Öz (Güven) …..


Arzu Yaman

Arzu Yaman

16 Mayıs 2019, 11:58

Güven…. İnsanoğlunun temel ihtiyaçlarından biri. Yemek, su kadar önemli bir ihtiyaç. Nasıl ki gıda bedeni besliyorsa, güven duygusu da ruhu besleyen ve ayakta tutan bir his. Bu his olmaksızın tüm insan ilişkileri her daim yarım. Gerisi endişeli, günübirlik insan ilişkileri…

Güven; Korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat demek TDK’na göre.  Güven kavramının iki boyutu vardır; ilki kişinin kendine olan güveni (-ki bunu özgüven olarak adlandırırız) diğeri ise çevremizdeki insanlara karşı güven.

Güvenin ilk boyutu, kişinin kendine olan güvenidir. Özgüven olarak adlandırdığımız bu durum şahsiyetin oluşmasında hayati öneme sahiptir. Bu yüzden çocukları yetiştirirken özgüvenini zedelemeden yetiştirmek son derece önemlidir. Özgüvenin açığa çıkması ise çocuklara sorumluluk vermekle mümkün. Sorumluluk alan çocuk bedel ödemeyi de öğrenmeli. Aksi takdirde kendini iyi tanıyıp, kendinde var olanlara karşı bir güven hissi taşımayan bireyin çevresiyle ilişkileri sorunlu oluyor. Bu genelde, kendini onarmak şeklinde değil de karşı tarafı tersinden hırpalamak şeklinde açığa çıkar. Dikkat edelim, özgüven eksikliği olan insanlar her fırsatta diğerlerinin eksiklerini ve hatalarını bulup eleştirme eğilimindedir. Kendi varlıklarını bu şekilde ortaya koyarlar. Hatta benliği sarsıldığı için kendinden daha nitelikli insanlarla paylaşım içine girmeyi de tercih etmezler. Kendine karşı güven duymayan kişi, başkalarına karşı nasıl güven duyabilir.

İnsanın hamurunda olan, yaradılışının bir parçası güvenmek. Çocukken öğrenmeye başlarız güvenmeyi, ilk güven talimleri aile içinde gerçekleşir. Bir insanın çocukluğu, onun anavatanıdır denir. Güven duygusunun tohumları bu dönemde ekilir. Her tecrübeyle birlikte şekillenir artık kime güveneceğimiz. Yani zamanla herkese güvenmemek gerektiğini idrak ederiz. İdrakimiz bununla sınırlı kalmaz. Aslında kaybederken güvenimizi, kaybolmaktadır masumiyetimiz de…  Bir kere güvensizliği yaşamış ruh, bir daha eskisi gibi masum kalamaz. Buna tecrübe de diyebiliriz.

Çocukları özgüven duygusuyla yetiştirelim derken ölçüyü kaçırıyoruz sanırım. Özellikle gençlerimizde bir özgüven patlaması olduğunu görüyoruz. Ölçüsüz olan bu özgüvenin kaynağı nedir diye baktığımızda ise maalesef herhangi bir dayanağı yok. Her şeyi bildiğini ve her şeyi yapabileceğini düşünen nesil, teknolojinin kattığı avantajla her türlü bilgiye bir tuşla ulaşabilen bu nesil, kendini bilmekten çok uzaklardadır. Kendini bilmeyen insanoğlu neyi tam bilmiş olabilir ki ? Bu gençleri bu boyutta bir özgüvenle kimler yetiştiriyor peki ? Modern çağın küçük tanrıları olan çocuklar başka bir imtihan vesilesi oluveriyor. Gerçek yaşamın zorluklarıyla karşılaşan gençler bir cendereye düşüyor.

Gerek ailenin çocuğu yetiştirme tarzı, gerek eğitim sistemi ve gerekse popüler olan yayınlar hep birlikte şahsiyeti inşa etme misyonunu üstlenirler. Bir dönem çokça incelediğim kişisel gelişimle alakalı kaynaklar beni oldukça endişelendirmişti. Bu kaynakların çokça takipçisinin olduğunu da biliyorum. Her türlü bilgiye kolayca ulaşmayı alışkanlık edinmiş genç potansiyel için bulunmaz nimetler. Kısa ve pratik önerilerde bulunan bu kaynakları okuyan pek çok kişinin ayaklarının yerden kesildiğini de görmüşümdür. Büyük bir sektör halini alan bu yayınlar bireyin egosunu şişirip, özgüven patlaması yaratmıştır. Tabi ki bu demek değildir ki, hiçbir faydalı bilgi yoktur bu kaynaklarda. Elbette yapıcı ve katkı sağlayıcı bakış açıları da vardır fakat toplamda çalışmanın çıktısı nedense sadece şişmiş ego oluyor. Gerekli bilgiler ayıklanarak alınmıyor demek ki. Sorgulayarak ve karşılaştırma yaparak faydalanmalıyız her türlü kaynaktan. Bu yüzden çapraz okuma yapmayı öneririm hep.

