Romanın babası; Balzac ve Vadideki Zambak üzerine...


Sultan Can Sarıtaş

Sultan Can Sarıtaş

05 Haziran 2021, 10:24

Balzac, Avrupa edebiyatının realizm yaratıcısı olarak kabul edilir. Fransız doğumlu bu yazar eserlerinde Fransız kültürüne ve mensubu olduğu Hristiyanlık dinine o kadar çok yer verir ki onu manastır eğitimi almış bile sanabilirsiniz. Gazete Gebze’nin şahsıma ayırmış olduğu bu ilk yazıyı edebiyatta ki yeri tartışılmaz olan Balzac ve onun en sevdiğim eseri -Vadideki Zambak- üzerine ayırdım. Türk okurların pek fazla ilgi duymadığı bir yazar olduğunu söylüyor bir kesim ama ben buna ısrarla karşı çıkıyorum. Dilini çözebilen nice Türk okurlar var. Yaşarken de dili en çok kadınlara hitap eden bu yazar şimdilerde de yine kadınlar tarafından daha çok rağbet görüyor. Sebebi ise bence bir çok eserinde kadına eşsiz güçler ve harika bir önsezi rolü yüklemesi. Bunu kolay kolay hiçbir yazar yapmaz. Hele o dönemler!.

Onun hakkında bir kaç bilgi araştırsanız şu metin muhakkak karşınıza çıkar;

“Üretken bir yazar olan Balzac 100 den fazla roman kaleme almıştır. Eserlerinde Dante’nin İlahi Komedya eserinden esinlenmiştir.

“Yaşamı boyunca borç içinde yaşamış öldükten sonra büyük üne kavuşmuştur. Balzac 4 yaşına kadar bir yetimhanede büyüdü ve 4 yaşında ailesine geri verildi. İlköğrenime başlayan yazarın babası eğitim konusunda oldukça titiz olduğunda iyi bir eğitim aldı ve Hukuk okudu. Bir süre hukuk bürolarında staj yaptı.

Yazarın asıl ilgi alanı edebiyat ve yazarlıktı. Bu alanda sanat ve edebiyat ile tanışma fırsatı yakalamış ve yazarlık yeteneğini keşfetmiş oldu.”

Evet her anlamda zorlu bir hayatı olan Balzac’ı güzel ülkemize Cemil Meriç kazandırdı diye düşünüyorum. Bir fikir işçisi olan Meriç, Hatay’da eğitim görüyor. O dönem Fransız işgalinde olan Hatay okullarında Fransız Edebiyatına yakınen şahit olan Meriç, Balzac ile tanışıyor ve eserlerini Türkçe’ye çeviriyor. İyi ki de bu hizmeti yapıyor. Kendi eserlerinde de birebir bahsettiği Balzac onun gözünde ayrı bir yer ediniyor. Realist yaklaşımı, empati yeteceğim güçlü bu yazar sosyal vakalara da değinmekten çekinmiyor.

Şimdi Balzac’ın en popüler eserlerinden biri Vadideki Zambak üzerine sizlerle bir şeyler paylaşmak istiyorum. Heyecanımı mazur görün, kitaplardan başka heyecanı kalmayan bir okur olarak, Balzac’ın dizlerinin dibinde buldum kendimi. Böyle eserler, böyle şahane sözler! Heyecanımı cahilliğime verin. Büyülendim galiba! Cemil Meriç, ısrarla “Balzac, roman edebiyatının babasıdır.” diyordu. Ne kadar haklıymış! Okurken sarsıldım. Uzun zamandır hiçbir romanda duygulanmamışken böylesi bir yasak aşktan arta kalan bütün kutsal duygulara hayranlıkla bakakaldım. Gelelim eserin özetine. Detay istemeyenler, henüz eseri okumayanlar bu kısımdan sonrasını dilerse okumasın lütfen biraz spoiler içerebilir.

Felix, annesinin sevgisizliği ve ilgisizliğe ile hayata küsmüş bir erkek çocuğudur. Yirmili yaşlarda kendisinden altı yaş büyük bir kadınla tanışır. Annesinde bulamadığı her şeyi onda yaşamak ister. Ama Madam De Mortsauf, hem evli hem de iki çocuk annesidir. Ve çok dindar, eşine bağlı bir kadındır. Ne büyük aksilik ki bu güzel kontesin kocası ise çok ilgisiz, hanımından sürekli şikayet eden bir düşüncesizdir.

Felix, bu Fransız kadının ahlakına, yüce tavrına, anneliğine her şeyine gitgide daha çok aşık olmaktadır. Kontesi ufak kaçamaklara ikna etmek için ömrünü heba etse de, kontes hiçbir ahlaksızlık yapmamaya niyetlidir. Ama zamanla bu gence, duyguları karşılıksız kalmayacaktır. Onu özleyecek, sevecek ve hep görmek isteyecektir. Ve sonra diyecektir ki Felix’e; “seni hiçbir dünyalık duygularla değil, anne gibi seviyorum.” Felix, “sev de, ne gibi seversen.” diyerek devam eder kontesin eteğinin etrafında dönmeye. Kontes onu daha iyi eğitim alması için İngiltere’ye gitmeye ikna eder. Bu gidiş, onu iyi bir siyasetçi yapacaktır. Fakat Felix’in bakir duyguları İngiliz kadınları karşısında yenilecek, kutsal aşk dediği Mortsauf’a ihanet edecektir. “Oğlum gibisin” deyip durduğu adamın bir başka kadınla dünyalık hazların peşine düştüğünü öğrenen Kontes, ölümcül bir hastalığa yakalanır. Yemekten, içmekten kesilir. Bir kez bile Felix’e yenilmediği için, ahlakını bozmadığı için gururludur da.. Ama ölüme niyet etmiştir. Ölecektir.

Çocuk yaşta rızası dışında evlendirilmiş ve bir ömür boyu bu yükün altında kalmış kız çocuklarını hatırlattı bu eser. Zaten sanatın görevi de bu değil midir? Görülmeyen yaraları gözler önüne sermez mi deva arayalım diye...

Sizlerle daha nice güzel eserler üzerinde paylaşımlar yapmak istiyorum. Önceliği Dünya Klasiklerine versek de ilerleyen zamanlarda Türk Edebiyatında devrim yapmış nice güzel kaleme de yer verecek onların dimağlarına misafir olacağız. Herkese şimdiden iyi okumalar.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.