Koşyaz Platformu'ndan Yazılar 

Kocaeli Kadın Şair ve Yazarlar Platformu'ndan yazılar...

Koşyaz Platformu'ndan Yazılar 
21 Kasım 2020 Cumartesi 11:55

DÖRT 

Galiba olmuyor.. Başaramıyorum ben sevgisizliğin üstesinden gelmeyi. Gece saat 3.46. Uykum deseniz o da yok şuan. 
Sanırım kalbim fazla hassaslaştı ve bir hayli de bitap düştü.
Gitgide sözlerim de azalıyor. Ne anlatmam gerektiğini bilemiyorum. Konuşmuyorum da.. Derdimi başka yüzlere de anlatmıyorum. Hep aynı avuntular, hep aynı teselliler. 
Ne zaman bana deseler ki sen güçlüsün işte o zaman hayatın adaletsizliği vurur soluma. 
Güçlü olmak benim tercihim değildi. Güçlü olmam gerekiyordu. Benim arkamda babam olmadığı için adımlarım geri geri yürümesin diye dik başlı oldum. Biraz da hakikat ekledim bunun yanına. Annem olmadığı için merhameti de kendim öğrendim, şefkati de. Bu yüzden her şeye rağmen gülebiliyorsun diyorlar bana. Gülüşü güzel olanın yarası çok olurmuş klişesine imza atmıyorum. Sadece yarası çok olan saklıyor. Bunu biliyorum. Hani küçük dertler dile gelir de büyük dertlerin dili yoktur ya. Ben anlatamıyorum da zaten dinlemeye hevesli olan da yok.
Diyor ya şair " Dökmeye niyetim yok içimi, zor sığdırdım zaten "diye.. Öyleyim bende biraz. 
Çok severim dert dinlemeyi, çare aramayı. İnsan kendine yapamadığını başkasına yapmak için uğraşır. 
Sevgi görmeyen birisinin çok sevgi dolu olması gibi biraz. Biraz da gözleri yaşlı olmasına rağmen ağız dolusu gülmesi gibi birinin. 
İnsan çevresine ne yapıyorsa, eksik yanlarını örtmek için yapıyordur. Ona yapılmayanı başkasında yapıyordur. 
Hep ablacılık tavırlarım vardır benimde.. Korumacıyımdır. 
Ben korunmadım ama korurum. Gülmedim ama güldürürüm.
Severim malum, en güzel huyum budur. 
Dünya benden çekip gitmiş ama ben hala arkasından bakıyorum. Vefasızlık kaldıramıyor yüreğim. 
Unutulan, görmezden gelinen olarak bi köşede duruyorum. 
Eskaza olur da ilişirim gözlere diye, melül melül seyrediyorum civarı. 
Bulamıyorum ve sanmıyorum da bulunacağımı.. 
Kaybolmak felakettir. Eşiğindeyim fırtınanın. 
Sessizliğin öncesi deli esiyorum da diyemem. Duruldum da dalgalandığımdan duruldum. 
Bir savruldum, bir dinlendim. 
Ben bir kalpten bir kalbe yer edemeyişime kırgınım biraz. 
Aşk sözleri gidenlere olsun, ben sevgimle kalanlardanım.
Bütün vaatler de duymak isteyenlere olsun, ben yalana sağır olanlardanım..

Cansel Türkmen 

***

OKUDUKÇA BÜYÜRSÜN
       ‘’ Ali topu at . ‘’ , ‘’ Ayşe topu tut . ‘’ bir ip üzerine dizilmiş bembeyaz kağıtlarda kocaman dünyaların gizlendiği fişler . 
Okula başladık , öyle zenginiz ki paha biçilemez değerde kağıtlarımız var bizim.  Önce kalem ve defter ardından harfler ve okumayla tanıştık . Aman Allah’ım ne harika  bir dünya burası siyah önlüklerin üzerinde bembeyaz yakalarımız , ilerleyen zamanlarda bunlara ilaveten kırmızı kurdelelerimiz . Teneffüslerde  koşuşturup  terlemeler ve şairin mısralarında tarif ettiği gibi musluğa dayayıp ağzımızı kana kana su içmeler . Annelerimizin beslenme çantalarımızla birlikte kolumuza sıkıştırdığı suluklara  hep okul çıkışı saldırırdık  nedense musluktan içilen suyun tadı bir başkaydı o günlerde .
Kalemi sevdik , defteri , kitabı , kara tahtayı , tozlu tebeşiri sevdik biz niçin mi sevdik ? Öyle şanslı çocuklardık ki dünyanın en harika öğretmenleri vardı başımızda . 
Okul demek koskocaman hayat demekti ,  çekirdek ailemiz hiç ummadığımız kadar kalabalıklaşırken , alfabenin uçsuz bucaksız deryasında ruhumuzu serinleten dalgalara dokunmak , o küçücük parmaklarımızla evreni kucaklamak demekti .
İdealistti öğretmenlerimiz her biri nadide cevherdi . Görev zorunluluğuyla değil insanlık sorumluluğuyla , ülkenin geleceği taze fidan yüreklerimize dokunuyorlardı . Henüz ilkokul sıralarındayken öğrendik biz ; vatanı , milleti , hakkı hukuku , insani değerleri sevmeyi ve son nefesimize dek her işimizde  adilane adımlar atmayı . Sağ olun var olun , tahta sıralarda nazımızı çeken , tebessümleriyle içimizi ısıtan öğretmenlerimiz , hocalarımız .
Yıllar yılları kovalayıp yaş kemale ermeye yüz tutmuşken vefayı , saygıyı , sevgiyi , paylaşmayı ve söylediği her sözün arkasında durmayı öğreten hakları ödenmez eğitmenlerimiz . 
İlk orta lise üniversite , bilgi merdiveninin basamakları çıkılırken birer birer hâlâ bozulmadıysak bugün kalabalıklar arasında , bu tablo sizin eserinizdir .
Saat başı ücret te neymiş hesaplamadınız ki siz , dersimi anlatıp ta kaçayım evime erkenden diye akreple yelkovanı kovalamadınız  , sahte hastalık raporları alıp uzaklaşmadınız öğrencilerinizden .
‘’ Ülkemin en güzel çiçekleri olacak bunlar ve ülkem nefes alınacak topraklara dönecek ‘’ deyip  körpecik fidanları ilimle , bilimle , inançla suladınız hiç şikayet etmeden . 
     Bugün öğretmenler günü , bugün kan bağıyla değil can bağıyla , sevgi bağıyla kurulan muhabbetin , vefakârlığın , fedakârlığın bir kez daha yüreklerde hissedildiği gün . 
Gününüz kutlu yarınlarınız hep umutlu olsun elleri , gönülleri öpülesiler …
      Sibel Çakcak

***

Yalnızlar Rıhtımı 

  Hani şair o garip cümleyi kuruyor; 
Denizi göreceksin, sakın şaşırma  diye, işte öyle birşey, biraz daha yürü, yolun aydınlık olsun sevdiğim, kuşlar yuva yapsın yolun üstüne, selamla benim için kırlangıçları, süt dökmüş kedidir karşına çıkanlar , okşa başını usul usul, bir duaya çıkar bu yol, nasip de yürü gel , yürü gel sevdiğim yolun sonunda beklenilenin olduğu umuduyla , bir vuslatin hikayesidir teselli eden bizi ama sen sakın şaşırma , çünkü burası bir top kumaşın parayla satılıp ruhların  gücendigi dünya , sakın  şaşırma , burası yalnız yürünmez ama, 

Hoşgeldin yalnızlar rıhtımına...

Zeynep Keskin


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.