Tuna’da Osmanlı Kenti İsmail’de Devri Alem


İsmail Kahraman

İsmail Kahraman

13 Haziran 2019, 10:06

Tuna nehrinin Karadeniz’e Döküldüğü Ukrayna’nın Osmanlıca adı ile İsmail, Ukraynaca İzmail kentinde belgesel çekimlerimizi tamamlayarak Karadeniz sahilinden Odesa, Kırım Tatar Türkçesi ile Hacıbey’e doğru yola çıkıp gidiyoruz. Romanya’nın Galati Osmanlıca Kalas şehrinden yola çıkıp Moldova gümrüğünden geçip kısa bir sürede geldiğimiz Ukrayna gümrüğünde tam bir sıkıntı çekip sorun yaşayarak Tuna nehrini takip ederek 90 km mesafedeki Tuna’nın Karadeniz’e döküldüğü İsmail kentine geldik.

Adını Osmanlı döneminde bölgeyi Fetheden İsmail Paşa’dan alan şehir çok muhteşem. Şehir girişinde Tuna nehri deltası ve denize döküldüğü koy bir tablo gibi şehir içinde binalar ve İsmail kalesinin kuşatılması ile ilgili Beserabya otelinin yanındaki tablo, etkileyici şehir içinde ki anıt İsmail kentinin geçirdiği evreleri yansıtıyor.

İSMAİL KENTİ

Bugün Ukrayna Cumhuriyeti’nde Besarabya’nın güneyinde, Bucak denilen kesimde, Tuna’nın Karadeniz’e dökülen kollarından biri olan Kilya üzerinde Romanya sınırına yakın önemli bir liman şehri olup Türkçe söylenişine benzer şekilde Izmail adıyla anılır.

XVI. yüzyılda bir Osmanlı kasabası olarak kuruldu. Kasabanın bulunduğu yerde eski bir yerleşme yeri olup olmadığı bilinmemektedir. Buranın bir Ceneviz kalesi olarak kurulduğu yolundaki iddialar doğru değildir. 889 (1484) yılında II. Bayezid’in kaptanlarından İsmâil Bey tarafından ele geçirildiği için İsmâil adıyla anıldığı şeklinde Evliya Çelebi’nin verdiği bilgiler başka kaynaklarla doğrulanamamaktadır. Şehrin adının kumluk yer anlamına gelen Smil’in Türkçeleşmiş şekli olduğu iddiası Slavca bazı nehir adlarına dayalı etimolojik yakıştırmalar dışında sağlam bir kaynağa dayandırılamamaktadır (Dron, sy. 23-24 [1995], s. 103-104). İsmâil’in de içinde bulunduğu bölgenin II. Bayezid’in Kili ve Akkirman’ı alması sonucu Osmanlı hâkimiyetine girdiği tahmin edilmektedir. Söz konusu bölgede öteden beri Tatar kabilelerinin varlığı bilindiğine göre İsmâil adının bunlarla ilgili olması ve küçük bir Tatar yerleşmesi olarak kurulmuş bulunması kuvvetle muhtemeldir. Daha geç tarihli belgelerdeki eskiye yönelik atıflardan İsmâil’in Tuna üzerinde hayli hareketli bir geçit yeri olduğu anlaşılmaktadır.