Okuma yaparken, kaynak araştırmasına yönelirken her türlü bilgiyi neye dayandırdığınız önemli. Bizlere kainatın, insanların kullanma kılavuzu verilmiştir. İnsanın ne olduğu, ne olması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Pusula elimizdeyken bizler hayatı kendimize zorlaştırmış ve yolumuzu kaybetmişizdir. İnsan eksik, kusurlu yaratılan bir kuldur. Kulluğun idraki de acziyetini bilmekle başlar. Ben’lik ve ego bizim neyimize ! Haddini bilmeyene hayat bildiriyor vesselam.. Her şeyi ölçüsünde yaşamalı.

“Güvenmiyorum” dedi biri; “Nasıl güveneyim bunca yaşadıklarımdan sonra?” Bir kere kırılınca güven, yerine gelir mi ki ? Hiç kırılmamış gibi yol alınabilir mi ki ?

Güvenin ikinci boyutu, başkalarına olan güvendir. Günümüzde insanları tanırken güvenilir biri olup olmadığına bakarız. Bu en önemli özellik olur. Aynı şekilde hakkında olumsuz konuşurken de öncelikli olarak güvenilmez biri olduğundan dem vururuz. Yani bu insani vasıf en öncelikli ve olmazsa olmazımızdır. Lakin insan olarak da sınıfta kaldığımız yerdir.

Peki güven her zaman ve şartta geçerliliğini sağlar mı ? Tabi ki hayır. Çünkü bu beklenti insanın yaradılışına aykırıdır. İnsan değişen ve gelişen bir canlı ve yaşam tecrübeleriyle olaylara ve durumlara karşı tutumu değişkenlik gösterebilir. Her konuda mutabık olamayız güvendiğimiz insanlarla. Neticede bizden farklı bir pencereden bakıyor olabilir meseleye. Bizim güven anlayışımızın referans noktası kişinin niyeti ve özü olmalı. Ben bilirim ki, “vardır onun bir bildiği..” sormalı, anlamaya çalışmalı.  İşte bu tarz bir farklılık güvene mani değildir.

Derin güven kayıplarımızın olduğu zamanlar vardır. Güvendiğimiz dağlara karların yağdığı, baharın bizi terk ettiği zamanlar… İnandığımız, bildiğimiz gibi olmamıştır olması gereken. Hep tedirgin, kuşkulu bakmaya başlamışızdır. Oturduğumuz evin anahtarını kapının üzerinde bıraktığımız yıllar çoktan mazide yerini almıştır. En yakınımıza dahi çocuğumuzu emanet edemez duruma geldik. Peki ne oldu da bu duruma gelindi ? Suçlusu kim ? Hepimiz bir parçası değil miyiz gelinen bu durumun ?

Tabiatta fıtrata aykırı yaşayan tek canlı insandır. Bu yüzdendir yaşanan tüm kaoslar. Varken elimizde hayatın kullanma kılavuzu, insanoğlu soyunmuştur tanrıcılık oynamaya. Doğru, dürüst ve güvenilir olmanın öncelikli olarak kendimize yaptığımız iyilik olduğunu bilmekten uzaklaştık. Uyanıklık oldu sahtekarlığın adı. Güvenilmez olmanın aynı zamanda yalnızlık olduğunu göz ardı ettik. Bir insanın diğer bir insanda en büyük kredibilitesi güvenidir kanımca. Yeri gelir, parayla pulla halledemediğiniz meselenin çözümü güven üzere gerçekleşir.

Benliklerimiz şişerken, özgüvenlerimiz yarışırken birbirimize olan güvenimiz yitip gitti. Dengeyi kuramayan insanın hali savrulmaktır hayatta. İnsan ilişkilerinde güveni kaybeden birey gittikçe daha da yalnızlaştı.  Her şeyde olduğu gibi, gerek kendimize gerekse başkalarına olan güven duygumuzu ölçüsünde hissetmeli ve ona göre davranmalı.

******

Bi’Mola vermek isteyenler için, Eduardo Galeano’dan “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” okumaya değer.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.