Aslında insanların genel olarak bizimle iletişim şeklini biz belirleriz.Nazik,samimi ve saygılı ifadelerimiz varsa karşımızdaki bu duruma uyumlanarak ona göre cevap verir.Ancak karşımızdakini ezen,saygı sınırı zorlayan tavırlar içindeysek yansıma da ona göre olur.
Yıllar önce bir hanımefendi ile bir konuda iletişime geçmiştim.Mizaç olarak sert bir yapısı olmasına rağmen,uyumlu ve gayet samimi bir çalışmayı tamamladık. Bir mesajında aynen şu ifadeyi kullandı; “Aslında sert konuşurum,ama sizi incitmekten imtina ediyorum.” 🙂
Sebebi nedir dersiniz? Ben aynı ben,hanımefendi aynı hanımefendi…Ancak ikili ilişkide,ilişkinin dinamiğine yön veren nezaket, kazanan olmuştu.
Çinli ressamlar hikâyesini anımsayalım mı?
Bir zamanlar Çinli ressamlarla Rum ressamlar yarışa girmiş. “ Biz daha iyi ressamız”, demiş Çinliler. Rum halkı da “Bizim maharetimiz daha üstündür” diye karşılık vermiş. Padişah bunları yarıştırıp imtihan etmek istemiş.
Çinliler “Bize özel bir oda veriniz. Biz o odada çalışalım. Bir oda da sizin olsun.” demişler. Kapıları birbirine karşı iki oda varmış. Odaların birini Çinliler, diğerini de Rum ülkesinin ressamları almış.Çinliler padişahtan yüzlerce çeşit renkte boya istemişler, Padişah da renklerin hazine kapılarını onlara açmış. Böylece Çinliler’e her sabah hazineden çeşit çeşit renklerde boyalar bağışlanıyormuş.
Rum diyarı ressamları ilimlerine daha vâkıf kişilermiş. “Pas gidermezsen ne resim işe yarar, ne boya!” demişler. Kapıyı kapatıp duvarı cilâlamaya başlamışlar. Gök gibi tertemiz, saf ve berrak bir hâle getirmişler.
Çinli ressamlar işlerini bitirmişler, yaptıkları resimlerin güzelliğine sevinmektelermiş. Padişah kapıdan içeri girip odadaki resimlere bakmış. Hepsi fevkalâde güzelmiş.
Sonra Rum ressamlarının odasına gitmiş. Bir Rum ressamı, karşı odayı görmeye mâni olan perdeyi kaldırmış. Öbür odada Çin ressamlarının yapmış oldukları resimler bu odanın cilâlanmış duvarına yansımış. Orada ne varsa burada çok daha iyi görünüyor; resimlerin aksi, âdeta göz kamaştırıyormuş.(alıntı)
Velhâsıl ; insan önce kendi gönlünü,insanlığını,kulluğunu cilâlamalı ki yansıması güzellik olsun.
Gelelim 100’den başlayıp geri sayıma geçtiğimiz durumlara!90,80,70…
Elbette kul kusursuz olmaz,eksiksiz beşer sadece Peygamberlerdir ki;onların da zelleleri vardır. Nihayetinde kusursuz güzellik Yaratıcı’ya mahsustur.Bu nedenle insanlarla münasebete sıfır noktasından başlamak çok daha adil olmaz mı? Ne muhteşemdir,ne berbat! Duruma göre pozitif ya da negatif yönde değer almasına müsaade etmek,daha uygun olur.Kırılma,yanılma ihtimali vermek,ruhen zarar görmemize engel olma konusunda fayda sağlar.
“Deli gibi sevmek ruhumuzda var” :)) Evet,aynen şarkıdaki gibi;eş,dost,arkadaş vs…Kim olursa 100’den başlıyoruz. Çünkü amacımız iyi bir ilişki yürütmek ve öyle olsun istediğimiz için kimi zaman ufak tefek şeylere tolerans gösteriyoruz. Tekraren olunca da,bardağı taşıran son damla misali yakıyoruz gemileri ve geri dönüşe fırsat vermiyoruz.
Sağlıklı bir iletişim ve ilişki için (eşler arası veya sosyal alanda iletişimde olduğumuz herkes için geçerli), ölçülü olmak her zaman yara alma olasılığını hafifletir.Her fırsatta,”din bir yaşam tarzıdır” diyorum ya;Efendimiz (S.A.V) bu duruma dair bin beşyüz yıl önce şöyle buyurmuş;
“Sevdiğin kimseyi ölçülü sev; olur ki bir gün o, senin buğzettiğin / sevmediğin kimse oluverir. Buna mukabil, buğzettiğin kimseye de ölçülü buğzet; olur ki bir gün o, senin sevdiğin kimse oluverir.”(Tirmizi, Birr, 59)
İslâm dini ahlâk temelli,ifrat ve tefritten uzak,itidali tavsiye eden bir denge dinidir.Duygular,davranışlar,hareketler ve arzular başta olmak üzere her konuda bir irade terbiyesi tavsiye edilir.İslâm’ın seccade ile,yılda bir tutulan oruç ile ya da sadece ibadetle sınırlı olmadığını idrak edecek imana ve ferasete talip olmalı ki,din hayatımızda tırtıldan kelebeğe bir dönüşüm vesilesi olsun.
“İnsanları tanıyamıyorum,hep yanıldım,canım yandı” gibi serzenişleri olan insanlar genelde iyi niyeti bakir kalmış ve her insanı yüz puanla hayatına alan insanlar olduğunu görüyoruz. Nötr bir şekilde,tanıma fırsatı vererek,ön yargılı olmaksızın başlamak sağlıklı bir bireyin tavrıdır.
Belki kusursuz ilişkiler az olacaktır hayatımızda ancak,genel manada “…… rağmen iyi/sevdiğim bir insan” diyebiliyor ve dedirtebiliyorsak tamamdır diyebiliriz.Zira burası dünya ve herşey kusursuz olsa dünya değil cennet olurdu.
İnsan insanın cenneti de olabilir cinneti de!Cennetin bizzat kendisi olmak ve cenneti bulanlardan olabilmek duası ile kıymetli dostlar…