Yazıcı; ‘’Medya çok önemli bir güç’’

20 yıldır medya sektörü içerisinde yer alan Tülay Yanıkoğlu Yazıcı, bu haftaki Kadın Kadına sayfamızın konuğu olarak, mesleğe başlama hikayesinden yaptığı programlara, aile yaşantısından yürüttüğü sosyal sorumluluk projelerine kadar başarılarla dolu yaşamını anlattı.

12 Nisan 2021 Pazartesi 13:36

Yıllardır radyo ve televizyon alanında aktif olarak yer alan Tülay Yanıkoğlu Yazıcı, medya sektöründeki kariyerinden önce tiyatro eğitimi alarak çeşitli yurtdışı turnelerine katıldı ve Türkiye’yi temsil etti. Yurtdışı turnelerinin hayatının en büyük vizyonunu oluşturduğunu ifade eden Yazıcı, 7 yıl boyunca aktif olarak radyo programcılığı ardından 5 yıl boyunca hafta içi her gün canlı yayınlanan ‘Yaşama Dair’ programının sunuculuk ve yapımcılığını üstlendi ve çeşitli dergilerde röportajlar yaptı. Evli ve 2 çocuk annesi olan Tülay Yanıkoğlu Yazıcı, medya sektöründeki kariyerinin yanı sıra, ‘Okuma Sanatı’ isimli sosyal sorumluluk projesi ile de öne çıkan bir isim.

MEDYA SEKTÖRÜNE İLK ADIMI

Medya sektörüne başlama hikayesini anlatan Tülay Yanıkoğlu Yazıcı, kendisi için farklı bir süreç olduğunu ifade ederek; ‘’Tiyatro eğitimleri aldığım dönemde bir arkadaşım radyodan tiyatro bileti kazanmıştı ve radyoya gidip biletini alması gerekiyordu. Bana rica etti, ‘birlikte gidelim’ diye. Radyoya gittik, bileti alırken radyonun reklam müdürüyle biraz sohbet ettik. Dedi ki, ‘tiyatro yapıyormuşsunuz, ses tonunuz da güzel. Bizim radyomuzda program yapar mısınız’ dedi. Ben de yaparım dedim, hayır demek adetim değildir. Öylelikle radyo programları yapmaya başladım. Hafta sonları başladı, sonra hafta içi her güne dönüştü. Çok de eğlendim. Ben radyo üzerine alaylıyım ama hep ekran önünde olan taraftaydım. İşin bir de mutfak kısmı var, orayı da çok seviyorum. Benim için ekran önünde oluyor olmak her zaman için daha kıymetli oldu.” diye konuştu.

HİÇBİR ZAMAN BİR ENGELLE KARŞILAŞMADIM

Medya sektöründeki iş yaşantısı hakkında değerlendirmelerde bulunan Yazıcı, ailesinden ve eşinden her zaman destek aldığını belirterek; “Medya sektöründe önüme çıkan insanlarla karşılaşmadım. Kocaeli bu noktada zengin bir şehir. Türkiye’de parmakla gösterilen bir medya oluşumu var. Burada karşılaştığım medya patronları, iş arkadaşlarım her zaman çok saygılıydılar. Kadın, erkek ayrımı görmedim. Yaptığım işte de program sunuculuğu olduğu için kariyer savaşı da olmadı. Kendi akranlarımla, hemcinslerimle ilgili de aynı şeyi söyleyebilirim. Hep birbirimize destek olduk. Ben insanın kalbinin ekmeğini yiyen insan olduğunu düşünüyorum. Bize rızık olarak ne yazılmışsa onu alırız. Herkes değeri neyse onu yaşıyor. Bana yeteneklerim doğrultusunda ekranda olmayı, radyo programları sunmayı takdir ettiler. Hiçbir zaman bir engelle karşılaşmadım. Bununla birlikte ailem çok destek oldu, özellikle de eşim. Medya sektöründe bir kadının çalışıyor olması saat bakımından zor olabiliyor. Ama ben bu konuda kurallarımı da koydum. Biraz Türkan Şoray kanunları gibi kanunlarım vardı. Çocuklarım olduktan sonra günün belli saatlerinde çalışabileceğimi ifade ettim. Bulunduğum kanallar da bunu saygıyla karşıladılar. Mesela televizyon programı yaptığım dönemde sadece 1,5 saatlik programımı yapmak için kanala gidiyordum. Öncesinde hazırlanmak gibi süreçler, sonrasında eve gitmek gibi süreçleri değerlendirirsek maksimum günde 4 saat çalışıyordum. Hafta sonları çalışmıyordum. Bu süreçte dayatmalarla da karşılaşmadım. Gerçekten Kocaeli, bu mesleği yapmak isteyenler için çok geniş bir alan. Gerçekten pek çok ahlaklı medya patronu var. O yüzden şanslıydım diye düşünüyorum” açıklamalarında bulundu.

