Anasayfa > Köşe Yazıları  >  ZAN İLE YAŞAMAK…

ZAN İLE YAŞAMAK…



  İnsanlar hakkında ne düşünüyorsunuz, güveniyor musunuz mesela? Ya da onların sizin hakkınızdaki düşünceleri konusunda kafa yoruyor musunuz? Bakış açınız nasıl? Olumlu mu yoksa karamsar mısınız?

  Ne yaparsa insan kendine yapar. Kendi ile birlikte başkalarına da. Zan kelimesi hayatımızın her yerinde… Evimizde, iş yerimizde, okulumuzda, içimizde, hatta dini yaşantımızda…

  Bu kelime Kuran’ı Kerimde birçok yerde geçiyor. Kimi kesin olmayan bilgi, kuşku, şüphe anlamında; bazı yerlerde de kesin bilgi anlamında. Genelde hadislerde suizan anlamında kullanılmış. Bu yazımda daha çok son tanımdan kuşku ve vehimlerimizden bahsetmek istedim sizlere. İki türlü bakışı vardır insanoğlunun, iyi bakış, kötü bakış. Hüsnü zan ve suizan.

  Müslümanın temel özelliklerindendir iyi niyet. Başkaları hakkında hüsnü zan beslemek, ayıp aramamak.  Kendisine ya da başkalarına karşı yapılan davranışlarda art niyet gözetmemek. İlişkiler çıkarlara dayalı olmamalı mesela, ufak bir surat asmanın altında bin bir türlü hezeyanlar aramamalı. Tabi bir tebessümün ardında da “menfaati mi var acaba” diye kavgaya girişmemeli zihniyle.

  Bizler nasılsak karşımızdaki insanı da öyle görürüz. Başkasının kafamızda canlandırdığımız düşüncesi daha doğrusu kesin olmayan tahminimiz, aslında bizim kendimizle ilgili. Kendimiz hakkındaki algımız, yüklediğimiz anlamlar ile niyetlerimiz, kaygı ve gerçek olmayan korkularımızla ilgili. Güvensizlik ve sürekli suçlayacak birilerini bulmanın kendi benliğimize zararı belki de karşımızdakinden daha da fazla. Eğer siz iyi niyetliyseniz uyarıldığınız zaman dahi teşekkür edersiniz. Bilirsiniz ki karşınızda ki sizin bir hatanızı düzeltmek istiyor. İyi niyetliyseniz derdinizi açacağınız dostunuz da çok olur, dost olduklarınız da. Kınanmayacağınızı, ötekileştirilmeyeceğinizi, küçümsenmeyeceğinizi, alay edilmeyeceğinizi bilirsiniz.

   Bununla birlikte başkalarının düşüncelerine fazlasıyla odaklanmak kendi ruh keşfimizi, içimizdeki beni tanımayı ve potansiyelimizi ortaya çıkartmamıza, doğru bildiklerimize odaklanmayı es geçmemize, dolayısıyla hayatı kaçırmamıza neden olur.

  Dost olmayı engeller mesela, beslediğimiz kötü zanlar, vehim ve şüpheler hep bir adım geri çeker bizi. Ne dostumuz olur ne de kendimize dost olabiliriz. Yalnızlığa, çevremizle birlikte kendimizi de mahkum ederiz.

   Tabi ki hatalar yapanlar olacak ve bizler ister istemez hatalar yapacağız. Fakat kişiyi kınamak ya da iletişimi tamamen kesmek doğru mu? Tabi ki hayır… “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin” buyruluyor. (Müslim) Bu hadisi şerifin tefsirini az çok biliyorsunuzdur. Şunu söylemek istiyorum sadece dil ile düzeltmek kişiyi kınamak değil, nasihat etmektir. Buğz etmek ise şahıstan değil, yapılan kötü davranıştan nefreti telkin eder bize.

   Farkında değiliz ama kötülüklerden bahsedip kişiler hakkında atıp tuttukça sadece toplumumuzda nefreti yayıp, iyiliklerin görünmemesine, kötülüklerin yayılmasına sebep oluyoruz. Psikolojide olumlu iletişim vardır. “Öyle yapma şöyle yapma yerine;” “şöyle yaparsan şu faydası vardır…”gibi. Peygamber efendimizin yanında on yıl hizmet eden Enes (r.a.) şöyle rivayet ediyor; “Resulullah’a on yıl hizmet ettim. Her işim onun arzu ettiği gibi olmuyordu. Yaptığım bir şey için “bunu niye böyle yaptın?” Yapmadığım bir şey içinde “niye şöyle yapmadın?” demedi. Beni hiçbir zaman ayıplamadı.”

Günümüzü düşünüyorum da hep bir kızmalar, kınamalar, alınganlıklar dillerimizde. Yukarda bahsettiğim olumlu iletişimi ne kadar yaşamaya çalışırsak bu konuda daha bir yol kat edeceğiz sanki. Bir hafta alıştıralım dilimizi kınamaları atıp, nasihatlere alıştıralım. Göreceğiz nasıl değişecek iletişimlerimiz.

“Zandan sakının, çünkü o sözün en yalandır”(Buhari, Müslim) buyruluyor.  Zan, başkalarına ve kendimize söylediğimiz en kuyruklu yalan. Tabi başkalarına söylediğimiz eğer haksızsak iftira oluyor. Masum insanları suçlu, ikiyüzlü, cimri, hırsız, cahil, edepsiz yaptığımız… Karı kocayı boşatıp, evlatla annenin arasını açtığımız, kardeşi kardeşe kırdırdığımız, insanları yalnızlaştırıp hasta yaptığımız yalanlar.

 Bir başka hadiste; “suizan etmeyin suizan yanlış karar verdirir. İnsanların ayıplarını araştırmayın” buyruluyor. (Buhari, Müslim) İnsanları olduğu gibi kabül etmek yerine kendi hezeyanlarımızla hüküm vermek neyin adaletini sağlıyor ki? Hakim’in hükmünü peşinen verenler ne canlar yaktığının ve buna karşılık ödedikleri bedellerin farkındalar mıdır?

 Boş verin biz pollyanacılık oynayalım. Üstad Bediüzzaman’ın dediği gibi güzel düşünüp hayatımızdan lezzet alalım. Varsın bize saf deyip, zanda bulunsunlar, biz ayıp örtücülerden olalım. En güzel yanımız olsun saflığımız. Tabii ısırılmamak şartıyla…

 Her karşımıza çıkan Allah’ın bize emaneti…  Ne kadarsa emanetliği sahip çıkalım emanetimize, kınayarak ters-yüz ederek göndermeyelim yanımızdan.


Sıradaki Habere Kaydır