ZARİFÇE
Yakın çevrem hatırlayacak şimdi bahsedeceğim konuyu.İstedim ki,köşeme misafir olan dostlarımla da paylaşayım.
Birkaç dönem öncesi zarafet okulu ilk ders için sınıf katına çıktım.Ortaokul grubu gençlerdi. Baktım şöyle karşıdan,sınıfta bir telâş!Henüz beni tanımadıkları için sınıf kapısındaki kuzucuğa önce selâm verip;
-“Neler oluyor sınıfta?” diye sordum.
-“Şimdi zarafet hocası gelecekmiş. Biz de kitaplarla yürümeyi deniyoruz. Bir de kalemle konuşmayı. “
(Küçük bir not olsun; zarafet Farsça kökenlidir ve “zı” harfi ile yazılır. Dolayısıyla zerafet değil zarafettir doğrusu. Bir de “naif” ve “nahif” kelimeleri karışıyor.Naif; çelimsiz,toy,acemi,
nahif; ince ,kibar,nazik demektir.)
-“Hmm,demek zarafet hocası için tüm hazırlık. Geldim öyleyse” deyip tebessümle girdim sınıfa.
Yıllar öncesine ait eski filmlerin esintisi,bu yaş grubuna kadar gelmişti demek! X köyden gelir.Onu tam bir hanımefendi hâline getirmeye görüntü ile başlamak gerekir.Önce başından yemenisi,üzerinden uzun eteği alınır! Türkçe konuşmakta zorlanan bir zarafet eğitmeni(!) ile biraz kitapla yürüme,iki cazibeli bakış ve birkaç dans hareketinin adı “zarafet” olacaktı!!!
Sınıfa girdiğimde eşarbımdan ayakkabıma kadar mercek altındaydım.Haklılardı.Zarafet dinlemekten ziyade görülesi birseydi.
Tanıştıktan sonra beni bekledikleri sırada olanları sordum. Heyecanla anlattılar yine.Yürüyüş için kitap,konuşma için kalem…
-“Haklısınız güzeller. Yürüyüşten bahsedeceğiz,ama küçük bir nüans var.Müslüman bir genç kızın zarifliği kırıtarak yürümek değil,vakarla yürümekte gizlidir. Güzelliğimiz hazinemizse,muhafaza etmek önemli” diyerek bir giriş yaptık.
Biraz şaşkın,zihinlerdeki film sahnesi toz duman olmuş şekilde dinliyorlardı.Evet,kalemle zaman zaman diksiyon çalışmaları yaptık elbette.Ancak zarafetin temelinin,güzel ahlâk olduğunu kavramaları uzun sürmedi.
Her eğitim dönemi, gönüllerine bir ayetin,bir hadisin inceliği değse, “zarif bir hanımefendi”nin tohumları ekilmiş olur şüphesiz.
Zarafet; kalbî eğitimle başlamazsa, insanın üzerine dar gelen bir kıyafet gibi eğreti durur.
Yapıştırma ve zoraki hareketler demek değildir zarafet. Zarafet; kulun Rabbine karşı inceliği ile başlayan,kendi ile devam eden ve hare hare çevresine yayılan bir pırıltıdır,en kıymetli mücevherdir.
Yine tatlı tatlı sordular;
-“Hocam siz insanlara bakarken, ‘öyle yemek yenir mi?,bıçağı yanlış tutmuş!,öyle yürünmez!’ gibi fikirlere kapılıyor musunuz?
Sorunun cevabını zaman içinde yaşayarak buldular şükür.
Zarafet elbisesi ile süslenmiş bir insan,kusur aramayı değil, kusuru setr etmeyi bilen insandır. Güzelliği görür,güzelliği verene hayran olur.
Karşısındaki insanın gelişmesi gereken yönlerine odaklanan insan şüphesiz ziyandadır.
“Başkalarının ayıplarıyla uğraşmayıp kendi ayıplarıyla meşgul olan kimseye müjdeler olsun.”( Ali el-Muttaki,XV,865/43444)
Kalbin,zihnin,ruhun ve davranışların aynı eksende olmayı başarabilmesidir zarafet…Içinizden ,başka bir rüzgâr eserken ,tavrınızın zarafet elbisesi ile süslenmesi zordur.
“Baltayla nakış işlenmez.”(Malezya atasözü) Güzellik ve zarafet tohumları için,elinizde balta değil,incecik bir nakış iğnesi tutmalısınız. Onu tutabilmek için de ellerinizin bu hünere yatkın hâle gelmeye ihtiyacı vardır.
Hayıflanmak,”vah vah! insanlık nereye gidiyor?” demek yerine, “nasıl faydam dokunur?” diye kıvranmalı yürek. Yüreğin kıvranışı yetmez,birşeyler yapmalı ve kendimizden başlamalı zarafet masalına.
Cahit Zarifoğlu’nun hayran olduğum bir sözünü birlikte anımsayalım;
“Kıymet bilen insanlara zaafım var,onlar incili kaftan,gerisi yamalı fistan…”
Kıymet bilmektir zarafet…Kıymet görme çabası değil!Kulluğun kıymetini,insanlığın,anneliğin,babalığın,dostluğun,herbir azamızın kusursuz yaratılışının ve çalışmasının,aldığımız nefesin,Allah’ı bilen kalbimizin ve tüm nimetlerin…
Böyle anlattığım bir derste;
-“Hocam gözüm görüyor,kulağım duyuyor diye de mutlu olunur mu?” diye bir ses değdi kulağıma. Ah evlât! göz var diye görür mü illâ ki?Sahibi ikram etmezse “el-Basar” sıfatından kuluna görür mü hiç?Gören göze şükür,Rabbe karşı nezakettir.
Belki şu zaman için abartılı bir masal gibi gelecek ama; eskiden dervişler sabah uyandıklarında, yattıkları yastığa şükranla bakar, “bütün gece başımın ağırlığını taşıdığın için teşekkür ederim.” dermiş diye rivayet edilir.
Hayır,hayır! Deli değiller…Her güzelliğin yansımasına ayna olacak cilâlı yürekleri var sadece.
Hâlimiz,tavrımız insana, kula yaraşır ve zarifçe olsun inşallah sevgili dostlar.
Baki muhabbet ve dua ile…
Ayşenur Sezer Sever