‘’MEDYA ÇOK ÖNEMLİ BİR GÜÇ’’

Bir kadın olarak meslek hayatında kazandığı deneyimleri, Kadın Kadına sohbetlerimizde anlatan Tülay Yanıkoğlu Yazıcı, “Medya çok önemli bir güç. Gerçekten insanlara, kitlelere çok hızlıca ulaşabileceğiniz bir alan. Eğer insanların kalplerine dokunamıyorsanız. İsterseniz, milyarlarca insan sizi okusun, dinlesin. Çok bir önemi yok. O yüzden temas edebilmek çok önemli. Ben televizyon programı yaptığım dönemlerde hep kendimi televizyona ait hissetmiştim. O objektife baktığımda karşımda bir insan olduğunu, ona ihtiyacı olan şeyleri söylemem gerektiğini hep düşünmüştüm. İnsanlardan da hep bu yönde bilgiler aldım. Dediler ki, ‘ekrana baktığında gözünün içi parlıyor. Seni çok keyifle izliyoruz’ diyen insanlarla karşılaştım. Ama o benim onların kalplerine dokunmuş olmamla alakalıydı. 4 yıldır televizyon programı yapmıyorum ama caddede, sokakta insanlar tanıyorlar. Hata gittiğim başka şehirlerde beni tanıyan insanlarla karşılaşıyorum. Bu bence çok güzel bir şey. Bununla beraber sadece bir televizyon programı ile insanların hayatlarını değiştirebileceğimi çok düşünmüyorum. Ben birebir temasın, insanlara daha yakın diyalogda olmanın daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. Belki de şimdi televizyon programını o sebeple yapamıyorum.  İnsanlara biz buradan etki edebiliriz. Bir kameranın objektifinden insanlara etki edebiliriz ama hayatlarını değiştiremeyiz. Ama medya çok önemli bir kitle iletişim aracıdır. Doğru haberleri paylaşmak gerekiyor. Bütün medyacıların da bu konuda çok hassas olmaları gerektiğini düşünüyorum. Şu anda medya ne yazık ki ülkemizde de dünyada da insanların algısını yönetmek için kullanılan bir araç. Bu işi doğrulukla yapanlar var. Sizin gazeteniz de bunlardan bir tanesi. Çok yakından takip ediyorum. İşini etik ve ahlaklı bir şekilde yapan insanlarla güzel şeyler aktarabiliriz.” ifadelerini kullandı.

‘YARA NEREDEYSE, IŞIK ORADAN İÇERİ SIZAR’

Meslek hayatının yanı sıra sosyal sorumluluk projelerine de büyük önem veren Yazıcı, 4 yıl önce kurduğu ‘Okuma Sanatı’ klübü hakkında bilgiler vererek, ‘’Okuma Sanatı Kulübünün kurulması benim için çok güzel bir döneme geliyor. Televizyon programlarını bıraktığım süreçte elimdeki bilgilerle topluma hizmet yapan bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm. Okuma Sanatını kurduk. Okuduğunu anlayan, okuduğu kitapları birbirleriyle paylaşan bir grup insanın bir masa etrafında toplanmasından ibaret bir şeydi. Süreç içerisinde baktık biz kalabalığız, bir araya geldiğimiz de güzel bir sinerji ortaya çıkıyor. Daha güzel şeyler yapabiliriz diye düşündük. Sonrasında kütüphaneler kuralım dedik. Medya alanındaki dostlarımız bizim haberlerimize yer verdi, daha çok insana ulaşmasını sağladılar. Sosyal medyanın etkisiyle de 1 ay gibi kısa süreç içerisinde biz 2 binin üzerinde kitap topladık. Benim de mezun olduğum Hereke Kışladülüzü İlkokulunun bir kütüphanesi olmadığını öğrendik ve oraya sıfırdan bir kütüphane kurduk. İlk kütüphanemiz bu oldu. Sonrasında da dedik yapılabilir bir şey, bir tane daha kuralım derken 4 yılın sonunda 61 devlet okuluna kütüphane desteği verdik. Ben sadece şikayet eden insanları kabul etmiyorum. Eğer bir yerde bir şikayet varsa sorun var demektir. Sorunun da bir çözümü vardır. Ben her zaman çözümün parçası olmak isteyen bir insan oldum. Benim için okumayan toplumun bir parçası olmak büyük bir yaraydı. Mevlana’nın bir sözü vardır, ‘yara neredeyse, ışık oradan içeri sızar.’ Okuyan bir topluma dönüşmek için ne yapabilirim derken küçük eylemle projemiz başladı. Bence herkes bunu yapabilir, küçücük bir şey yapalım ama yanımızdaki birkaç kişi bundan etkilensin. Bu çığ gibi büyüyecektir” dedi.

