Merceğin Adresi …


Arzu Yaman

Arzu Yaman

08 Ekim 2020, 09:46

İnsanoğlu muhteşem bir donanımla yaratılmış canlı olmakla birlikte, bir o kadar da karmaşık. Yaradılışa dair bilgilerimiz sıklıkla güncelleniyor. İnsanın en çok merak edilen yönü ise, ruh dünyası olsa gerek. Son dönem çokça okunan kitaplardan tutun, televizyon dizilerine kadar psikolojik boyutu ve analizi temel alan bir bakış açısı söz konusu. Aslında insanın ruh haline yönelik bu ilgi, geç kalmış bir ilgi.

İnsanın ruh dünyasını mercek altına alıyoruz artık. Yaşanmışlıklardan yola çıkarak derin sorgulamaların yapıldığı bu dönem aynı zamanda toplumun da nabzını tutuyor. Derin derin yaşanan bir psikolojik buhran söz konusu. Aksi takdirde bu kadar şiddeti, hoyratlığı, özensizliği ve bencilliği başka nasıl açıklayabiliriz. Bir tek bireyi dahi ıskalama lüksümüz yok. Zira toplum, en zayıf halkası kadar güçlüdür. Zayıf halkalarımızı güçlendirmeliyiz. Bunun için hep birlikte çaba göstermekten başka bir yolumuz da yok.

İnsanoğlu, dünyaya geldiği andan itibaren başlayan ve son nefesine kadar devam eden bir hikayenin kahramanı oluyor. Herkes, kendi hikayesinin baş kahramanı ve bu kahraman, geçmişinin ayak izlerini iz sürerek geleceğe ilerleyecektir.

Mutlu insanlar, çevrelerini de mutlu ederler. Mutsuz insanlar ise çevrelerini mutsuz ederler. Bu durum, hepimizin bildiği su götürmez bir gerçektir. Hayata merhaba dediğimiz o ilk andan itibaren, bilinçaltı her türlü bilgi ve deneyimi depolamaya başlıyor ve sonraki davranış şekilleri bu bilgilerin ışığında gerçekleşiyor. Nasıl başladığımız belirleyici bir faktör. O yüzden denir ya,        ”İnsanın anavatanı çocukluğudur” diye..

Bir gülüşüyle etrafına enerji yayan, başka hayatlara dokunduğunda güzelleştiren insanlar vardır. Yolunuz kesiştiyse kendinizi şanslı sayın. Bu insanlar hayatlarında hiç dert ve tasa olmayan insanlar değillerdir, bu insanlar o dert ve tasalara rağmen “Yine de ben varım” diyebilenlerdir. Güle talip olurken dikenine de talip olduğunun bilincinde olanlardır. Belki hayata trajik bir başlangıç yapsa da mücadele ruhunu kaybetmemiştir. Bu toplumun gelişmesinde de en çok emeği olan insanlar işte bu insanlardır.

Bir de varlığıyla kaos yaratan insanlar vardır. Ortamın enerjisini tüketen, yapıcı olmaktan ziyade yıkıcı olan ve etrafıyla çatışmacı bir üsluba sahip insanlar… Kendisiyle kavgasını dışa yansıtan; güç, otorite veya makam mevki ile kendini saydıran bu insanlar, çevresi için yaşamı çekilmez hale getirebilirler. “Ben dilini” kullanan bu zihniyet için varsa yoksa kendi kuralları ve beklentileridir.

Son dönem yayımlanan, bir psikiyatrisin anılarından yola çıkılarak kurgulanan birkaç dizi merceklerimizin de adresini belirledi. İnsan ruhunun derinliklerine doğru hep birlikte meraklı bir keşfe çıktık. Neticenin varacağı yer herkesin bu mevzudan da bir bilirkişi edasıyla çıkmış olması gibi bir risk taşısa da, en azından üzerine düşünülüyor olması dahi kıymetli.

Hiçbir makam mevki veya maddi imkan baki değil. Bizler sadece o yerlerin ve imkanların hizmetlisi ve emanetçisiyiz, tıpkı bize sunulan hayat gibi. Bir an da olsa düşünmeli; o imkanlar, makamlar gittiğinde geriye kalacak olan nedir ? Bu hayatta en büyük zenginlik iyi insanlar biriktirmek. Koltuklarımızdan kalktığımızda kimler bizlerle yürümeye devam edecek ?

Egoyu tatmin etmek, güç gösterisinde bulunmak yerine kaç gönüle girdik, ne kadar faydalı işlere imza attık bu hayatta, ona baksak ne güzel olur. Sorun çıkarma odaklı değil, çözüm odaklı yaklaşarak ve tüm başarıların ancak ve ancak takım ruhuyla gerçekleştiğinin şuurunda olarak emek versek ! Çevresiyle uyum içinde olmayan bireyler ne kadar eğitimli ve donanımlı olursa olsunlar, dışlanmaya mahkumdurlar. Hele ki işi eğitim olan, yani bir şahsiyetin şekillenmesine katkıda bulunan insanların daha özenli ve gayretli olması gerekiyor.

Bir insanla karşı karşıya geldiğimizde, uzun ve derin bir hikayenin kahramanı ile yüz yüze geldiğimizi unutmamalı. Pek çok acı, yara, aksaklık, mutluluk, hüzün, sevinç.. hepsinin iç içe geçtiği komplike bir yapı. Biz de bir başkasının hayatına tüm geçmişimizle, bilinçaltına depoladığımız birikimlerle misafir oluyoruz. Fakat önemli olan nokta, yaşadığımız güçlüklerin bedellerini hayatımızdaki diğer insanlara ödetmemek. Yaşadığımız her şeyi acısıyla tatlısıyla kucaklayıp bizi biz yapanın, tüm bunların bileşkesi olduğunu bilelim. Olgunlaşmak, kemale ermek böyle bir şey olsa gerek !

“Başaklar olgunlaştıkça boynunu eğer” sözü ne güzel bir sözdür.

“Dikleşmeden dik durmak da mümkündür”

******

Bi’Mola vermek isteyenler için; Malcolm Gladwell’den “Outliers/Çizginin Dışındakiler” okumaya değer.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.