  İsmâil’in bir askerî istihkâm olarak teşkili 998’den (1590) sonra oldu. Ticaretin giderek yoğunlaşmasıyla artma eğilimi gösteren Kazak saldırılarına karşı tahkîm edildi. Bu küçük geçit yeri, artan ticaret sebebiyle yeniden canlandırıldı. Dârüssaâde ağalarından Mehmed Ağa’ya temlik edilerek bir kasaba haline getirilmesi ve emniyetin sağlanması için burada bir küçük askerî istihkâm (palanka) yapılması emredildi. Muharrem 998 (Kasım 1589) tarihli mülknâmede İsmâil Geçidi’nin oldukça tehlikeli bir yer olduğu, sürekli eşkıya tehdidi altında bulunduğu, gelip geçenlerin soyulduğu, bunun için buranın imar ve iskânının gerektiği, bu amaçla Dârüssaâde Ağası Mehmed’e temlik edildiği belirtilmektedir. Ayrıca İsmâil’in bir iskele olduğu, tüccarın uğraması sebebiyle burada bir gümrük oluşturulduğu da ifade edilmektedir (TK, TD, nr. 36). Böylece kasabanın oluşumu için ilk faaliyetler başlatılmış oldu. Nitekim bundan yaklaşık dört yıl sonra yapılan Şevval 1000 (Temmuz 1592) tarihli ilk tahririn sonuçlarını ihtiva eden defterde, İsmâil’in Bender sancağına bağlı bir kaza merkezi statüsünde bulunduğu kayıtlıdır (TK, TD, nr. 71). Tahrir yapıldığı sırada Mehmed Ağa ölmüş, buradan elde edilen vakfa ait vergi gelirlerinin bir kısmı Kudüs ve Haremeyn fakirlerinin ihtiyacına, bir kısmı da İstanbul’daki cami, medrese, dârülhadis, hankah gibi yapılara tahsis edilmişti. İsmâil’in bu ilk sayımına göre burası küçük bir kale (muhtemelen ağaçtan veya topraktan yapılmış bir palanka), onun dışında sivil yerleşme mekânından ibaret fizikî kapasitesiyle kıyaslanmayacak ölçüde kalabalık nüfuslu bir kasaba idi. Kalede otuz altı muhafız bulunuyordu. Kale dışında ise elli üç süvari yerleşmişti. Sivil yerleşme kısmında, kalenin önündeki gölün diğer yakasında yeni kurulmuş Şehreküstü adlı müslüman mahallesinde altmış yedi erkek nüfus kaydedilmişti. Bunların önemli bir kısmı Tatar asıllıydı. Yine kale dışında olduğu anlaşılan, hıristiyanların yaşadığı on mahalle vardı. Bu mahallelerde 1008 erkek nüfus kayıtlıydı. Bütün bu rakamlar, henüz yeni kurulmuş olan bu küçük yerleşme yerinin kısa sürede hızla gelişmiş olduğunu, en az 4-5000 dolayında dâimî bir nüfusu bulunduğunu, bunda vakıf statüsünün ve avârız türü vergi muafiyeti tanınmasının önemli rol oynadığını göstermektedir. Buradaki gayri müslim nüfusunu adlarından anlaşıldığı kadarıyla Boğdanlı, Eflakli, Kazak-Rus, Rum, Bulgar gibi karışık gruplar oluşturuyordu. Daha geç dönemlerde bunlara Ermeni ve yahudiler de katıldı. Kasabanın çevresindeki tarım alanlarının üretim faaliyetleri arasında ziraata dayalı mahsuller, özellikle de buğday, arpa, pirinç gibi tahıllar önde geliyordu. Ayrıca ticarî faaliyetin yoğunluğuna işaret eden ihtisab, pazar bâcı, gümrük rüsûmu da önemli miktarlara ulaşıyordu. Ticaret daha çok hububat, kürk, deri, balık ve esir alışverişine dayalı idi. Meselâ gümrük resmi esir vergisiyle birlikte 6000 akçe dolayındaydı. Önemli miktarda balık avcılığı yapıldığı ve bunların fıçılarla ihraç edildiği dikkati çekmektedir.