SU KUYULARI AÇTILAR

Yürüttükleri proje ile insanlara dokunabilmenin kendilerini mutlu ettiğine dikkat çeken Yazıcı, “Projemiz umduğumuzun çok ötesinde bir yere geldi. 4. yılımızı geride bıraktık. Bu 4 yılın içerisinde biz 600’e yakın kitap kumbarasını çeşitli okullara, firmalara bırakarak kitapların toplanmasını sağladık. 300 binin üzerinde kitap topladık. Destek verdiğimiz 61 devlet okulu kütüphanesinin yaklaşık 20 tanesini sıfırdan kurduk. Bununla da kalmadık. Biraz daha uzağa gidelim diye düşündük ve su kuyuları açmaya başladık. Afrika’daki, Asya’daki insanların su sıkıntısı bizi üzen bir durum. Bangladeş ve Sudan’da olmak üzere 2 tane su kuyusu açtık. Üçüncü su kuyumuz da inşallah Afrika’da olacak. Bununla birlikte erzak yardımı yaptığımız ailelerimiz oldu. Bu süreç bilgisayarı, interneti olmayan çocuklar için zorlu bir süreç. Biz 20’nin üstünde çocuğa tablet ulaştırarak eğitimden geri kalmaması için çalışmalar yaptık.  Bununla birlikte ailelerin yakacak ihtiyacını karşıladık. Yüzlerce diyebileceğim ailenin giyim ihtiyacını karşıladık. Bunlar bizim çok fazla paylaştığımız şeyler değil. Ama çoğunlukla kütüphaneler kuran bir oluşum olduk” ifadelerine yer verdi.

‘’GELENEKSEL BİR YAPIDAN GELİYORUZ’’

Medya sektöründeki dijitalleşmenin artması ve geleneksel medya yapısının gücünü yitirmesi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Yazıcı, “Medya sektöründe çok ciddi manada hareket var. İnsanlar haber almak istiyorlar, kitle iletişim araçlarını kullanmak istiyorlar. Zaten hayatlarımızın tam ortasına giren telefonlarımız var. Eskiden internete girmek için bilgisayar gerekirdi, bu da her evde yoktu. Şimdi telefonlarımızda her türlü işlemi yapabilir hale geldik. Eskiden medya sektörüne girebilmek için o alan üzerine eğitim almanız, okumanız o kapıları zorlamanız gerekirdi. Ama şimdi bir web sayfası alarak, Youtube üzerinden bir hesap açarak, Instagram’da insanlar kendi küçük medyalarını kurabiliyorlar. Bence bu biraz tehlikeli bir noktaya gidiyor. Çünkü o kadar haber var ki bunların hangisi doğru, yanlış bilemiyoruz. Ben gidişatı iyi bulmuyorum. Ama yazılı medya o kadar az ki ulusal gazetelerin bile artık dijitale döndüğünü görüyoruz. Biz geleneksel bir yapıdan geliyoruz ama bizden sonraki kuşak cep telefonu ile doğdu. Biz cep telefonunun, bilgisayarın olmadığı bir hayatı biliyoruz. Benim için kitap, gazete okumak ona dokunmaktır. Ben geleneksel yapıya dönüleceğini düşünüyorum. Medya ısrarla direnmeli. İşini iyi yapan medya ayakta kalacak. Bence gazete alsınlar. O gazetenin kokusu bile farklıdır. Dijitalliğin hayatımıza girdiği gibi çıkacağını da düşünüyorum” dedi.

‘AHLAKİ DEĞERLERİ OTURMUŞ BİR İNSAN YANLIŞ HABER YAZAMAZ’

Kadın Kadına sohbetimizde son olarak medya sektöründe yer almak isteyen gençlere tavsiyelerde bulunan Yazıcı, “İnsan olarak ahlaki değerlerinin çok yüksek olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü ahlaki değerleri oturmuş bir insan yanlış haber yazamaz. Haberi çarpıtarak yazamaz. Burada hakkı teslim edebiliyor olmak çok önemli. ‘Beni binlerce kişi okusun’ diye çok çirkin, yanlış bir başlık atmanın gazetecilik olduğunu değerlendirmiyorum. Onlar kısa vadede karlı olabilirler, çok kazanabilirler, popüler olabilirler. Ama çok uzun vadede kalıcı olmazlar. Gençlere sabun köpüğü etkisi yaratacak işlerden uzak durmaları gerektiğini, geleneksel yapının çok zor olduğunu söylemek istiyorum. Ama şu an günümüz insanının bir şey yaptığında onu o kadar büyüttüklerini görüyorum. Aldıkları teşekkürler sürmüyor. Etik, ahlaki değerleri olsun. Her şeyi yayınlanmasınlar. Haberi düzgün yazabilmek için uğraşsınlar.” diyerek sözlerini sonlandırdı. Ceyda ÖZER-Selvi GEÇAL-Ayşe KAHRAMAN


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.