ŞİİR ÜZERİNE


Sibel Çakcak

Sibel Çakcak

08 Mayıs 2021, 11:19

    ‘’Ey gül

     Pembeye rengini veren gül

     Gül .’’

      İlk cümleyi kurmak neden bu kadar zor oluyor derken kendi kendime , konu şiir olunca akan sular duruyor da ondan herhalde diyorum .

Duygular dile gelmek için kapınızı çaldığında ne kalabalıklar ne de yalnızlığınız durdurabilir sizi , iki satır yahut dizeler dolusu kelime sıralanır arka arkaya . Öyle oturup ta ilham gelsin diye de beklemenize hiç gerek yok o usulca giriverir gönlünüzden içeri .

      Nazım derler , manzume derler , şiir derler , ta evvelinden var olan kalemin aşk ile terennümü (şiir) incileri ipe dizmekmiş , zamanında bir yerlerde okuduğum ve aklımda kalanıyla . Öyle vefalı dosttur ki o ne vakit ihtiyaç duysan yanı başında . Hayatın her anında başını yaslayabileceğin dizinin dibinde ki sadık dost . Kimi zaman ‘’Merdiven’’(Ahmed Haşim) , kimi zaman ‘’Canım İstanbul’’(Necip Fazıl) , ‘’Küfe’’(Mehmed Akif) ,’’Doksan Beşe Doğru’’(Tevfik Fikret) , ‘’Arada’’( Behçet Necatigil) , ‘’Yaşamaya Dair’’ (Nazım Hikmet) ve bu liste böyle uzayıp gider . Her şairin kaleminde güçlü birer hazine gizlidir kiminde hüzün kiminde göz yaşı kiminde aşk kiminde umut , ortak payda duyguların okyanusundan gönülden gönüle sunulan birer damla …

Kadim edebi türlerden olan nazım , hem bizim hem de diğer medeniyetlerin sözlü ve yazılı tarihinde çok büyük bir değere sahip .

Halk şiiri , Dîvan şiiri , ölçülü ölçüsüz , serbest nazım derken bugün keyifle imrenerek okuduğumuz dizeler, bizi daha insancıl daha duyarlı bireyler haline getirmekte yadsınamayacak derecede kıymete haizdir .

      Geriye dönüp şiirin tarihine baktığımızda İslamiyet öncesi dini törenlerle edebiyatın bu türüyle tanışan Türk milleti , İslamiyet sonrasında da şiir alanında ilerlemesini sürdürürken asıl gelişimini Tanzimat dönemi Batılılaşma merakıyla göstermiş bu alanda .

     Mesela kim benim İstanbul aşkımı ; ‘’ Ruhumu eritip te kalıpta dondurmuşlar , onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar …’’(Necip Fazıl) dizelerinden daha mükemmel ifade edebilirdi ki , bize hiçbir karşılık beklemeden huzur veren satırlar şairler olmasaydı nasıl dile gelirdi ki .

Haykırışlar da onda göz yaşları da insana dair ne varsa kainat var olduğundan beri şiirin heybesinde , hoş evrenin  kendisi de hakiki gözle bakıldığında yaşayan , nefes alan şiir değil mi !

Kalem tutmasını öğrenen ve tuttuğu kaleme büyük aşk besleyen her insanın yolu bir gün mutlaka şiir durağına düşer . Ama iki satır ama koskoca dizeler edebiyatçıların çoğunun uğrak yeri evvela şiirdir desek abartmış olmayız .

Bazen uzundur satırlar bazen bir dörtlük bazen sıra sıra numaralarla kitaplaşmıştır . Kimseye akıl vermek değildir onun işi ne var ki herkes bir gün bir ozanın dizelerinde buluverir asıl benliğini .

‘’Alacakaranlık ve Hayâller’’ ile lisenin son yıllarında kalemimiz de merhaba dedi bu naif savaşçıya . Duyguya dair , insana dair yani hayata dair o kapıdan hiç hesapsız biz de giriverdik boyumuza posumuza bakmadan . Nasıl oldu nasıl yaptı bilmiyoruz amma velakin o günden bu güne en vefalı dostumuzdur o . Kalemimiz ilerleyen yıllarda başka  edebi türlerle de tanışsa da ilk göz ağrımız ve başımızın tacı vazgeçilmezimizdir şiir ölünceye dek .

     Özümüz , sözümüz , iki gözümüz , ardımızda kalacak kalem izimiz , sayılı bildiğimiz ömür közünde ; avazeyi bu âleme Davud gibi salıp hoş bir seda bırakmaktır bizim gönül işimiz.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.