EVLİYA ÇELEBİ’DEN İSMAİL NOTLARI

1060’a (1650) doğru Kâtib Çelebi bir geçit yeri olarak önemini vurguladığı İsmâil’i kalesi bulunan, İstanbul’a on beş günlük mesafede, ahalisinin çoğunluğunu gayri müslimlerin oluşturduğu 8000 hânelik büyük bir kasaba şeklinde tarif eder. Hâne sayısı olarak verilen rakam abartılı olmakla birlikte bunun kazanın toplam hâne sayısı olma ihtimali daha kuvvetlidir. Bundan yaklaşık on yıl sonra (1067/1657) burayı gören Evliya Çelebi, İsmâil’de kale bulunmadığından söz eder. Ancak Evliya Çelebi bu ifadesiyle büyük, taştan surlarla çevrili askeri istihkâmı kastetmiş olmalıdır. Ona göre burası Haremeyn Vakfı olduğundan kasabada bu vakfın bir yöneticisi ve onun emrinde 400 adam vardı. Ayrıca bir kadı, gümrük emini ve az sayıda muhafız görev yapıyordu. Toplam hâne sayısı 2000 idi ve bunlar daha çok basit yapılardı. Kasabada üç müslüman mahallesi yer almaktaydı; birçok Rum, Ermeni ve yahudi de burada ikamet etmekteydi. Ancak bu ticarî önemine rağmen bedesten, han gibi büyük yapıları yoktu; 800 dükkân mevcut olup halkın önemli bir kısmı ticaretle uğraşıyordu. Bunlar daha çok Eflak ve Boğdanlılar ile ticaret yapıyorlardı. Elde edilen morina, mersin balıkları salamura yapılıp Leh, Ukrayna, Moskova diyarına götürülüp satılıyordu (Seyahatnâme, V, 106-108). Onun ifadeleri, kalabalık nüfusuna ve yoğun ticaretine rağmen kasabanın fizikî gelişimini henüz tamamlamamış olduğunu göstermektedir. Evliya Çelebi’nin hiçbir dinî mâbedin adından söz etmemesi de ayrıca dikkat çekicidir. Bu konuda sadece bu tür binaların müslüman mahallesinde bulunduğunu söylemekle yetinir. Onun verdiği bilgiler kasabanın, kurulduğundan bu yana sürekli bir hareketliliğe sahne olan geçici iskân merkezlerine benzer tipik bir liman şehri ve geçit mevkii özelliğini sürdürdüğünü, ticaret gerekçesiyle toplanmış, her an dağılmaya müsait bir nüfus yapısına sahip olduğunu düşündürmektedir. Evliya Çelebi Kili, Akkirman ve Boğdan toprağında Kalas kaleleriyle sınırlanan İsmâil kazası dahilinde birçok Tatar köyünün bulunduğunu da belirtir.

İsmâil’in askerî açıdan önemi, XVIII. yüzyıl başlarındaki Osmanlı-Rus savaşlarının başlamasıyla giderek arttı.

Tuna’nın sol kıyısında yer alan ve sadece İsmâil adıyla anılan kasabanın bulunduğu yerde Tuna ikiye ayrılmaktadır. Nehrin bir yanı 1198’de (1784) Ruslar’a karşı yapılan kale ile korunur. Kalabalık nüfusu Türk, Tatar, Moldav, Ermeni ve çoğu zengin yahudilerden ibarettir. Rumeli buğdayı burada toplanır, ambarlara konur, oradan İstanbul’a sevkedilmek üzere Kili’ye gönderilir. İstanbul halkı buna “Kili-İsmâil buğdayı” adını vermiştir.

Ruslar, İsmâil’in 2 km. aşağısında yeni bir yerleşim yeri kurdular. Sonradan eskisiyle birleşen bu kısım da İsmâil adıyla anıldı. Ruslar kasabadaki bütün camileri yıktılar, burayı yeni göçmenlerle iskân ettiler. 1856’da Kırım Harbi sonrası Osmanlı hâkimiyeti altında kalmak şartıyla Boğdan Beyliği’ne bırakılan İsmâil’in kalesi tahrip edildi. 1878’de yeniden Rus idaresi altına girdi. 1940’ta Besarabya ile birlikte Romanya’ya katıldıysa da 1947’de Sovyetler Birliği’ne terkedildi. Bugün Ukrayna toprakları içinde kalan İsmâil, önemli bir liman şehri olarak gelişmesini sürdürmekte olup 95.000 dolayında nüfusa sahiptir. Gıda ve kırtasiye sanayii önem kazanmıştır. Çevresinde bulunan delta göllerinde yapılan balık avcılığından elde edilen ürünler burada pazarlanır. Ayrıca nehir tersanesine sahip bulunması yönünden önem taşır. Kalesinin harabeleriyle XVI. yüzyıldan kalma olduğu tahmin edilen bir cami kalıntısı mevcuttur.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.